Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bütün kötülüklerin anası mı gerçekten?

05.07.2020 / 22:05

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bütün kötülüklerin anası mı gerçekten?

ANKARA EKPRESİ

 

Siyasette alıp başını giden yeni bir ezber: Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bütün kötülüklerin anası!

 

Sanırsınız cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi gelmeden bir gün önce bu ülkede mis gibi bir kuvvetler ayrılığı vardı, milletvekillerinin ve bakanların itibarı 1500’dü, yargının bağımsızlığı dillere destandı, bürokraside ehliyet ve liyakatten geçilmiyordu, devlet idaresinde keyfiliğin k’si bile yoktu, ekonomide rasyonelliğin dibi bulunmuştu, kamu ihalelerinde kamu yararından başka bir şey zinhar gözetilmiyordu, iktidar makul eleştirileri öpüp başının üstüne koyuyor ve gayri makul eleştirileri de müthiş bir olgunlukla karşılıyordu…

 

Pardon, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmeden evvel de hükümetin ve devletin bütün unsurları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzına bakmıyor muydu? Parlamenter sistemin parlamenterliği, Başbakan Binali Yıldırım’ın başbakanlığı bugünkü duruma nazaran nasıl bir fark oluşturuyordu? Esaslı bir fark oluşturmadığı kesin.

 

At, sahibine göre kişner. Totaliter meşrepliyseniz ve yeterli siyasi gücünüz varsa, parlamenter sistemi meşrebinize göre işletebilirsiniz (Sadece Türkiye’de değil, Avrupa Birliği üyesi olan Polonya yahut Macaristan’da da yapabilirsiniz bunu). Aynı şekilde, özgürlükçü meşrepliyseniz ve yeterli siyasi gücünüz varsa, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini meşrebinize göre işletebilirsiniz. Hukuka bağlıysanız, hukuku o sistemde de bu sistemde de ihya edebilir; bağlı değilseniz, o sistemde de bu sistemde de çiğneyebilirsiniz. Her iki sistemde de dürüstseniz dürüst bir yönetim, yolsuzsanız yolsuz bir yönetim kurabilirsiniz. Ne cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bütün kötülüklerin anasıdır, ne de parlamenter sistem bütün erdemlerin garantisi. Yöneticinin meşrebi, sistemin şeklinden önce gelir. Erdoğan’ın birden fikir değiştirip mevcut sistemdeki olağanüstü yetkilerini özgürlükleri çoğaltma yolunda, adaleti ihya yolunda,, israf ve yolsuzlukla mücadele yolunda sonuna kadar kullandığını düşünsenize. Hızlı bir mıntıka temizliğiyle Türkiye’miz kısa bir süre içine pırıl pırıl parlayabilirdi.

 

Yapısal sorunlar elbette göz ardı edilemez. Yeni sistemde göz ardı edilemeyeceği gibi eski sistemde de göz ardı edilemez. Onun için Gelecek Partisi, Türkiye için daha uygun gördüğü parlamenter sistemi savunurken ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ diye özellikle belirtme gereğini duyuyor. Bir gün öyle bir parlamenter sisteme geçilir mi bilinmez, ama o sistemin de yanlış ellerde yozlaşabileceği bilinmeli ve hiç hatırdan çıkarılmamalı. Milli iradenin tahakkukunu, kuvvetler ayrılığını, temel hak ve özgürlükleri, kamuda şeffaflığı -hesap sor(ul)abilirliği ve hesap ver(il)ebilirliği- teminat altına almaya, yönetimde keyfiliğin önüne geçmeye, demokratik hukuk devleti ilkesi doğrultusunda doğru dürüst bir kurumsallaşmayı sağlamaya yönelik tedbirler ne kadar sıkı olursa yozlaşma o kadar az olur diye ümit etmeli, fakat en iyi sisteme bile bel bağlamamalı. Ve en kötü sistemden bile ümidi tamamen kesmemeli. Diyelim ki parlamenter sistemden yana olan ve halihazırdaki cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini yerin dibine batıran bir parti ilk seçimlerde iktidar oldu, fakat anayasayı değiştiremiyor; iktidarı bırakıp gidecek değil herhalde…

 

İktidara talip olan Gelecek Partisi, güçlendirilmiş parlamenter sistemi savunurken, mevcut sistemde anayasayı değiştirmeye el vermeyen bir şekilde iktidar olma ihtimalini hesaba katarak, bu sistemi kendi ilkeleri ve hedefleri doğrultusunda nasıl işleteceğini de planlamalı ve kamuoyu ile paylaşmalı. 

 

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin sunduğu olağanüstü imkânlardan istifade ile bazı sorunlu alanlarda hızlı bir mıntıka temizliğinin yapılacağı bir geçiş dönemi projeksiyonu -her ihtimale karşı- niye olmasın?