Bana biraz müsaade

20.04.2020

Tevfik el Hakim, Sanat Üzerine adıyla yayınlanan kitabında bir yerde şöyle bir soruya cevap arar  (yirmi sene öncesinden aklımda kaldığı kadarıyla): ‘Modern insan ayın ikiye yarıldığını görse ne der?’ Kendisinin verdiği cevabı tam olarak hatırlamıyorum lakin her meslek erbabının kendi mesleğinden hareketle durumu bilim çerçevesinde izah edeceğini söyler. Ama şu cümlesi aklımdan hiç çıkmadı: “Bunun bir mucize olabileceğini kimse dile getirmez”.

 

Sanat ve dinin aynı yerden beslendiğini/beslenmesi gerektiğini anlatır Tevfik el Hakim. Sanatın bir hakikat ve sır arayıcılığı olmasından, din ile irtibatından bahseder. Ama konumuz bu değil.

 

Bütün dünyayı tesiri altına alan korona virüsüne dair herkesten her şeyi dinledik. Bütün bu söylenenlerin ortasında asıl dinlememiz gereken bazı hususların dile gelmediğine dair bir kanaat yok mu sizde de? Koronadan yana pek fazla dile getirmesek de bizi ürküten esas şey ölüm. Ölmekten yana sıkıntımız var. İster dünyadan alınacak heveslerimizin yarım kalmaması isterse hesap gününde işlerin kolaylaşması için yapmayı düşündüğümüz iyilikler için mühlete sahip olmayı arzuluyor olalım. Kaldı ki ölmeyi temenni edecek değiliz. Ama Kuran’da tahminen atmış üç ayette ölümden bahseder. Yüz on üç ayette rızıktan söz edilir. On üç ayette musibet ve sebepleri anlatılır. Bu Din-i İslam’ın bu kadar temel bir meselede en azından inananlarına söyleyeceği sözleri yok mudur? “Şüphesiz Kuran, alimleri vasıtasıyla konuşur” der Darimi (Allah azze ve celle rahmet etsin). Bir mahalle muhtarlık seçimi hakkında bile dinden delil getirilen memleketimizde bu kadar hayâtî (yaşamak anlamında hayâtî) olan bir meselede dilsiz kalmak hayra alamet değil.  Buraya tekrar dönmek gerekir ama önce hayatın normalleşmesine dair bir kaç söz etmenin vaktidir.

 

Allah’ın (azze ve celle) emrettiği, razı olduğu işlerden yana mahrum kaldıklarımız neler var bu süreçte? İşe gitmek ve rızkının peşinde koşmak meselesini hariç tutarak merak ediyorum; hayat normalleştiğinde koşarak gideceğimiz yer AVM mi hayr işleri mi? İlim öğrenmekten, ihlas ile amel etmekten yana eksik kalmak boynumuzu mu büktü? Halka karışmak, kendini göstermek, ortaya çıkmak, ayar vermek, laf sokuşturmak, ayakkabı ile gömleği veya çantayı birbirine uygun hale getirmek için gayret göstermek ve adına mâlâyâni denilen işlerden yana geri kalmışlık dışında hangi meselede anormal bir durum yaşıyoruz? Aşağı yukarı üç beş aylık sakin bir hayat öngörülüyor, bununla baş etmekten yana sıkıntı çekmek niye bu kadar büyük bir zorluk olarak kabul görüyor? Müslümanların normali ile müslüman olmayanların normali arasındaki fark nedir? Hayatı; sedece namaz vakitleri hariç aynı yaşayacaksak bu kadar ahkam, ahlak, fıkıh, kelam, akaid, zühd, tasavvuf külliyatına ne gerek vardı? Bir mızraklı ilmihal kitabı yeterdi hayatı tanzim etmeye. Herkes kendi normalinden hesaba çekilecek. Akıllı olmak odur ki, ölmeden evvel yapmak gerek bu işi. “Dünyada garip veya yolcu imiş gibi yaşa. Akşama ulaştığında sabahı bekleme. Sabaha ulaştığında da akşamı bekleme. Hastalığın için sıhhatinden ve ölümün için hayatından istifade et. Vaktini boşa geçirme.” (Buhârî, Rikak, 3)

 

Meselemize geri dönelim. Müminin cenaze namazı ona dua ve rahmettir. Bu dönemde müminler yakın akraba ve aynı mevkide bulunma haricinde cenaze namazlarına iştirak edemediler. Bir ilim sahibi de demedi ki veya ona sormadılar ki; “Katılamadığımız cenaze namazlarını evimizde tek başımıza gıyaben kılabilir miyiz?” Birimiz sormadık ki,  “Kendimizi evde yalıtmaya rıza göstersek de, cenaze namazına katılmamız için bir düzenleme yapılsa olmaz mı?” Sormadık söylemediler, derdimiz değil.

