Bab-ı Âli'nin Hatıra Defteri: Bu koleksiyonda yok yok!

19.05.2020

Koleksiyon dilimize, Fransızca “toplama, biriktirme” mânâsına gelen collection kelimesinden gelmiş.

 

Koleksiyoner deyince akıllara meşhur (ya da olması muhtemel) ressamların resimlerini, antika heykelleri yahut klasik arabaları alanlar gelebilir. Halbuki koleksiyonerlik sadece zengin insanların yaptıklarıyla sınırlandırılamayacak kadar geniş yelpazeye sahip bir alan.

 

Mesela; Refik Halit Karay’ın kaşık koleksiyonu yaptığı bilinir. Ediz Hun kaktüs, Zeki Alasya Buda bibloları biriktirmiş. Mehmet Aycı telefon kartı toplamış yıllar yılı, Selçuk Azmanoğlu ise tesbih, rozet, kurşun kalem, dolma kalem, oyuncak araba, afiş, çakmak, daktilo, radyo, gramofon; kısaca ne bulduysa…

 

Selçuk Azmanoğlu ne bulduysa toplamaya devam ededursun bugüne kadar yapılmış -belki de- en orijinal koleksiyon Reşid Halid Gönç’e aittir diyebiliriz.

 

Reşid Halid Gönç nasıl bir insandır, ressam/gazeteci Çetin A. Özkırım’ın Düş Erimi adlı kitabından tanıyalım:

 

İnce, zayıf, kavruk, uzuncana boylu, yaşlı bir adamdı. Giysileri üstüne bol geliyordu. Ceketi, pantolonu buruşuktu. Eski gömleğinin yakası liflenmişti ama kravatı vardı. Başının üst kısmı, altına oranla belirgin bir biçimde daha büyüktü. Kocaman burnunun üstünde, çerçevesi iple tutturulmuş eski bir gözlük vardı. Gözlüğünün yusyuvarlak camları, gözbebeklerini daha iri iri gösteriyorlardı. Ağzı, tuhaf bir yumuşaklıkla içeri doğru gömülmüştü. Sanki dişsiz gibi… İlk bakışta göze çarpıveren en belirgin özelliği ise çenesiydi. Evet, çenesi! İnsanda, kemiksiz izlenimini uyandıran yumuşak ama sivri çenesi sola doğru çarpıktı… Bu ilginç özelliği, yüzüne gülünç bir görünüm veriyordu. (…) Hafifçe peltek bir konuşması vardı. Son derece nazikti. Pek de alışık olmadığım, böylesi bir nezaket gösterisini doğrusu yadırgamıştım. Bir ara konuşurken “acaba alay mı ediyor” diye geçti aklımdan. Ama sonra yaşlı adamın hiç de öyle alaycı bir kişiliği olmadığını fark ettim. İçtendi. Bu onun yaradılışından geliyor olmalıyı. Sanki, eskilerin dediğince, saraydan yetişmiş gibiydi.

 

 

Reşid Halid Gönç, aristokrat bir ailenin çocuğu olarak 1308 (1892) yılında doğar. Babası Mehmed Halim Bey, annesi Reşide Hanımdır. Tahsilini Paris’te tamamlayıp İstanbul’a döndüğünde Fransızların işlettiği İstanbul Telefon Şirki’nde önemli bir memuriyete başlar.

 

Aristokrat ailenin hiç evlenmemiş olan bu demokrat çocuğu, kırkına doğru, 12 Ekim 1929’da yazı yazan herkesin el yazılarını ve fotoğraflarını toplamaya başlamış: 13.5x20 cm boyutunda kartonları kurşun kalemle üçe bölüyor: hepsinin arkasına hiç üşenmeden adının “imlasını” yazıyor: Reşid Halid. Yani “t” ile değil, “d” ile yazılmasını istiyor (bu yüzden ona “d”li Halid derlermiş.) Üstteki bölüme “Reşid Halid beye” gibisinden bir “ithaf” yazılacak, ortaya fotoğraf yapıştırılacak, alta gönülden ne koparsa , birkaç satır ve imza… (Alpay Kabacalı, Milliyet Sanat Dergisi, 1 Ekim 1988)

 

“Kırkına doğru” bu “garip” meraka tutulan Reşid Halid Bey, bir gün Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’nın yaveri ile tanışır ve onunla bir röportaj yapar. Bu röportajı Vakit gazetesi yazı işleri müdürü Niyazi Ahmet Banoğlu’na verir. Banoğlu anlatıyor:

 

Yazının Reşid Halid’in imzası ile yayınlanması Reşid’i adeta çileden çıkarmıştı. 20-30 gazete alarak bütün tanıdıklarına dağıttı ve… Evet, telefon şirketindeki vazifesini bırakarak gazetede çalışmayı aklına koydu. Gazete sahibi Hakkı Tarık Us’u iyi tanıyordu ve gazetede klişe memurluğu aldı, şirketten de istifa etti.

