Türkiye-Afrika ilişkilerinde stratejik derinliğin bereketi

14.01.2020 / 19:05

Türkiye-Afrika ilişkilerinde stratejik derinliğin bereketi

Ortak ticaret hacmi 15 yılda neredeyse beş kat büyüdü ve yüz milyarlarca dolarlık bir perspektif doğdu. Türkiye’nin Afrika’da kazandığı stratejik ve duygusal mevziler de parlak bir ufka işaret ediyor. Peki buraya nasıl gelindi? Ahmet Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik’ine -arka kapağını bile okumadan- dudak bükenler bozulacak; ama o kitapta tayin edilen vizyonla gelindi.

 

ABDULLAH ZİYA

 

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, geçen ay düzenlenen Türkiye-Afrika Konseyleri İstişare Toplantısında yaptığı konuşmada “2020 yılı bizim için Afrika yılı olacak” demişti.

 

Olmaya başladı bile.

 

2020’nin daha ikinci haftasındayız ve Türkiye-Afrika trafiği daha şimdiden canlılık arz ediyor.

 

11 Ocak’ta Gana Dışişleri ve Bölgesel Entegrasyon Bakanı Shirley Ayorkor Botchwey ülkemizi ziyaret etti ve ikili ilişkileri “kazan-kazan” çerçevesinde geliştirmeye azimli olduklarını ifade etti. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da  “müthiş bir potansiyele sahip olan Gana’yla kazan-kazan anlayışıyla işbirliğimizi güçlendireceğimizi” söyledi. Gana ürünlerinin Türkiye pazarına açılması, Gana’daki konut açığının Türkiye tarafından kapatılması ve iki ülkenin petrol ve doğalgaz konusunda iş birliği yapması gündemde.

 

Botchwey’in Türkiye’yi ziyaretinden iki gün sonra Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, ticari ve ekonomik ilişkileri masaya yatırıp yeni yatırım imkânlarını görüşmek üzere, bir grup iş insanıyla beraber Nijerya ve Fas turuna çıktı. Pekcan’ın gelecek aylara ilişkin programında Kenya, Tanzanya, Ruanda, Mozambik ve Tunus ziyaretleri de var.

 

AFRİKA AÇILIMI’NIN BEREKETİ

 

Ankara’nın Afrika ülkeleriyle ilişkileri geliştirmeye önem vermesi ve bu önemin gittikçe büyümesi gayet tabii: Afrika Açılımı’nın başladığı 2003 yılında Türkiye-Afrika ticaret hacmi sadece 5.5 milyar dolardı. 2018 yılında 23.8 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2003’te Afrika’ya ihracatımız 2.1 milyar dolar, Afrika’dan ithalatımız ise 3.4 milyar dolar iken, 2018’de ihracatımız 14.4 milyar doları, ithalatımız ise 9.4 milyar doları buldu. Afrika Açılımı sayesinde hem ticaret hacmi dört kattan fazla büyüdü, hem de aleyhimize olan ihracat-ithalat dengesi lehimize döndü.   

 

Türkiye ve Afrika’nın muazzam potansiyeliyle kıyaslandığında 23-24 milyar dolarlık bir ticaret hacmi hiç şüphesiz yetersizdir; ama nereden nereye geldiğimize bakarak, buradan daha nerelere kadar gidebileceğimizi kestirebiliriz. İş sıkı tutulursa yüz milyarlarca dolarlık bir ticaret hacmine ulaşmanın mümkün olduğu anlaşılmış bulunuyor. Somali ve Libya gibi Afrika ülkeleriyle kurulan stratejik ilişkilerin, ayrıca -daha doğrusu bilhassa- TİKA gibi kamu kuruluşlarının ve İHH gibi sivil toplum kuruluşlarının Afrikalılarla dayanışma faaliyetleri sayesinde oluşan güçlü duygusal bağların önemi de izahtan varestedir.

 

Türkiye’nin Afrika’daki etkinliğinin artması, varlığının güçlenmesi ve menfaatlerinin çoğalması, Afrika Açılımı sürecinde -özellikle de Ahmet Davutoğlu’nun dışişleri bakanı olmasından sonra- Afrika’daki büyükelçiliklerimizin ve ticaret müşavirliklerimizin sayısının müthiş derecede artmasıyla paralel olarak gerçekleşti. Bunlara Türk Hava Yolları’nın Afrika’daki muazzam performansını da eklemeliyiz tabii. 2003’te Türkiye’nin sadece 12 Afrika ülkesinde büyükelçiliği vardı, şimdi 42 Afrika ülkesinde büyükelçiliği var. Ticaret müşavirliklerinin sayısı 11’den 26’ya çıktı. Türk Hava Yolları Afrika’da üç-beş ülkeye uçmakta iken 38 ülkeye uçar oldu.

 

DAVUTOĞLU’NUN VİZYONU

 

Peki nasıl gelindi buraya?

 

Her şeyden evvel vizyonla gelindi. Ve herkesten evvel Ahmet Davutoğlu’nun vizyonuyla gelindi. Önce Başbakan Dış Politika Başdanışmanı (2003-2009), sonra Dışişleri Bakanı (2009-2014), nihayet Başbakan (2014-2016) olarak Afrika Açılımı’nın mimarlığını ve mühendisliğini yapan Davutoğlu, bu açılımın fikrî temelini, ilk baskısı 2001’de yapılan Stratejik Derinlik’te şöyle atmıştı: “Türkiye’nin dış politikasında en ciddi ihmale uğramış kıta bağlantısı Afrika’dır. (…) Nasıl ki Afrika ile hiçbir doğrudan bağlantısı olmayan Japonya’nın küresel ekonomik etkinliğinde Afrika pazarının da ciddi bir payı olmuşsa, küresel etkinliğini artırma hedefini gözetecek bir Türkiye’nin de uluslararası ekonomi-politik rekabetteki önemli havzaları yakından takip etmesi gerekmektedir. İlk safhada özellikle kültürel ve ekonomik alanda yoğunlaşacak yeni bir Afrika açılımı için her şeyden önce dış politika yapım psikolojisinde bir yenilenme yaşanmak zorundadır.” (STRATEJİK DERİNLİK, Ahmet Davutoğlu / Küre Yayınları 2001)

 

Merhum İsmail Cem’in hakkını teslim etmeden geçmeyelim: İlk Afrika Açılımı projesi Cem’a aittir. Cem dışişleri bakanı iken -1998 itibarı ile- Afrika Açılımı’na teşebbüs etmiş, fakat bunu bihakkın gerçekleştirmeye ne gücü ne de görev süresi yetmişti. Dış politika yapım psikolojisindeki o yenilenme için AK Parti’nin iktidara gelmesi ve Davutoğlu’nun stratejik derinliğinin bu iktidara nüfuz etmesi gerekiyordu.

 

Stratejik Derinlik’e -arka kapağını bile okumadan- dudak bükmeyi marifet belleyenler bozulacak; ama böyle bu.