Ahlaki, rasyonel ve inkılâbi siyasetin zor(un)lukları (1)

18.08.2020

Bu ilk bölümde, konuya girmezden evvel bazı hafıza tazelemeleri/hatırlatmalarda bulunalım.

 

Gelecek Partisi kurulduktan birkaç gün sonra, Ankara Ekspresi’nde yazdığımız 16 Ocak 2020 tarihli “Nasıl bir muhalefet tarzı ve dili” başlıklı yazının son bölümünde şunları vurgulamıştık:

 

“İlkesel, nitelikli, samimi, yapıcı, akılcı, vicdani, ahlaki siyaset şiar edinilecek

 

 

…toplumsal sorunların insana dokunarak, endişelerini, beklentilerini sahici bir şekilde sahiplenen kadrolar ve konuların uzmanlarıyla saha pratikleriyle ortaya konmaya gayret sarfedilecek.

 

 

Tehditkâr dil ile cesaret dilinin birbirinden ayrılması yanında, yapıcı uyarılar hikmetli bir uslup ile ortaya konacak…iktidarın doğru yaptığına “doğru”, eğrisine de “eğri” denecek.

 

 

Sadece AK Parti kitlesi değil, tüm diğer kesimler de iyi kavramalılar ki uyarılarımız “dost acı söyler!” kıvamında olacak.

 

… 

 

Topluma korkular aşılayan beka söylemi çeperinden ülkenin çıkarılıp sağlıklı bir siyaset atmosferine kapı aralanmaya çalışılacak. Bu minvalde “Gayr-ı ahlaki olanın stratejik açıdan da kaybettireceği” gerçeği sadece partimiz menfaati adına değil, ahlaki-ilkesel bir gerçeklik olarak tüm partilere ve tabanlarına, ülke insanını eğitme ve sağlıklı dönüşümüne katkı sağlama amacıyla tebliğ edilip örnekliği ortaya konacak. Sırf oy alma adına belaltı magazin siyasetine, trollüğe asla geçit verilmeyecek. Ahlak sınırlarını aşıp müfterilikle, itibarsızlaştırmayla yol almaya çalışanlara bile, bu tutumun sadece kendilerine değil, ülke insanının zihin ve ahlak sağlığına zarar verdiği üslubumuzca anlatılacak, kendilerine ve sempatizanlarına ayna tutulmaya çalışılacak!

 

Toplum olarak hep birlikte kazan-kazan konuları ve üslubu, tarzımızın/tutumumuzun değişmez ilkeleri arasında yer alacak: “Güzel öğüt ver, umulur ki öğüt alırlar” şiarı siyasete kazandırılmaya gayret edilecek.

 

Ahlakiliği bir yana, stratejik açıdan bile “tehdit dili”nin, sadece siyasiler açısından değil, takipçi kitlelerin kendi gelecekleri açısından da ürkütücü olduğu, sağlıklı düşünme ve karar vermeyi törpülediği, hatta yanlışlar içinde olanlara daha fazla tutunmayı beraberinde getirdiği gerçeğinden hareketle toplumu sağlıksız iklimlere itici tavır, tutum, üslupta niteliksel bir gayret içinde olunacak.

 

 

Yüzde 34’lük AK Parti 2007 seçimlerinde ülkenin her iki kişisinden birinden oy alarak Demokrat Parti sonrası Türkiye tarihinde bir ilki gerçekleştirmişti. O zaman yazdığımız uzunca bir değerlendirmenin özeti ‘ülkenin bütün renklerinden, her kesimden insan kendince oy verme sebepleri farklı olsa da, bütün bir topluma bolca seçenek, sahici ve samimi biçimde sunulmuştu. Yani herkesin dönemin iktidarına teveccüh gösterecekleri hakiki sebepleri üretmişti.’

 

İşte kanımca Gelecek Partisi’nin de kimliğini samimiyet, indirgenmiş siyasal kimlik maddelerinden öte sahicilik, hakkaniyet, çözümlere odaklanmada sinerji, toplumun geniş kesimleriyle özdeşleşme kabiliyeti belirleyecektir.” (https://ankaraekspresi.com/makale-nasil-bir-muhalefet-tarzi-ve-dili-195)   

 

19 Mayıs tarihli “Özgürlükçü Siyaset” başlıklı yazımızda da, kendisi bizatihi bir zorunluluk olan özgürlükçü siyasetin olmazsa olmazlarına değinmiştik:

 

“…‘Özgürlükçü siyaset’ ilke edinildiğinde bu durum akıllara birkaç hususu birden getiriyor.

 

Birincisi, genel ilke olmak kaydıyla militer ya da sivil hiçbir vesayet alanını kabul etmemek. Tabii bu durum sadece pratiksel olanı ima etmiyor, teoride de bu tutarlılığı gerektiriyor. 

 

İkincisi, kaybolan hukukun üstünlüğü sonucu yitirilen insan onurunu ayaklar altına alan her türlü uygulamanın karşısında olmak.

 

Üçüncüsü, insanlığın yükselen değerlerinin olmazsa olmaz savunucusu ve koruyucusu olmak.