 

Ne olduysa işte o röportaj yayınlandıktan sonra olur; “pazardan başka boş vaktim olmuyordu, şimdi koleksiyonumu rahatça tamamlayabilirim” düşüncesiyle işinden istifa eder Reşid Halid Gönç. İstifanın ardından sefalet günleri başlasa da hiç oralı olmaz ve “13.5x20 cm boyutunda kartonları” yazar-çizerlere vermeye, fotoğraf ve yazı örneklerini almak için sabırla-inatla beklemeye, onları koleksiyonuna katmaya devam eder.

 

İlk tanıdığımızda Tan Matbaası’nın arşivine bakıyordu. Bakıyordu demek yanlış, orada yatıyordu, orada kalkıyordu. Yatmak kalkmak denince aklımıza yatak gelir, yorgan gelir, yastık gelir. Hayır o tahta masanın üzerinde, bin yıllık paltosuna sarılıp kıvrılırdı o kadar. (Hasan Pulur, Hürriyet, 21 Mayıs 1985)

 

Reşid Halid Gönç, kedilerine ciğer almak için 2 lira borç isteyecek kadar perişanlık içerisinde yaşar ama 1966 Şubat’ında ölene kadar koleksiyonunu genişletmek için çabalar...

 

Gazeteciler Cemiyeti, 18 Aralık 1984 tarihinde Reşid Halid Gönç’ün Koleksiyonundan Bab-ı Âli’nin Hatıra Defteri'ni yayınlar. Koleksiyonun ikinci bölümü Ocak 1988, üçüncü bölüm ise Aralık 1988 tarihini taşıyor.

 

 

Abbas Parmaksızoğlu, yayınlanan ilk kitapta şunları söylemiş:

 

1966 yılında gazeteden aldığı bir davetiye ile gittiği Aksaray’daki bir tiyatronun merdivenlerinden düşerek öldü. Hiç kimsesi olmadığını gayet iyi biliyordum. Cenazesini kaldırır kaldırmaz sürüyle akrabası türemesin mi? Birçok amca, dayı, hala, kardeş çocuğu… Sahte gözyaşları döken bu akrabaların hiçbirinin hakiki olmadığını biliyordum. Tek maksatları, büyük para edeceğini sandıkları bu koleksiyona sahip olmaktı. Müracaatların, rica, hatta tehditlerin sonunu alamaz olmuştuk. Koleksiyonu muhafaza etmek de güçleşiyordu. Bir ömre mal olan bu eserin, layık olduğu tek yerin Gazeteciler Cemiyeti arşivi olduğu şüphesizdi. Ben de öyle yaptım. Şimdi elinizde bulunan ve  basın hayatımız için emsalsiz bir belge ve değer taşıyan, Reşid Halid Gönç’ün meşhur koleksiyonunu Gazeteciler Cemiyeti’ne teslim ettim. Allah Rahmet eylesin…  

 

Dünyada bir örneği daha olmayan bu kıymetli koleksiyonun, eksikleri tamamlanmış özenli bir baskısının yapılması gerekiyor. Bunu beklemek okurun hakkıdır, Reşid Halid Gönç’e ise Gazeteciler Cemiyeti’nin borcu…

 

Reşid Halid Gönç’ün yazı ve fotoğraf koleksiyonunda kimler yok ki:

 

Ahmet Haşim:

Muhterem Beyefendi,

Bu merakınızı delilik telakki edeceklerin çok olduğunu düşündünüz mü?

10/III/931

 

Melih Cevdet Anday:

Reşid Halid Beyefendinin yirmi yıldır toplamakta olduğu Yazı Yazanlar Koleksiyonuna hatıra olarak.

Bu yazıyı 20 Mayıs 1954 günü öğleden önce yazdım.

 

Yusuf Akçura:

Reşit Halit Beyefendiye

İstanbul, 24.VIII.1932

 

Sabahattin Kudret Aksal:

Reşid Halid Gönç’e

Zamana büyük inancı olan bu davranışı kutlarım.

 

Aziz Nesin:

Kıymetli Reşid Halid’e;

İkimizin de menfaatlerine aykırı olduğu halde, benim kafam, senin çenen aynı tarafa dönmüş.*

Mükemmel bir eser olan şu kıymetli koleksiyonun bana miras kalmasını çok isterdim.

3 Şubat 1947

* (Aziz Nesin bu cümleyle Reşid Halid’in çenesinin sola çarpıklığına ve kendi solculuğuna atıf yapıyor)

 

Cevat Fehmi Başkut:

Koleksiyon merakı güzel şeydir. Sabırlı ve intizamperver olmasını bilmediğim için hiçbir zaman beceremeyeceğim güzel şeylerden biri…

11.8.1938

 

Bedii Faik Akın:

Bay Reşid Halid Gönç’e

Bab-ı Âli’ye geldim. Elime bir kalem tutuşturup, al dediler, bu usturan ve efkârı umumiyeyi gösterip, işte dediler bu da müşterin… Tıraşa başladık. Mübarek sakal kestikçe gürleşiyor…

1 Mart 1948

 

Yahya Kemal Beyatlı:

Nisan 1934

Reşid Halid Beyefendiye.

