Annesine hakaret edilmesinde sınırsız özgürlük olan güzel çocuk; Şehit Abdullah

25.06.2020

Yaşasaymış 21 yaşında olacakmış sevgili Abdullah.

 

Dün (24 Haziran) doğum günüydü.

 

Annesi, 21 yıl önce dün kucağına aldığında mutluluğa dönüşen acılarla dünyaya getirmiş Abdullah’ı.

 

Ve o güzel çocuk, 15 Temmuz 2016’da daha 17 yaşındayken, hain darbe girişimi akşamında şehit edilerek annesinden, sevenlerinden koparıldı.

 

Mekanı cennet olsun…

 

Acayiplikler ülkesi Türkiye’de her şey mümkün…

 

Abdullah Olçok’un doğum günü anması için bir çok sosyal medya kullanıcısı mesajlar yazıyor…

 

Ne güzeldir unutulmamak…

 

Vicdani sorgulama mekanizmaları aktif olan herkesin dikkatini çekecek olan durum ise; bu güzel çocuğu doğuran, o yaşa gelene kadar yetiştirip, büyüten kadına, annesine en çok tepki verenlerin, hakaret edenlerin, linç edenlerin Abdullah’ı anan mesajlarıyla görünür olma çabası.

 

İnsan düşünmeden yapamıyor…

 

Abdullah yaşasaydı ve annesine bu kadar ağır sözler söylendiğini görseydi kabul eder miydi?

 

Nihal hanım bir röportajında 15 Temmuz gecesi, Abdullah’ın kendisini aradığını ve “eve git“ dediğini anlatmıştı. 

 

Annesi için endişe duyan bir evladın yaklaşımı son telefon konuşmalarına bu diyalogla yansımış.

 

Bir şehidin annesine bu denli insanlıktan çıkmışçasına saldırılmasının nedeni ne olabilir? 

 

Dünyadaki hangi konu, hangi ideoloji, hangi dava, hangi saik bir şehit annesini bu denli yaralamak, kanatmak için motivasyon kaynağı olabilir?

 

O yaşa getirip, avuçlarından kayıp gidene kadar yetiştiren kadına, annesine her türlü saygısızlığı, nobranlığı yapıp ardından da Abdullah ile nasıl bir bağ kurabildiklerini düşünüyor olabilir bu insanlar?

 

Abdullah’ı ve babasını yaşadığı süre boyunca bir kez dahi görmemiş insanların fütursuzca “o soyadını bırak, sen o soyadını hak etmiyorsun“ cümlesini sarf etme cüretini gösterecek kadar insanlıktan çıkmalarına ne demeli ?

 

Şehit Abdullah’ın şehit babası Erol bey ile annesi Nihal hanım 2013 yılında resmen boşanmışlar. 

 

Doğası gereği insan sorguluyor…

 

2013 yılında gerçekleşen resmi boşanma, Erol bey hayattayken neden gündeme gelmedi, kamuoyu bu boşanmayı duymadı, medyaya yansımadı? 

 

Türkiye’nin özellikle de Nihal hanıma sınırsız hakaret etme hakkını kendinde bulanların, ya da doğurdu çocuğunu sahiplenmesine dahi tahammülü olmayanların tanımadığı biri miydi Erol bey?

 

Ayrılık sürecinin kamuoyuna yansımamasına dair neden yıllarca hassasiyet gösterildiği sorusu insanların hiç mi aklına gelmiyor ?

 

Erol bey ile, bir kez dahi yüz yüze gelmeyen yığınların kendilerine dert edindikleri o “soyadı“…

 

Xabze, iyi bir Çerkes’in son derece bağlı olduğu sözlü kanunları anlatan Çerkesçe bir sözcük.

 

Bilenler bilir, rahmetli Erol bey son derece Çerkes geleneklerine bağlı bir insandı ve kendisine “Çerkes beyi“ denmesinin nedeni de bu idi.

 

2013 yılında gerçekleşen resmi ayrılığın kamusal alanda dillendirilmesinden sakınılmasının en önemli nedenlerinden birinin, Erol beyin Xabze’ye bağlı bir Çerkes olmasıyla ilintili olduğunu düşünüyorum.

 

Ayrılmış olsa dahi hiçbir Çerkes erkeğinin çocuklarının annesini, bu denli sefil bir güruhun karşısında saldırılara bu kadar açık halde bırakmayacağını bilecek kadar Çerkesleri tanırım. 

 

Vicdan, ahlak, insanlık kavramlarını da odağa koyarak söylenecek çok şey var bu konuda kuşkusuz ve fakat kilitlenmiş vicdanlara ulaşamayacağını bilen biri için ne kadar anlatmaya çabalasa da yanlışı, anlatının sonu sadece yorgunluk olacaktır.

 

Vicdanıyla düşünebilen insanlardan olmak herkese nasip olmuyor.

 

İyi ki doğmuş, güzel çocuk şehit Abdullah ve o güzel çocuk şehidi iyi ki doğurmuş şehit annesi Nihal hanım...