Hindi nasıl turkey oldu?

06.07.2020 / 22:34

Hindi nasıl turkey oldu?

NEŞE KUTLUTAŞ

 

Dünyada var olan kadim geleneklerden gelen kültürü yazılı hale getirerek paylaşıma sunmak, dün olduğu gibi bugün de çok önemli. Bu çerçevede yemek kültürünün de incelenmeye ve üzerinde düşünülmeye değer bir yeri var şüphesiz.

 

Geleceğin inşasına yardım eden mirasın yaşatılması ve korunması için çaba sarf eden Tarih Vakfı Yurt Yayınlarının neşrettiği “Ortadoğu Mutfak Kültürleri” kitabı, bu manada ufuk açıcı bir görevi yerine getiriyor.

 

Tarihte yaşanılan savaşlar neticesinde baş gösteren kıtlık, açlık ve çaresizlikle birlikte, bolluk ve bereket dönemleri de yemek kültürünün siyasi yanının ispatı aslında.

 

Yaşanılan coğrafyanın, milletlerin sahip olduğu kültürde önemli bir yeri olduğu bilgisi kitaba başlarken işimizi kolaylaştırıyor. Bu manada yemek kültürünün de yaşanılan coğrafya ile bağlantısının olduğunu görebiliyoruz. Çünkü bir coğrafyaya has yiyeceklerin farklı pişirme ve saklama yöntemleri o yemeği diğer bir coğrafyadan ayrıcalıklı hale getirebiliyor. Bu da o milletin kendine has değerler üretmesinin araçlarından biri.

 

Özellikle göç olgusu ile yemek kültürü de bir takım değişimlere dönüşümlere uğramakta ve kendini sürekli yenileyen bir kültür unsuru haline dönüşmekte. Etkileşim neticesinde değişip dönüşerek ortaya çıkan bu yeni kültür de insanlığın sahip olduğu zenginliği çoğaltan ve derinleştiren bir rol oynuyor.

 

“Ortadoğu Mutfak Kültürleri” kitabının da işte bu manada bizi zenginleştiren bir muhteviyata sahip olduğunu görüyoruz. Bunun için kitabın “İçindekiler” kısmına bir göz atmak yeterli. “Ortadoğu’da Yiyecek Üretimi, Ortadoğu Yemek Kültürlerinin Ulusal, Yerel Ve Küresel boyutları, Kafkaslardan Dünyanın Damına: Bir Mutfak Serüveni, Toplumsal Gerçeklik Ve Kurmaca Mutfak: İran Ve Orta Asya Yemek kitaplarına bir Bakış, Göçebe Türkler; Katmerli Ekmek Ve Baklavanın Orta Asya’daki Kökleri, Ortadoğu Mutfak Kültüründe Pirinç, Ortadoğu’da Musevi Yemekleri, Ortaçağ Arap Mutfak Geleneğinde Renk ve Koku, Arap Yazınında Yemek ve Göstergebilim.”

 

Kitabın “Siyasette Mutfak Geleneği” başlıklı makalesini okuduğumuzda dünya siyasi tarihi ile paralel yürüyen bir yemek kültürüne dair ilginç bilgilerle karşılaşıyoruz.

 

Özellikle ülkemizin adının alaycı bir şekilde dile getirilmesinin aracı olmuş hindinin İngilizcede nasıl “turkey” kelimesine dönüştüğünü öğrenmek Batının cehaletinin resmedilmesi olarak okunabilir:

 

… 18. Yüzyılda Prusya’yı yöneten seçkinler siyasi güçlerini, patatesi bir savurganlık ve lüks göstergesi olmaktan çıkarıp Kuzey Almanya’nın temel besinleri arasında en sevileni durumuna getirmede kullandılar. Ardından gelen, patatesin komşu ülkelere ve prensliklere yayılma süreci, siyasi geçirgenliğin gerçek ölçüsünü ve temasların olası yoğunluğunu temsil ediyor.

 

… Modern zamanların başlangıcında, Avrupa’da siyaset Madrid-İstanbul ekseni çevresinde dönüyordu; bu Akdeniz şeması, Viyana ile İstanbul arasındaki diklemesine kıta içi ilişkiyi andırıyordu; tıpkı soğuk savaş yıllarının Moskova – Washington ekseni gibi.

