Annemin tandır ekmeği

23.09.2020

 

Sevgili Vahap Coşkun Diyarbakır ‘’ev ekmeğini’’ yazınca, daha ilk satırları okurken, rahmetli annem ve avlumuzdaki tandırı, gözlerimin önünde canlandı. Tanrım ne günlerdi onlar; her gün bir tarafta ‘’teşt’’ denilen devasa boyutları olan bir sinide hamur yoğrulur, diğer tarafta tandırı harlamak için, kerpiç tandırın içine odun üstüne odun atılırdı. Avlumuz çok büyüktü ya da o zamanlar gözüme böyle gelirdi, sanki bitimsizdi. Batman'da henüz şehir şebekesi yoktu, iki avluyu birleştiren sınırda kuyumuz vardı. Kuyuyu, Dengbêj Heci Yusufların eviyle ortaklaşa kullanırdık. Tandır ve kuyu arasında beş metrelik mesafe ya vardı ya yoktu. Ekmek ve su denilen iki nimet sanki aynı kabın içinde öyle sunulurdu bize. Kuyu ve tandırdın yanyanalığı, bana güven ve güvenlik duygusu aşılardı. Ne ekmeğe ne de suya hayatım boyunca hiç muhtaç hale gelmeyeceğim duygusu, çok sağlam bir hayat görüşünün temellerini ruhumda inşa ediyordu. 

 

Denbêj Heci Yusuf’un evi her daim çok kalabalıktı. Sesini, dolayısıyla şarkılarını kayıt etmek için çok uzaklardan gelen misafirler, beraberinde araba lastiğinden büyük iki gözlü teyp cihazını getirir ve gece yarısına kadar herkes bu müzik ayinine katılırdı. Duygusallığımın altında annemin hikaye severliği ne kadar belirleyici bir rol oynamış olsa bile, ez annem kadar Heci Yusuf’un sesinden etkilendiğimi itiraf etmeliyim. 

 

Annem uzun kış gecelerinde, köyün hikâye anlatıcılarını eve davet ederdi. Hikayeler de hikayeydi hakikaten, günlerce sürer ve biz hiçbir anını kaçırmazdık. Gelen hikayeci, eski zaman hikayecileri gibi hepimizi etrafında toplar ve ağzından çıkan ilk cümle ile büyülü bir atmosfer yaratırdı. Annem her seferinde en az bir hafta ağırlardı hikayecileri, bazen bu süre on beş günü bile bulurdu. Evimiz buna uygundu. Babam aynı koridora açılan altı odalı bir kerpiç damlı ev yaptırmıştı Batman’da. Üçer odalı iki sıralı evimizde misafir de hiç eksik olmazdı. Annem ekmek yapmayı çok önemserdi, babam da etsiz yemeğe tahammül etmezdi. 

 

Aslında ailenin iki doğal görev bölümü kendiliğinden hayatımızı belirlemeye başlamıştı. Ekmek ihtiyacımızı annemin tandır fabrikası, et ihtiyacımızı da babamın her sonbaharda satın aldığı ve en az iki ay kendi elleriyle beslediği dört koç sağlardı. Kemikli et tuzlanır ve kış boyu hasır sepetlerde rafa kaldırılırdı. Kemiksiz et ise kesinlikle kavurma yapılırdı. Ekmek ve et yoksulluğun belini kırmak anlamına geliyordu. 

 

Ayıptır söylemesi babam Şêxê Şero’nun hali vakti yerindeydi. Batman'da bir taraftan demir çimento ticareti yapar, öte taraftan kerpiç evlerin tavan direkleri olan kavak ağaçlarının kerestelerini satardı. Çatılmış tüfekler gibi, kavak ağaçlarının çatılmış hali benim çok hoşuma giderdi. Bir futbol sahası büyüklüğündeki bir alanı kapsayan çatılmış kavak ağaçlarının görüntüsü her nedense bana bir Kızılderili köyünü anımsatırdı. 

 

Annemin tandırında sadece ‘’Nanê Tenûrê’’ pişmezdi. Annem her tandır yaktığında mutlaka şişlere geçirilmiş patlıcanları da o ateşin közünde közlerdi. Tanrım, tandırdan yeni çıkmış sıcacık ekmeğin üstüne sürülen, sarımsaklı patlıcan ezmesi öyle lezzetliydi ki, şimdi bile dilimin üstündeki o lezzeti dünmüş gibi hatırlıyorum. 

 

Biz çocukların gün içinde iki şöleni olurdu. Sabah büyük hasır sepetin altındaki kaymaklı tandır ekmeği ve öğlen sonrasında tandır ekmeği üstüne sürülen sarımsaklı patlıcan ezmesi.   

 

Tandırdan çıkan ilk ekmek komşu hakkı denilerek mutlaka komşuya gönderilirdi. Bazen annem komşuya ekmek gönderirken yolda komşudan gelen ekmekle rastlaşırdım. Ben onlara ekmek götürürken, onlardan biri de bize ekmek getirirdi. 

 

Tandırın başında tıpkı pınarın başında toplanmak gibi, bazen mahallenin bütün kadınları toplanırdı. Ben bu toplantılarda kadınların gücünü ve hayata hakimiyetine tanık olurdum. Hemen her şeyi konuşurlardı. Dedikodudan tutun, hayatın en ciddi meselelerine kadar, her şey gündem konusu olurdu. Kadınların dünyasına dair ilk bilgilerim, bu tandır başı sohbetlerinden gelir. Her kadın, deneyimlerini, ötekilerle paylaşmaya o kadar arzulu davranıyordu ki, belki de hiçbir beklenti geliştirmeden ötekine katkıda bulunmanın değerini o günlerde öğrendim. Tandır başında karşılıksız sevginin ne olduğunu o kadar büyük bir zarafetle herkese öğretiyordu.