  

Dördüncüsü, toplumun etnik, dini, mezhebi, geleneksel farklılıkları olan kesimlerine eşit mesafede ve onları birarada tutucu bir siyasi söylem üretme.

 

Beşincisi, birlikte siyaset edilen kadroların ‘kendileri olarak varolma’, kendi olarak davranma kodlarına da, aynı özgürlükçülük gereği saygı gösterme. Yani toplumun farklı kesimlerinin “kendileri olarak varolabilme” haklarını korumaya çalışma siyaseti aynıyla vaki, mezkur siyasi hareketin içinde yer alanlarla ilgili olarak da geçerli olmak zorunda. Zaten ikincisi olmazsa, ilkinin üretilebilmesine ilişkin bir sinerji ortaya koymak da imkansızlaşır. Sadece “mış” gibi yapılmış olur.

 

Altıncısı, seçilmişlerin, atanmışların ve toplumun tepesinde Demokles kılıcı gibi sallanan resmi ideolojiyle hesaplaşmanın kaçınılmazlığı. ‘Özgürlükçü siyaseti’ şiar edinenlerin bundan kaçınmaları söz konusu değildir. Zira diğer maddelerle ilgili de çerçeve dayatan bir etkililiğe sahiptir...” 

 

Özgürlükçü siyasetin zorunlu, dönüştürücü bir ıslah misyonu olduğuna ilişkin de şu vurguları yapmıştık:

 

“…bir siyasi partinin görevi Alevilerin -hele ki kendi içlerinde farklı anlayışlar da söz konusu iken- dini-geleneksel değerlerini tartışmaya açmak, sünni kelami-siyasi görüşlerden birine taraf olup bunun sözcülüğünü yapmak, milliyetçi bir tarafgirlik üzerinden siyaset yapmak olmamalıdır…”

 

Tabii, kimliklerin çeşitliliği karşısındaki bu durum, bir siyasi partinin dönüştürücü bir ıslah misyonu olmadığı anlamına gelmemekteydi:

 

…Siyasetin olmazsa olmazı olarak, farklı toplum kesimlerinin kendilerini ifade edebilecekleri, tartışabilecekleri zeminleri korumaya çalışırken de, siyasi ahlak ilkeleriyle amel edip topluma da bunlara ilişkin bir terbiye aşılamak isterken de, onların haklı ve meşru taleplerinin yerine getirilmesi için gayret gösterirken de, yargısal, eğitimsel, iktisadi vb. haksızlıklara uğramış olanların haklarını savunurken de siyasi parti bir “şahitlik” ve “ıslah” misyonunu da yerine getirmiş olur aslında.” (https://ankaraekspresi.com/makale-ozgurlukcu-siyaset-526)

 

26 Mayıs tarihli “Siyasetin Siyaseti” başlıklı yazımızda ise onlarca kimliğe dayalı fay hatlarının mayınlı yollarında, kimlikler-siyaset-ilkeler ilişkisine dair şu hususların altını çizmiştik:

 

“…Homojen olmayan toplumsal yapıların geneline seslenme iddiasıyla oluşmuş siyasi partilerin bu açıdan işi zor. Bir takım siyasi partilerin milliyetçilik ya da ideoloji eksenli odaklanmaları, bu yönüyle de Türkiye’deki toplumsal yapıyı kuşatmakta zorlanmaları da bu tercihlerinden kaynaklanmakta. Bu sadece siyasi partilerin serencamı da değil, sivil toplum örgütleri de aynı kodlarla hareket etmekteler.

 

“Türkiye partisi olmak” diye bir motto var. Ama bunun gerçekleşme şansı pekçok açıdan sıkıntılı. Bu sıkıntı kendisini en başta toplumsal yapıların kimlik eksenli yaklaşımlarının meselelere ortak ilkelerle bakma boyutunun önünde engel oluşturmasıyla gösteriyor. Siyasi partilerin ilkelerden ziyade fay hatları üzerinde sörf yapma kolaycılığına kaçmalarıyla da ilintili bir durum bu. Türkiye’deki fay hatlarının kimliksel ayrışması bu ilkeselliğin önünde yeterince engel oluşturmakta. Bu bir Türkiye hatta dünya gerçeği.

 

Bir taraftan hukukun üstünlüğü ve siyasi ilkelere atıf yapılırken, diğer taraftan aynı ilkeleri kimliksel çerçevelere kurban etmeleri sadece siyasi partilerin günahı değil. Sivil toplumdan yarı-resmi kurumlara, toplumun heterojen katmanlarına, mahallelere kadar sirayet etmiş bir durum bu…”

 

Konsolidasyon ve otoriterleşme sarmalına ilişkin analizlerden sonra, bu dikotomiden nasıl çıkılabileceğine dair önerilerimizi paylaştık:

 

“Dikotomik Döngüden Nasıl Çıkılır

 

Bu tabloya siyasi ahlak düzleminde itiraz edip temelden ve köklü karşı çıkışın önündeki en zorlu engel, kitlelerin kimlikçilik, kriminalizasyon ve düşmanlaştırma içeren bu dikotomiden kurtarılmalarının zorluğudur.     