 

Osmanlılarla İspanyollar ve Avusturyalı Habsburglar arasındaki siyasi ilişkilere egemen olan düşmanlık yanında, bu iki süper gücün aynı zamanda hem rakip hem de ortak olarak yer aldıkları bir özel paylaşım alanı bulunmaktaydı. Bunun anlamı şuydu. İspanyolların Amerika kıtalarından Avrupa’ya getirdiği yeni ticaret ve tüketim malları, hemen Avrupa’nın kimi bölgelerinden bile önce Osmanlı İmparatorluğuna giriyordu. İşte bu nedenledir ki o sıralar Meksika’dan ithal edilen “Hint tavuğu” İspanya’dan doğrudan doğruya Osmanlılara taşındı. Osmanlılar buna “hindi” ya da “hindi tavuk” (Suriye Arapçasında bugün hâlâ tavuk-ı hindi denmekte) adını verdiler. Avusturya Almancasında bu kuşun adının İndian olması, Habsburgların Orta Avrupa’daki tebaasının bu kuşla tanışmasının Osmanlı yardımıyla gerçekleştiğini gösteriyor! Osmanlı hegemonyası öylesine güçlüydü ki, ta İngiltere de bile bu eti gevrek, lezzetli kümes hayvanının Türk kökenli olduğu düşüncesi “Hint” (örneğin Amerika) kökenine ilişkin iz bırakmaksızın derinlemesine yer etmişti. Nitekim İngiliz dilinde ve İngilizce konuşulan Amerika’da adı “Turkey” kaldı.”

 

 

Kitabın “Meyhane mi Mc Donald’s mı? İstanbul’da ayaküstü Yemeğin Evrimi” başlıklı Holly Chase imzalı makalesinden bir bölüm de şöyle:

 

Hak yememek gerekirse, Türkiye’ye hamburgeri hiç de Mc Donald’s getirmedi. 1960’ların başlarında, küçük yuvarlak ekmek içinde yağda kızarmış yassı köfte veren Bab Kafeterya, İstanbul’da yerleşmiş bir Amerikalının sözleriyle, “İstanbul’un ilk ayaküstü yemek lokantasıydı.” Ama Türkiye’de yapılan burgerler nasılsa hep Türk işi oluyordu- bu da kötü bir şey değildi. Bir beş yıldızlı otelde söylediği peynirli burgeri tanımlayan Amerikalı bir Türk dostu, getirilenin üstü erimiş kaşar peyniri kaplı dev bir köfte olduğunu iddia ediyordu! Oysa iki kuşak boyu Türk-Amerikan öğrenci değişimiyle gidip gelenler yanında NATO’ya bağlı olarak Türkiye’de yerleşik Amerikan askeri görevlileri, yeterince Amerikan işi (kıvamı yerinde) danaburger ile Coca-Cola’nın İstanbul, İzmir, Ankara hatta ülkenin güneydoğusundaki Adana’nın -o Adana ki, kocaman Amerikan askeri üssünden çok acılı Adana kebabıyla ünlüdür- iki dil konuşulan ortamlarında bulunmasını sağlar.

 

Mc Donald’s İstanbul şubesini görür görmez ilk kaygım yine kebapla burgerin karşı karşıya geleceğiydi. Gerçekten de Türk yemekleri, 30 yıla yakın bir süredir bu tehdide karşı yerini koruyordu. Mc Donald’s gelmeden önce de zaten yaygın olan hamburger henüz kentlerde Türklerin beslenme düzeninde yerini edinmemişti. Daha da kaygı verici olan körü körüne bağlılık yaratan Mc Donald’s adıydı; Mc Donald’s’ın sattığı sadece hamburger, kızarmış patates ve alkolsüz içecekler değil. Özellikle ABD dışına çıktığı zaman Mc Donald’s her şeyiyle eksiksiz bir Amerikan ortamı oluşturuyor; bu ortam da yiyecek gibi hevesle “tüketiliyor.”

 

Yalnızca yemek değil, ülkemizin tarihine baktığımızda neredeyse geçen hafta oluşan bir “kültür” de pazarlanıyor bu sayede ve bu epey rahatsız edici.

 

Kitabın editörleri Sami Zubaida ve Richard Tapper.  Ufuk açıcı zihinsel yolculuk için kaynakçası bile şahane bir kitap.