DAVUTOĞLU: Bilinmelidir ki hiçbir şey bitmedi; her şey bugün, bu saatte, bu anda yeni başlıyor

01.07.2020 / 01:03

DAVUTOĞLU:  Bilinmelidir ki hiçbir şey bitmedi; her şey bugün, bu saatte, bu anda yeni başlıyor

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İstanbul Şehir Üniversitesi’nin faaliyet izninin “Cumhurbaşkanı Kararı” ile kaldırılması üzerine kamera karşısına geçip tarihe esaslı kayıtlar düştü. Davutoğlu’nun konuşmasını kısaltarak sunuyoruz. Kısaltmamıza rağmen uzun bir metin oldu; ama sonuna kadar okunmaya değer. Kesin.

 

Akademik değeri ve kalitesi konusunda her kesimin mutabık olduğu Şehir Üniversitesi’nin dün gece yarısı bir Cumhurbaşkanı Kararı sonucunda kapatılması ile ilgili olarak huzurunuzdayım. Gece yarısı Cumhurbaşkanı Kararı’nı ve Cumhurbaşkanının şahsi imzasını gördüğümde, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere kararda payı olanlar adına derin bir hüzün ve hicap duydum. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu attığı imza ile tarihe üniversite kapatan siyasetçi ve devlet adamı olarak geçmiştir. Aynen konuyla ilgili nisan ayında TBMM'den geçen yasada olduğu gibi bu kararı da bir gece yarısı yayınladılar. Gece yarısı yayınlayınca kararın vehametini örtebileceklerini zannediyorlar. Halbuki gecelerin de mutlak ve şaşmaz bir şahidi olduğunu unutuyorlar.

 

Bir gece yarısı kararıyla Türkiye'nin en kaliteli eğitim kurumlarından birine darbe yaptılar. Daha doğrusu Türkiye'nin geleceğine, gençlerin hayallerine ve bir bütün olarak Türkiye'nin eğitimine darbe yaptılar. Cumhurbaşkanı, attığı bu imza ile nasıl bir Türkiye görmek istediğini de ilan etmiştir. Cumhurbaşkanı, AK Parti ve 28 Şubatçı ortaklarının Türkiye’sinde özgür düşünceye, bilgiye, liyakata yer yoktur. Onların Türkiye’sinde akla, ahlaka ve vicdana yer yoktur. Daha da önemlisi gençlere yer yoktur, gençlerin geleceğine yer yoktur. Cumhurbaşkanı, AK Parti ve 28 Şubatçı ortaklarının Türkiye’si adaletsizliğin, hukuksuzluğun ve keyfiliğin olduğu bir Türkiye'dir maalesef. Herkes kendilerine kayıtsız şartsız itaat etsin istiyorlar. Farklı bir düşünce sergilenmesine, farklı bir siyasi görüş bildirilmesine, akademik tavır takınılmasına tahammülleri yok. Farklı bir düşünceniz, görüşünüz, bağımsız bir yapınız varsa tehdit görülürsünüz ve cezalandırılırsınız onların dünyasında.

 

Bu kararın ne yazık ki hiçbir açıklaması yok. Herkes biliyor; arazi tahsisi tartışmasının da banka kredisi kandırmacasının da ödemeler gecikiyor mazeretinin de bir düzmeceden ibaret olduğunu herkes biliyor. Hiç hicap duymadan ve geçmişi yok sayarak bu üniversitenin kuruluşuna emek verenleri dolandırıcılıkla suçlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan da tüm bunların gerçek olmadığını son derece iyi biliyor. 

 

Bugün benim gibi birçok insanın içi yanıyor. Son seçimlerde AK Parti'ye oy veren milyonlarca insanın da içi yanıyor, buna adım gibi eminim... AK Parti'ye gönül vermiş kardeşlerimizin bu yaşananlar karşısında içlerinin kan ağladığını biliyorum, görüyorum, hissediyorum. Binlercesinin çocuklarının okuduğu Şehir Üniversitesi'nin kapatılmasını Cumhurbaşkanı en başta onlara açıklayamaz. Elbette bu kararı arsızca savunmaya çalışacak, kararı arkasında durmaya kalkacak, hiçbir ahlaki sınır tanımaksızın bu cürmü savunacak olanlar da olacaktır. Artık Cumhurbaşkanı ve 28 Şubatçı ortakları gururla meydanlarda Şehir Üniversitesi'ni nasıl kapattıklarını anlatabilirler. Bu dönemi özetleyen bu zulmü gururla anlatabilirler.