 

Siyaseti, bu ikilemde kalmış insanlar/toplumsal kesimler için insan onurunu gözetir tarzda, hak-hukuk merkezli düzlemde yerine getirme çabası içinde olanların karşılarında buldukları, Çin Seddi misali devasa bir duvardır bu.

 

Bu duvar sadece doğruları söylemek, dürüst siyaset gütmek, her konuda ahlaki tutum takınmakla aşılabilseydi keşke.

 

… 

 

Sizin ahlak, adalet, hukuk, insan onuru merkezli tutumunuzu taviz vermeden sürekli kılıp bunu istikrarlı bir kimliğe dönüştürüp, sabırla, ilmek ilmek toplumun hissiyatı, fikriyatı, menfaati üzerine dokuyacağınız iklimle ilgili.

 

Toplumun önce, sizin ilk çıkış anınızda hakkınızda sizden önce oluşturulmuş olan istifhamlarla yüzleşeceği iklimi sakince solumaktır. Hakkınızdaki propagandaları, sizi siz olmaktan çıkarmayacak bir tarz ve tutumla bir bir püskürtmektir.

 

Bu ilk aşamayı sürdürürken dersinize iyi çalışıp toplumu ilgilendiren her konuda gereksiz, çatışmacı belaltı tarzın tuzağına düşmeden, çözüme dönük altyapınızı kamuoyuna boca etmektir. Ders verir gibi, anlaşılır şekilde, tane tane, adım adım bu yolu sürdürmek ve “doğrular şu şu mecralardan değil bu adamlardan öğrenilir” kanaatini oluşturmaya matuf bir olgunluğu serdedebilmektir.

 

Bir sonraki aşama, çıplak gerçekliği görüp endişelere kapılan büyücüler ikincil saldırı ve propaganda rüzgarlarını estirdiklerinde onlara pabuç bırakılmayacağını sahayı terketmeden, konuları geçiştirmeden, ahlaki meşruiyet zeminin verdiği güce yaslanarak sükunet ve itibar içre hissettirmek, doğruluktan taviz vermeyen aktivizmi sürdürmektir.

 

Bu sizi başka bir eşiğe taşır. Önce oluşturulmuş algı iklimini def ettiniz. Aynı süreçte toplumun öğrenmek istediği doğru bilgileri ve sorunların çözümüne ilişkin büyü bozucu gerçekleri önüne koydunuz. Bütün bunlar sizi sadece kavileştirmekle, özgüveninizi artırmakla kalmayacak, hakikati duymak isteyenlerin sizi arayıp bulmalarını beraberinde getirecektir.

 

Ekonomi stratejisinde şöyle, tarım politikasında böyle, sağlık sisteminde öyle, insan hakları ve adalet konularında şöyle derken, toplumun geniş kesimlerinin dikkatini çekmekle kalmayacak, aynı tutarlı ve ahlaki düzlemi devam ettirme zorunluluğu/sorumluluğu sizi de kuşatacak.

 

Geriye, toplumun sizin teveccüh sahibi olduğunuzu, size verilen oyların boşa gitmeyeceği ya da “düşmana yaramayacağı”na ikna olması safhası kalıyor ki, bu uzun soluklu süreç de sizin geleceğinizi inşa edecek bir turnusol işlevi görecek.

 

Her konuyu her daim değil, her doğruyu sürekli tüketerek değil, gereken konuları gerektiği ve dayattığı zamanlarda gündemleştirmek mukadderatınız olacak. Önemli olan bunların tümüne hazırlıklı bir donanıma sahip olabilmek için nefes almadan çalışmalarınızı sürdürmek. Sosyo-politik sorunlar/tartışmalar dayattığında değil, dayatmadan önce bunlara ilişkin bir birikimle küfenizi doldurmak.

 

Sürecin toplumu da dönüştüreceğini, sizi haklı çıkaran proseslerin size olan teveccühü artıracağı, “günlerin insanlar arasında evrilip çevrildiği” müjdesinden bilmekteyiz zaten. O halde o günlere ve sonrasına -az hata, bol ameli dua ile- hazırlıklı olmak yegane hedef olmalı.

 

Birilerinin, ağzınızla kuş tutsanız bile size dönüp bakmayacakları gerçeğini de yabana atmadan, tavizsiz bir yürüyüşün bereketini unutmadan.”  (https://ankaraekspresi.com/makale-siyasetin-siyaseti-542)

 

Takdir edersiniz ki bu hatırlatmalar, etnik ve ideolojik saikler üzerinden hazır reçete yapılan siyasetlerden farklı bir tutum ve duruma işaret etmekte. Bu yolu katetmenin siyaseten zorlukları, dezavantajları, kaybettirecekleri var. Lakin sabır ve metanetle niçin bu yoldan şaşmamak gerektiğini, neden partilerin -bugün ve gelecekte- bundan başka alternatiflerinin kalmayacağını, niçin bu yolun stratejik olarak kazandıracağını, bazı hesaplar tutmasa bile siyasetin ve toplumun hangi sebeplerden ötürü buna ihtiyacı olduğunu ikinci yazıda irdelemeye çalışalım.