 

Enes (radıyallahu anh) şöyle dedi: Peygamber aleyhisselâm ile bazı sahâbîler birlikte bulunurlarken onların yanından bir cenaze geçti. Ashâbtan bazıları o cenazeyi hayırla andı. Bunun üzerine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem:

 

- “Kesinleşti” buyurdu.

 

Sonra bir cenaze daha geçti. Orada bulunanlar onu da kötülükle andılar. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem  yine:

 

- “Kesinleşti” buyurdu.

 

Bunun üzerine Ömer İbnu’l-Hattâb (Radiallahu anh):

 

- Ne  kesinleşti Ya Resûlallah? diye sordu. Peygamber aleyhisselâm da şöyle buyurdu:

 

- Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız; bu sebeple onun cennete girmesi kesinleşti. Bu berikini kötülükle andınız; onun da cehenneme girmesi kesinleşti. Çünkü siz (mü’minler), yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.”

 

(Buhârî, Cenâiz 86, Şehâdât 6; Müslim, Cenâiz 60. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 76; Tirmizî, Cenâiz 63; Nesâî, Cenâiz 50; İbni Mâce, Cenâiz 20, Zühd 25 ) 

 

Bir insan eceli gelmeden vefat eder mi? Ona taksim edilen rızık boğazından geçmeden dünyadan göçer mi? Kaza ve kadere dair ne söylenebilir bu olup bitenler üzerinden (dinleyenleri çileden ve dinden çıkarmadan konuşmak lazım). Dua, sadaka ve sıla-i rahim ile musibet, ecel ve rızık arasında bir irtibat var mıdır? Tanrıyı kıyamete zorlamak olarak adlandırılan inancın önderlerinden başka neredeyse hiç kimse tıp ilminin çerçevesinin dışından ve Kitabın ortasından konuşma cesaretini göstermedi. Bu günümüze ve bundan sonraki hayatın akışına dair sözü olmayanlara, nasihatte bulunamayanlara, yol gösteremeyenlere yazıklar olsun. Hayata kaldığımız yerden geri dönmeyi arzulayan bizlerin, daha büyük bir azabın gelmemesinden emin olmaları gerekir. (Bu meselelerin konuşulması için iftar ve sahur programları bekleniyor da olabilir. Medyatik ayarlamalar yapılmıştır illa. Acele etmemek lazım. Münasebetsizlik yapıyor da olabilirim. Bilemedim şimdi.)

 

Koronanın Çin kaynaklı olması üzerinden Uygurlara yapılanlara ve sessiz kalmalara dair bir genel kanaat var elbet dini bir okuma üzerinden. Aman ha, sakın kendimize kerih ve günah olan bir şeyi yakıştırmayalım. Ne varsa lanetlenmiş olan, bizim dışımızdakilerden sebeplenmiştir. Biz pir ü pakız. Gece rüyalarımızda cennetteki yerimizi görür, gündüzleri cennet bahçelerinde dolaşırız. Öyle mübarek insanlarız biz. Bu din bizim dışımızdakileri hesaba çekmek için inzal oldu (sümme haşa). İnsanlık alemi Tebe-i tabiin’den sonra bize gelinceye kadar batıl içerisinde debelenip durdu. Biz var ya biz, illa ki biz yani. Dua edelim de Allah (azze ve celle) hayırlı akıbetle ilgili yalanımızı ve zanlarımızı hakikat eylesin.

 

Tıbbi olanın dışında farklı sorular ve yaklaşımlar için iki internet adresine de bakmanızı teklif etmek isterim. Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz. Bakıp da ‘ne gereği vardı’ derseniz şayet, daha hayırlı işlerinizden alıkoyduğum için beni bağışlayınız.

 

https://www.21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/teostrateji-arastirmalari-merkezi/korona-virusu-salgini-karsisinda-siyasal-islam-in-gelecegi

 

https://twitter.com/BergenLutfi

 

Mübarek ramazan ayı başladı başlayacak. Hep itikaf sakinliğinde bir oruç tutmayı arzu ederdim. O ramazan bu ramazan inşallah. Allah (azze ve celle) ibadetlerimizi kabul eylesin.

 

Ey Allah’ın (azze ve celle) yeryüzündeki şahitleri; kendiniz hakkında şahitliğiniz nedir? Nasıl bilinirsiniz!