Öz dostluk hislerimle arzu ettiğin iki mısrâ-ı Kemâl-i hicâp ile takdim ettim.

Kâm almadık misafiretinden bu âlemin,

Cananla meyle son günü,

Ey mevt sendeyiz.

 

Rıza Tevfik Bölükbaşı:

Bay Reşid Halid Gönç’e

15 Ağustos 1943

Gizli bir kudretin kahir eliyle ölecektir insan emeliyle

 

Behçet Kemal Çağlar:

Çok resim imzaladık, güzel için, genç için,

İşte bu resmimiz de Reşid Halid Gönç için.

20.9.1949

 

Suat Derviş:

Reşid Halid Gönç’e

Yol arkadaşından 4.XI.35

Hayatta en müşkül şey, iştihası olmadan yemek yemek,neşesizken gülmek, canı istemezken yazı yazmaktır. Eğer hatırınız mevzubahis olmasa idi, bunu yazmaz idim.

 

Ömer Rıza Doğrul:

Çöller, harabeler, yangınlar ve tufanları atlayıp geçen, mefkure şahikasına ilerliyen halâs ordusundan bir adım geri kalma.

 

Ahmet Muhip Dranas:

Güzel bir meraka tutulmuşsunuz: Fotoğraf ve el yazısı. Anlayan için bir insanın bütün varlığını bu iki tasvirden çıkarmak mümkündür. Zira yazı, hatta şekille bile olsa, ruhun aynasıdır.

20.V.1952

 

Cemal Nadir Güler:

Bay Reşid Halid Gönç’e

Koleksiyonunuzun bir değeri de şudur:

Birbirine benzemeyen kıymetleri bir yerde toplayarak riyazi düstürlardan birini değiştirmiştir.

24.2.1935

 

Reşat Nuri Güntekin:

8.10.1931

Koleksiyonunuzu süsleyen meşahir arasında, bu âcize de bir yer ayırdığınız için size teşekkür ederim.

 

Abdi İpekçi:

Muhterem Reşid Halid Gönç’ün yıllardan beri herkesin takdirini toplayan bir sebatla hazırladığı koleksiyonuna girmekle bahtiyarım.

18 Mayıs 1959

 

Orhan Veli Kanık:

Reşid Halid Gönç’e

Kıymetli koleksiyonuna, kıymetsiz iki satır.

Bir de kıymetsiz resim. Aynı cinsten bir de imza.

10.III.1947

 

Necip Fazıl Kısakürek:

Dostumuz Reşid Halid Beyefendiye.

“Benim el yazım budur” demek bir şey yazmış olmak değil midir?.. “Verlaine”  efendinin ve benim fikrimce gerisi edebiyat…

15 Teşrini Evvel 1933

 

Yaşar Nabi Nayır:

Bay Reşid Halid Gönç’e

Bu da geçer yahu!

22.7.947

 

Nahid Sırrı Örik:

Reşid Halid Gönç tatlı canına ne diye bu derdi açmış? Kendine hayrı olmayan bu yazıdan ona ne hayır gelecek?

25.3.1946

 

Nazım Hikmet Ran:

21.3.31

Düşündüm, taşındım, buraya hiçbir şey yazamadım. Bu cümleyi yazmak bile acayip geldi.

 

Sabahattin Âli:

Reşid Halid Gönç’ün koleksiyonuna armağan.

4.XII.1946

 

Peyami Safa:

En hazin mücadele, iki haklı taraf arasında cereyan edendir…

27 Nisan 1930

 

Sait Faik Abasıyanık:

Dostum Reşid Halid Gönç’e

Yazı yazmak kadar güç hiçbir şey yokmuş.

23.3.1946

 

Zekeriya Sertel:

Bu merakınızda ısrarınız beni düşündürdü. Bu irade kuvvetini daha iyi bir şeye sarfetmek mümkün değil midir?

10.7.1934

 

Ercüment Ekrem Talu:

Kardeşim Reşid Halid’e muhabbetle.

Yazı ve resim toplamaktansa para toplamak daha iyi… Hatta, aklını başına toplamak hepsine müreccehtir.

Ankara 17.3.1931

 

Abdülhak Hamid Tarhan:

Ermek ister ise âdem, irem-i mağfirete

Kimseyi kırmayarak gitmelidir ahrete

12 Haziran 1930

 

Selim Sırrı Tarcan:

Neşesiz geçen gün yaşanmış sayılmaz.

26/2/930

 

Neyzen Tevfik:

Ne yap yap izzet-i nefsinle geçin

Kimseden bekleme yardım iki el bir baş için

17 Ocak 1947

 

Hilmi Ziya Ülken:

31-3-1936

Keyfiyet, kemiyet ağacının;

Fikir, madde ağacının çiçeğidir.

 

Üstad Necip Fazıl'ın koleksiyona katkısı