Ben bu kitabı keşke okumasaydım

20.06.2020

Alaeddin Özdenören’in Unutulmuşluklar kitabı elimde.

 

Bir başka kitabı ararken pat diye önüme düşen tertemiz, sayfaları bile çevrilmemiş, kitapçıdan  alındığı gün gibi taptaze duran bir kitap.

 

Künyesine bakıyorum:

 

İZ YAYINCILIK: 287

Sanat-edebiyat dizisi: 33

İstanbul 1999

 

Kitabı, ilk çıktığı zaman aldığıma göre yirmi bir sene olmuş.

 

İsmiyle müsemma, kitaplıkta unutulmuş bir kitap.

 

Yirmi bir sene rötarlı olsa da okudum kitabı. Adıyla tezat teşkil edecek bir canlılıkla yazılmış, acılı bir şairin hatıraları...

 

Çocukluk, haşarılık, kavga, gürültü…

 

Akranlarını aşıp öğretmenleriyle de kavga eden delişmen bir çocuk.

 

Tasdiknameyle İstanbul’a sürgün giden bir lise talebesi.

 

Vekil öğretmenlik. Asil öğretmenlik.

 

Tayinini İstanbul’dan Maraş’a aldırmak isteyen şaire “deli” gözüyle bakıyor bakanlıktaki memurlar.

 

On dakikada imzalanan kararname…    

 

Ve ölümler, ölümler…

 

Değil mi ki “her şeye ölüm dadanmış.”

 

Fethi Gemuhluoğlu, Cahit Zarifoğlu, Sait Zarifoğlu, Ramazan Dikmen ve evladı Kerem’in ölümleri…

 

Cahit Zarifoğlu’nun vefatı üzerine yazdığı yazıda, “Çocukları çok severdin. Şimdi bu dünyanın çocukları öksüz. Ama öteki dünyada da çocuklar var. Bir çocuk ordusu karşıladı seni. Başlarında oğlum Kerem. Basın yayın kolu başkanı” diyor.

 

Çocuk ordusu karşılayacak değil, karşıladı… Bu cümlede ne çok acı gizli.

 

Ramazan Dikmen’in kendisiyle yaptığı şiir üzerine bir konuşma da yer alıyor kitapta. Konuşmanın sonuna şu notu düşmüş Ramazan Dikmen:

 

Konuşurken sık sık sigara içiyor.

 

Dilinden düşürmediği isimler var: Kerem. Cahit. Sait. Akif. Rasim. Nuri Pakdil. Üstad. Sezai Karakoç. Bir ara gözleri buğular içinde, Sezai Ağabeyi çok özledim diyor. Sonra ne çok anekdot anlatıyor. Bazen coşkulanıyor. Hattâ bu anlarından birinde, arkadaşlarla şöyle bir fotoğrafımızı çekin bizi diyor. Yazık ki makinemiz yok. Ama coşkumuz fazla sürmüyor. Yine her zamanki haline dönüyor.

 

Yine dalgın.

 

Yine baştan ayağa ızdırap.

 

Yine delikanlı.

 

Yine rind.

 

Yine yanık bir şair olarak.

 

Alâeddin Ağabey.

 

Alaeddin Bey yaşıyor kitapta: “1940 yılında Maraş’ta doğdu. (...) Halen Balıkesir’de yaşamını sürdürmektedir.”

 

Bu cümlenin yanına kurşunkalemle vefatı 26 Haziran 2003 Balıkesir yazayım dedim, yazmadım.

 

Alaeddin Bey yaşıyor Unutulmuşluklar’da…

 

Unutulmuşluklar adı onca acıyı, ıstırabı unutmak istediği için mi acaba?

 

O yüzden mi Unutulmuşluklar demiş Alaeddin Bey kitabına?

 

Ben bu kitabı keşke okumasaydım.