 

Ama geldiğimiz nokta herkesin başını ellerinin arasına alıp düşünmesini gerektiriyor. Artık 'Cumhurbaşkanı iyi ama çevresi kötü' aldatmacasının daha fazla savunulacak hali kalmamıştır. Açık konuşalım; bugün üniversiteye el koyan da, eğitim hayatına darbe vuran da, kayyım atayan da, gençlerin hayalleriyle, umutlarıyla oynayan da, hocaları işsiz bırakan da, futbol kulüplerine, inşaatçılara, rant yiyicilere bulduğu parayı üniversitelerden esirgeyen de, siyasi hırsı ve kini için hiçbir engel tanımayan da bizatihi bu Cumhurbaşkanı Kararı’na imza atan Cumhurbaşkanı Erdoğan'dır. 

 

Cumhurbaşkanı Kararı’nı böylesi bir vehametten hicap duymayanlar duvarlarına asabilirler, Cumhurbaşkanı Kararı’nı yaşanan her haksızlığa bahane bulmakta mahir olanlar duvarlarına asabilirler, Cumhurbaşkanı Kararı’nı ‘Adil şahitler olacağız’ diye yola çıkıp her türlü adaletsizliğe karşı gözlerini kapatanlar duvarlarına asabilirler, Cumhurbaşkanı Kararı’nı ‘Aman bize bir şey olmasın, kazanımlarımızı kaybetmeyelim’ diyenler de duvarlarına asabilirler. Cumhurbaşkanı Kararı’nı FETÖ'nün 28 Şubat'ta dilsiz şeytana dönüşüp, millete yapılanlar karşısında sus pus olduğu gibi bugün de gözleri, kalpleri ve kulakları mühürlenenler duvarlarına asabilirler. Ama unutmasınlar, biz de saklayacağız o kararı. Sonraki nesillere bugünlerde neler olduğunu tek seferde anlatabilmek için saklayacağız. Kimin nerede, nasıl bir duruş sergilediğini gösterebilmek için saklayacağız. Yarın gençler sorduğunda diyeceğiz ki '28 Şubat'ta yerlerde sürüklenenlerin, hapislere girenlerin, okullardan atılanların kurdukları bir üniversite Recep Tayyip Erdoğan tarafından kapatıldı.'

 

Bir darbe mantığı ve yöntemiyle dün gece yarısı açıklanan bu karar ile bir kurum ve gelenek cinayetine şahitlik ediyoruz. Bu karar ile sadece on yıllarca süren bir emeğin ürünü olan üniversite kapatılmadı, asırlara dayanan vakıf geleneği temelinden sarsıldı. İnsan onuru ve akademik özgürlükler ağır bir darbe aldı. Bu kararın vahametini anlayabilmek için bu kurumun zihnî ve tarihî arka planına, bu kurumdan kimlerin ve niçin rahatsız olduğun bakarak kavramak gerekir.

 

Bilim ve Sanat Vakfı bir taraftan 28 Şubat şartlarında eğitim imkânı ellerinden alınan başörtülü kızlarımıza ve İmam Hatip'li gençlerimize sığınak oldu, diğer taraftan uzun dönemli bir geleneğin kurulabilmesi için derinlikli akademik çalışmalara beşiklik etti. Bu gençlerle zorlu ama aşk dolu bir serüvene çıkıldı. Şehir Üniversitesi'ni herkesin takdir ettiği bir akademik seviyeye taşıyan kadrolar işte bu gençler arasından çıktı, 28 Şubat'ın dışladığı gençler arasından çıktı. Onlar olgunlaştıkça Şehir Üniversitesi hayali ete kemiğe büründü. İşte Şehir Üniversitesi onlarca yıl, yaz tatili, hafta sonu tatili, aile hayatı gözetilmeden aşkla sürdürülen bu zihnî serüvenin ürünüydü. Konjonktürel şartlarda ortaya çıkan geçici bir hevesin değil, bitmez tükenmez bir bilgi aşkının semeresiydi. Tohumları elde edilen iktidar gücüyle değil, 28 Şubat muktedirlerinin 'bin yıl sürecek' dedikleri baskı günlerinde atılmıştı. Bir kâr ve rant hesabına değil, hasbiliğe, samimiyete, düşünce özgürlüğüne, ilim onuruna ve ilim adamı vakarına dayanıyordu. Bu üniversitenin varlığı bir arsaya ya da mekâna bağlı değildi. Aksine o mekânlar bu gelenekle buluşunca şeref ve anlam kazandı.

