Sarsıcı bir mülteci manzarası ve zaruri bir özeleştiri

16.12.2020 / 19:50

Sarsıcı bir mülteci manzarası ve zaruri bir özeleştiri

YUSUF ARIKANOĞLU

 

14 kasım 2020 günü üç arkadaş Elazığ'a gitmek için otobüs terminalinde (Diyarbakır) buluşmak üzere anlaştık.

 

Hava ceket ya da mont giymenizi gerektirecek serinlikteydi. Saat 16.30 için yer ayırtmıştım. Terminal bana daha uzak olduğundan, oraya en son varan ben oldum haliyle. Terminalin önünde minibüsten indim ve bir sigara yaktım. Terminal 50 adım önümdeydi. Kapalı alana girmeden bahçeden sağa, peronlara doğru yürüdüm. Aracın kalkmasına 20 dakika vardı. Perona kadar sigaramı da bitirmiş olacaktım.

 

Bahçenin bitiminden sola, peronlara doğru döndüğümde yüreğimi yakan bir manzara tüm çıplaklığı ile önümdeydi; nutkum tutuldu, afalladım durdum.

 

Esmer, çekik gözlü, siyah tenli, çoğunluğu çocuk denilecek yaşta 100’den fazla mülteci vardı; kimi çimlere serdiği kartonun üstünde çorapsız yatıyor, kimileri ikişerli üçerli kümelerle bir köşeye sinmiş donuk gözler ve kısık seslerle bilmediğim bir dilde oldukça sessiz konuşuyor, kimi elinde bir simitle karnını doyuruyordu. 

 

Gördüğüm manzaradan dehşete düştüm. Aynı şehirde aynı havayı teneffüs eden bizler sıcacık evlerimizde karnımız tok, üstümüzde temiz giysiler, ailelerimizle rutin hayatımızı sürdürüyorduk. Ama bu çocuklar ve adamlar perişan bir haldeydiler. Toplulukta kadın ve bebek yoktu.

 

O arada telefonumum çaldı, baktım. Arkadaşım “Nerde kaldın? Neredesin? Niye geciktin?” diye sitem etmekteydi. Peronda olduğumu söyledim. “Firmanın yazıhanesindeyiz, gel” dedi. Gözlerim ağlamaktan sırılsıklam, gözbebeğim ıslanmaktan pırıl pırıl bir halde yanlarına vardım. Terminal görevlisi HES kodu istedi. Benim HES kodum yoktu. Görevliye nüfus cüzdanımı verdim, oracıkta HES kodunu alıp biletimi verdi.

 

Dışardaki mültecileri sordum. “18 aydır buralardalar” dedi, kadınların ve küçük çocukların içeride boş dükkanlarda, mescitte yada kapalı alanda birer köşede olduklarını söyledi.

 

-Bunlar ne yer ne içerler?

 

-Birileri bir şeyler verirse yerler, yoksa simitle, kuru ekmekle karınlarını doyuruyorlar.

 

Bankodan otobüse binmek üzere perona doğru yürüdük. Otobüsün önünde yanımdaki arkadaşlara bu genç mültecileri gösterdim. Üçümüz aramızda eşit miktarda biraz para denkleştirdik. Onlara doğru yürüdüm. Bir çoğu donuk, umutsuz ve boş gözlerle etraftaki yolculara bakıyorlardı. Gözüme 15-16 yaşında bir delikanlıyı kestirdim, gözlerim yeniden dolmaya başladı, başım öne eğik elimdeki parayı o genç çocuğun avucuna bıraktım. Hiç tepki vermedi, aldı elinde tuttu, sonra ben arkamı dönerken İngilizce teşekkür etti. Hiç bir şey demeden, diyemeden uzaklaştım, otobüse bindim. Arkadaşın birini o manzarayı görüntülemesi, bir kaç resim çekmesi için arabadan indirdim. Birkaç kare resim alıp geldi.

 

Otobüsümüz hareket etti, uzun süre Pakistan, Afganistan, Arakan ve Afrika’nın farklı bir kaç ülkesinden Avrupa’ya varmak üzere binlerce kilometre yol katetmiş bu insanlar düşündüm.

 

İslam barış demekti, barış diniydi; İslam beldeleri emin olunan beldeler olmalıydı. Yüce kitabımız ve tüm nebiler bunun kavgasını vermek üzere gönderilmemiş miydi? Neydi eksik olan, niçin İslam ülkelerini değil de batıyı tercih ediyorlardı çoğunluğu Müslüman olan bu göçmenler?

 

Elbette bir cevabı olmalıydı, vardı. Sorun içerideydi. Bizim, yani İslam alemi denilen coğrafyalardaki yanlış, eksik din tasavvurumuzdaydı.

 

Allah'ın muradını ıskalamış toplumlar olduğumuzun mücessem haliydi gördüklerim.

 

Ertesi sabah Bingöl'e geçtik ve akşam da evlerimize döndük. Yaşadığım bu olayı bir çok arkadaşımla paylaştım. Kimi evinde 45-50 kişinin doyacağı kadar yemek yapıp götürdü, kimi kışlık giysiler. Ben de bir kaç arkadaş ve kardeşlerimle kışlık temiz giysi, çamaşır vb. şeyler tedarik ederek dağıtmayı planladım. Belki bir kaç kişiye de cep harçlığı temin edebilirim.

 

Allah, O’na inanıp güvenenlere, kitabında şunları vazediyor:

 

- aç olanı doyur, çıplak olanı giydir.

 

- her daim mazlumdan yana ol.

 

- yolda kalmışa yurt, kimsesizlerin kimsesi ol.

 

- düşenin elinden tut.

 

- her hal ve her şartta adil ol, hakkı ve haklıyı koru.

 

- hiç kimseye haksızlık yapma

 

- asla yalan konuşma.

 

- iyi ol, iyilerle ol, iyiliği çoğalt, aktif iyi ol ve sorumluluk al.

 

Bunlar, insan olmanın asgari şartlarındandı. Muvahhidlerden, sorumluluk bilincinde olanlardan Allah bu ahdi almıştı.

 

Rabbim, aktif iyilerin ve iyiliği çoğaltanların sayısını artırsın.