Şair Mehmet Ragıp Karcı’nın ardından

10.03.2020

Şair, müzisyen ve belgesel yönetmeni olan Mehmet Ragıp Karcı, 1945’te Siverek’te doğdu. Kendisi, kendi deyimiyle ‘İflah olmaz bir Sivereklidir’.  Bir süre Erzincan Askeri Lisesinde okudu. 1962 de askeri lise kapatılınca, Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesine geçti ve buradan mezun oldu. Ankara’ya gelerek Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesine kaydoldu. Bu fakültenin Farsça bölümünü bitirdi.

 

TRT ye, 1974’te, Genel Müdürü İsmail Cem zamanında açılan bir imtihanı kazanarak girdi.  Burada önce kameraman, sonra yapımcı ve yönetmen olarak çalıştı. Birçok önemli belgesele imza attı. Dört Mevsim Ilgaz, Yusufeli İçin Methiye, Kaçkar. Bunlardan ‘Kaçkar’ belgeseli, oldukça dikkat çekti.

 

İlk şiiri 1968 de Türk Yurdu dergisinde yayınlandı. Şiirleri; Deneme, Gelişme, Edebiyat, Mavera, Yönelişler, Ay Vakti, Yedi İklim ve Hece dergilerinde yayınlandı.

 

18.05.2013’te Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesi, ‘Yaşayan Yazarlara Saygı’ programı çerçevesinde onun için bir ‘Anma ve Saygı Gecesi’ düzenledi. Bu gecede konuşan yazar Osman Güzelgöz, dinleyicilere onu, ‘türküyü ve şiiri bize sevdiren adam’ diye takdim etti.

 

Şiir, türkü ve çiğköfte bir Urfalının üç önemli vazgeçilmezidir. Karcı’daki şiir damarı, Urfalı Divan Şairi Nabi’den; Türkü damarı, Urfalı Tenekeci Mahmut Usta’dan gelmektedir.

 

2017 de adı, Siverek’te bir okula verildi. Kendisi de bütün kitaplarını bu okula bağışladı.

 

Halk şiiri ve Divan şiirinden beslenen bir duyarlıkla, günümüz insanının yaşadığı hayatın içindeki konumunu arayan bir tavır geliştirdi. Bu tavrıyla birlikte daha çok İkinci Yeni Şiir’ine yakın durdu. Bu akımın iki usta şairi olan Sezai Karakoç ve Cemal Süreya’yı çok sever ve benimserdi. ‘Şiir sanatında, bir melali yakalamak lazımdır.’ der ve bu sanatın bir ‘ima’ sanatı olduğunu savunurdu. Şiirde, kelimelerin arka planındaki anlam yüküne dikkati çekmek isterdi. Şiir yazarken, şairin, deminde ve tavında olması gerektiğini söylerdi.

 

Şair Mehmet Ragıp Karcı, az ama usta işi şiirler yazdı. Türk şiirinde, ‘68 Kuşağı’nın, İslami duyarlılıkla yazan şairlerinden biri olarak tanındı.

 

Şiirlerini onar yıl arayla üç kitapta topladı. İlki, Yeni Bir Sevda Süleymanı, 1986’da, ikincisi,  Bir Başkasının Kitabı, 1996’da, üçüncüsü, Yakarış Temrinleri, 2006 yılında yayınlandı. Yine sırayı bozmayarak bir on yıl sonra, üç şiir kitabı bir arada, toplu şiirler olarak Tut Elimden Düşmeyelim adıyla 2016 da Hece Yayınları’ndan çıktı. Böylece şiir sanatındaki serüvenini, kırk yılda tamamlamış oldu. Ragıp Karcı’nın, deneme türünde Türkü Okuma Kılavuzu adlı bir eseri daha bulunmaktadır.

 

Hayatta en çok sevdiği şeyler; çiğköfteyi kendi eliyle yoğurup arkadaşlarına ikram etmek, türkü söylemek ve bağlama çalmaktı. Bağlama çalmakta tavır sahibi bir usta idi. Urfa’da, saz çalıp söylemek, ‘Türkü çığırmak’ çok olağan, gündelik işlerden biri gibidir adeta.

 

Saz çalmaya olan merakı, 1962 yılında Erzincan Askeri Lisesindeyken başlamıştır. Halk şairlerinden Pir Sultan Abdal’ı beğenir, alevi deyiş ve nefeslerini çok güzel çalarak yorumlardı. Bunlardan ‘Haydar, Haydar’ türküsü,  severek yorumladığı bir eserdir. Hatta oğlunun adı bu yüzden Mehmet Haydar’dır. Ragıp Karcının annesi Erzurumludur. Bu yüzden Karcı, bir Erzurum Türküsü olan Tatyan makamındaki şu parçayı çalıp söylerken kendinden geçerdi:

 

Dün gece yar hanesinde yastığım bir taş idi

Altım çamur üstüm yağmur yine gönlüm hoş idi

 

 

Aman aman aman aman aman aman

Ben yandım seni bilmem

 

 

Türkünün ara nakaratı olan “Ben yandım seni bilmem’ dizesi, Ragıp Karcının bir şiirinde, bu Erzurum türküsünden bir alıntı olarak geçer zaten.

 

Osmanlı Türkçesini ve özellikle Divan Şiirini gayet iyi bilir, bilgilerini ve birikimini, merakı olan öğrencilerine de aktarırdı. Özellikle Fuzulî ve Hafız-ı Şirazî’nin şiirlerini çok severek okurdu.

 

 

Divan şiirini bilmeyen bir şair adayının, şiire hiç başlamaması gerektiğini vurgulardı. Yıllarca Türkiye Yazarlar Birliği’nin okuma ve yazma odalarında, meccanen, hiç para, pul talep etmeden, Osmanlıca yazmayı ve okumayı öğrenmek isteyen öğrencilerine aylarca süren dersler vermiştir. Öyle ki Osmanlıca ve Divan şiiri, onda bir tutkuya dönüşmüştü. Yer bulamadığı zamanlarda bile öğrencilerini alır, Diyarbakırlı bir dostunun Kızılay’daki künefe dükkânında, yemek saatinden sonra masalara oturtur, onlara Divan Şiiri öğretirdi. Bu, benim dikkatimi çeken çok önemli olaylardan biridir. Yazımı, bir hatıramı naklederek bitireyim.

 

Bundan on yıl önce, 13 Ocak 2010 Ankara’da Pursaklar Belediyesi’nin tertiplemiş olduğu bir ‘Şiir Gecesi’ne dört şair davet edilmiştik. Ben, Metin Önal Mengüşoğlu, Mehmet Çelik ve Mehmet Ragıp Karcı. O gece, şairler olarak şiir sanatı üstüne kendi aramızda, bir sohbeti gerçekleştirdik.  Sonra kendimizden birer şiir okuduk dinleyicilere. Sıra Mehmet Ragıp Karcı’ya geldi. O, şiir okumaktan çok sazı konuşturmaya başladı. Okuduğu Türkülerle hepimizi büyüledi, seyirciyi ve dinleyiciyi çok etkiledi ve büyük alkış aldı.

 

Program bitince hep birlikte sahneden indik. Bu gece için özel hazırlanmış olan çiğköfte, künefe ve demli çaylarla geceyi noktaladık. Hey gidi devran hey!

 

Allah (c.c), kardeşimiz Mehmet Ragıp Karcı’yı, 26 Şubat 2020 de Darül beka’ya aldı. O, bu geçici konaktan ebedi yurduna göç etti. Çünkü

 

’Demir almak günü gelmişti zamandan’