 

Şehir Üniversitesi zihnî bir tohum olmaktan çıkıp toplumsal bir fidan olmaya başladığında medeniyet beşiği bu toprakların çoraklaşmasına sebep olan ne kadar dogmatik, sloganik ve dar görüşlü çevre varsa hepsi birden rahatsız olmaya başladı. Önce eğitim alanını tekeline almak isteyen FETÖ unsurları rahatsız oldu. Büyük imkânlarla kurdukları onlarca üniversitenin toplamından bir Şehir Üniversitesi kalitesi ve özgünlüğü çıkaramamış olmanın rahatsızlığı içinde her türlü doğrudan ve dolaylı engelleme çabası içine girdiler, hedef gösterdiler. Çünkü biliyorlardı ki Şehir Üniversitesi’nin özgürlükçü zihniyetinden onların istediği robotik bir nesil çıkaramazlardı. İkinci olarak, bilimi talimatla siyasi ve resmi dogma üretme alanı olarak gören  28 Şubat zihniyeti(ndekiler) de, tümüyle köklerini kurutmaya çalıştıkları bu topraklardan yeni ve özgün bir irfan ve hikmet fidanı çıkmasından ve yeşermesinden rahatsız oldular. Çünkü onlar da biliyorlardı ki her türlü düşünceye açık bir zihin inşasını hedefleyen Şehir Üniversitesi var oldukça, onların savaş ilan ettiği kültürel damarları tasfiye etmek mümkün değil. Ve nihayet, bilgiyi kulaktan dolma enformasyondan, niteliği yüzeysel nicelikten, tarihî ve dinî değerleri sloganlardan ayırt edemeyen ve ilmî faaliyeti talimatlarla yürümesi gereken bir itaat alanı olarak gören yaklaşım ve güç sahipleri de Şehir Üniversitesi'nden rahatsız oldular. Çünkü onlar da biliyorlardı ki Şehir Üniversitesi zihniyetiyle, yaygınlaşmasını istedikleri düşünmeden itaat eden, sorgulamadan boyun eğen, özgür vicdanlarıyla değil reel politik ile yaşayan kindar bir neslin yetişmesi mümkün olmazdı. Şehir Üniversitesi’nden öyle bir nesil de çıkmazdı. Merhamet nesli çıkardı, vakar nesli çıkardı, onur nesli çıkardı ve çıktı.

 

Dün gece yarısı alınan bu karar, bir siyasi intikam duygusunun eseri olarak görünse de aslında bu üç çevrenin; FETÖ'nün, 28 Şubatçı zihniyetin ve bu otoriter anlayışın uzlaştığı otoriter, dogmatik ve sığ anlayışın ortaya çıkardığı siyasi ve kültürel ortamın ürünüdür. 

 

Tarih bir gün bu karanlık sürecin görünen ve görünmeyen aktörlerini deşifre ettiğinde, meselenin sıradan bir mali sıkıntı ve hukuki bir ihtilaf konusu olmadığı da açık bir şekilde ortaya çıkacaktır. Mesele gerçekten mali bir sıkıntı olsaydı, ülke ekonomik kriz içindeyken rantiyecilere aktarılan kaynaklar, üniversitelerin kanuni hakkı olan yeniden yapılandırma için de kullandırılabilirdi… Son karar da göstermiştir ki mesele bunlar değildi. Mesele, siyasi intikam duygusu ve üniversitenin oluşturduğu özgürlükçü ortamın otoriterleşmeye engel teşkil etmesiydi. Mesele, Şehir Üniversitesi üzerinden diğer bütün sivil topluma 'Bana kayıtsız şartsız itaat etmezseniz sonunuz bu olur' mesajını ileterek mutlak otoriterleşmeye geçmekti.

 

Bugün bu kararda payı olanlar bilsinler ki, nesiller boyu bu cürümle anılacaklar ve hepsinin bildiğini farz ettiğim vakıf bedduasının muhatapları olacaklardır. Bugün ne kadar muktedir olduklarını göstermiş olarak kibirle dolaşabilirler, ama bu cürmün hesabını hem kamu vicdanında hem de adalet terazisinde vereceklerdir. 

 

Bu karar karşısında ‘Kazanımlarımızı kaybetmeyelim’ argümanıyla sessiz kalanlar da bilsinler ki, onların kazanımlardan kast ettikleri, mevkileri, makamları, maaşları ve statüleri ise, hesap verecekleri bir ateş üzerinde oturuyorlar. Yok eğer kazanımlardan kast ettikleri, değerlerimiz, kadim değerlerimiz ise, bu kararla bütün o değerler tarumar edilmiştir. Gelen talimatlara bakmasınlar, sadece vicdanlarına sorsunlar. Vicdanları onlara gerçeği söyleyecektir.

 

Unutulmasın; değerler feda edilerek korunmaya çalışılan güç, elde tutulan bir kor ateş gibidir. Değerleri korumak için terk edilen güç ise, gerçek gücün habercisi ve yansımasıdır. Ve yine unutulmasın; zihinlerde ve yüreklerde inşa edilen bir yapı talimatlarla ve gece yarısı kararlarıyla çökertilemez. Şehir Üniversitesi'nin mekânına el konulabilir, statüsü geçici bir süre için yok edilebilir, ancak ruhu ve vicdanı asla ve asla teslim alınamaz. Bunun için delil mi istiyorsunuz? Bu ruhu ve vicdanı son ana kadar koruyan Şehir yöneticileri, hocaları, öğrencileri ve çalışanları, yaşayan ve yürüyen delillerdir. Delil mi istiyorsunuz? Kendilerine yapılan reel politiğe mutlak itaat ve boyun eğme çağrılarına ‘Merhamet dilenerek üniversite yönetilmez, hukukla yönetilir’ diyerek akademik yönetimin ne olduğunu  cümle aleme gösteren üniversite yöneticileridir. Delil mi istiyorsunuz? Aylarca maaş almadan ve gelecek belirsizliği içinde olmalarına rağmen bir an bile derslerini aksatmayan onurlu akademisyen meslektaşlarım delil olarak orada yeter. Onların akademik onuru koruyan davranışları bu ruhun ve vicdanın yansımasıydı. Onlar nesiller boyu anılacak bir destanın öznesi oldular. Delil mi istiyorsunuz? Kendi iradeleri ve yetenekleri ile geldikleri ve gurur duydukları üniversiteleri için son ana kadar sabırla, onurla ve vakarla mücadele eden Şehir öğrencileri. Evet, kurdukları grupla ‘Şehir hepimizin’ diye haykıran Şehir öğrencileri, yaşadıkları bu tecrübeyle dahî özgürlüğün ve onurun ne anlama geldiğini ve nasıl bir bedel gerektirdiğini yaşayarak öğrendiler ve herkese gösterdiler.

 

Ben de buradan onların şiarıyla haykırıyorum: Evet, Şehir hepimizin ve biz nefes alıp verdikçe o ruh ve o vicdan yaşayacaktır... Hiç kimsenin şüphesi olmasın, Şehir Üniversitesi'nin ruhu ve vicdanı yaşadıkça ve bu onur sınavını veren bu kadro var oldukça Şehir Üniversitesi yeniden ayağa kalkacak ve ihya edilecektir. 

 

Hakikatleri söylemek bedel ödetir. Tarih ise ancak, reel politiğe boyun eğenlerce değil, idealleri için bedel ödemeyi göze alanlarca yazılır. Allah’ın ve tarihin adaleti er veya geç tecelli eder. Bu karar dolayısıyla herkes muhasebe yapmalı, ama kimse karamsarlığa kapılmamalıdır. Farklı tarihi tecrübeler her kapatmanın ve yıkımın ardından bir ihya geldiğini öğretir. Moğollar, Bağdat’taki medreseleri kapatıp yerle bir ettiler ama ilim geleneğini yok edemediler. Bağdat orada kaldı, Moğollar gitti. Hemen hemen aynı yüzyılda dünyanın diğer bir köşesinde, o zamanki yerel siyasi otoritenin talimatlarına uymadıkları için Oxford’dan sürülen öğretim üyeleri ise Cambridge Üniversitesi’ni kurdu. Cambridge de yaşıyor bugün, ama onları cezalandıranlar unutuldular. Mekânları kapatarak ya da tasfiye ederek güç gösterdiklerini zannedenler unutuldu, ama o gelenekler yaşadı. Kimsenin şüphesi olmasın, Şehir Üniversitesi Allah’ın izniyle mutlaka ihya edilecektir.

 

Yıkmak kolay, ihya ve inşa etmek zordur. Mehmed Akif bunu ne güzel anlatır. Gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen, iki kazma kürek, iki de ırgat gerek; hadi gel geri yapalım şunu desen, bir Sinan, bir de Süleyman gerek.* Şehir Üniversitesi’nin şansı şudur ki, bu geleneğin Sinan’ları, yani üniversitenin ruhunu ve vicdanını yaşatan yüzlerce hocaları, binlerce öğrencileri ve mezunları bugün ayaktalar. Güç ve baskıyla değil, hikmet ve adaletle hükmedecek Süleyman’ı da mutlaka gelecektir. Bu Süleyman ise fani bir şahıs değil, Şehir Üniversitesi ile birlikte adalet ve merhamet düzenini ihya edecek olan bir şahs-ı manevidir. Başka bir değişle kolektif bir şahsiyettir. Ortak vicdanı ve aklı temsil eden bir erdemliler topluluğudur.

 

Bilinmelidir ki hiçbir şey bitmedi; her şey bugün, bu saatte, bu anda yeni başlıyor.

 

 

*Mehmed Akif'in diliyle:

 

Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir?
Onu en çulpa herifler de emin ol becerir.
Sade sen gösteriver, “işte budur kubbe” diye
İki ırgadla iner şimdi Süleymaniye.
Ama gel kaldıralım dendi mi, heyhat, o zaman
Bir Süleyman daha lazım yeniden, bir de Sinan.