Bir sınıftan altı yazar çıkaran ‘anarşist’ edebiyat hocası

12.05.2020

Bugün, epeydir ihmal ettiğim bir kitapçı dostumun dükkânına gittim.

 

Kitapçı dostum, selam faslından sonra bir köşeye yığdığı kitap öbeğini işaret ederek “hepsi de şiir, henüz tasnif etmedim, bak bakalım bir şey çıkacak mı” dedi.

 

“Memleketimizde her üç kişiden beşi şairdir” sözü galiba doğru. Bu, adı duyulmamış kişilerin “şiir” kitapları arasına daldım. Elbette “bir şey” çıkmadı. Hemen hepsinin ortak özelliği yazarları tarafından kendi imkanlarıyla bastırılıp eşe dosta özenle imzalanmış olan bu kitapların arasında tanıdık bir isme rastlamam canımı sıkmadı değil.

 

Lisede … dersi hocası olan bu zat, sınıfa elinde kendi kitaplarıyla girer ve kitapları öğrencilerine peşin para ile satıp fiyakalı imzasıyla süslerdi. Bu satış faslı, dersinden geçmenin örtülü bir yoluydu aynı zamanda.

 

Hatıralarında ortaokul-lise yıllarını anlatırken “falanca yazar benim hocamdı, kendisinden çok şey öğrendim” yazanlara imrenmemek elde mi? Bize gele gele şair olma iddiasında bir tüccar gelmiş.

 

Peki Ferhan Şensoy’un edebiyat dersine kim gelmiş, edebiyat tarihçisi Tahir Alangu... Ferhan Şensoy, Kalemimin Sapını Gülle Donattım adlı kitabında Galatasaray Lisesi’nde edebiyat hocası olan Tahir Alangu’yu anlatıyor:

 

(…) ona herkes Baba Tahir, diyor... Koridorda görmüşlüğümüz var. Tahta bir ağızlıkla sigara içiyor. Pek kimseyle konuşmuyor. Siyah ya da kahverengi çizgili takım elbise ve yelek giyiyor. Çantasını hiç elinden bırakmıyor.

 

Derken bir gün zart diye giriyor sınıfa, gözünde şişe dibi gözlükler, elinde tahta ağızlığı, dolma parmakları sıkı sıkı tutuyor ağızlığı, ağır ağır yürüyor kürsüye, saçı epeyce dökülmüş, kararlı dev adam. Kırlaşmış pos bıyıkları gülümseyen ağzını saklıyor.

 

-Oturun!

 

diyor, isteksizce (…) ayağa kalkmış ve gereken suskunluğa henüz ulaşamamış olan bizlere. Şöyle bir bakıyor sınıfa. Biz de ona bakıyoruz. Sırıtıyor. Biz de sırıtsak mı acaba?

 

-Mollalar, o önünüzdeki, üstünde "Edebiyat" yazan kitap okunmayacak! Ananıza babanıza söyleyin, size birer Sait Faik külliyatı alsın... Haftaya edebiyat! Bu ders serbestsiniz, ne isterseniz yapın!

 

diyerek çekip gidiyor sınıftan.

 

Nihat Sami Banarlı’nın Edebiyat kitabını kaldırıp atarak, kimimiz Grand-Cour’da yakarak, birer, ikişer Sait Faik kitabı edinerek ve Tahir Alangu’nun bu muhteşem anarşist tavrını çok beğenerek, onu özleyerek bekliyoruz ikinci edebiyat dersini. Alangu sınıfın kapısında belirince de, birden çakı gibi ayağa dikiliyor sınıf, kıl kıpırdamıyor, en ufak bir sululuk yok. Bir tören suskunluğu içindeyiz. Sıraların üstünde yalnız Sait Faik kitapları.

 

-Açın “Semaver” hikayesini! Sen oku!

 

diyor parmağıyla Nedim’i göstererek. Nedim sesi kısık ve titreyerek başlıyor okumaya. Kitabı edinebilmiş olanlar kitaptan da izliyor, kitabı olmayan Nedim’i dinliyor. Güzel okuyor Nedim. Duygulu okuyor, zaman zaman ağlayacak gibi düğüm oluyor gırtlağında heceler, öykünün sonunda bütün sınıf ağladı ağlayacak bir haldeyiz, hepimizin gözü yaşarıyor. Gözümüzün yaşarmasına çok keyifleniyor Alangu, gülümseyerek gidiyor o gün...

 

Bir ay içinde, herkes Sait Faik’i hatmetmiş durumda, Alangu bize hiç duymadığımız, yeni yazarlar tanıtıyor, kitaplarını getiriyor, öykülerini okutuyor, birden Osman Cemal Kaygılı, F. Celalettin, Memduh Şevket Esendal’la doluyor küçük beyinlerimiz. Her gün yeni bir pencere açıyor bize Tahir Baba... Kimi gün bir Çehov öyküsü, kimi gün Homeros... Derken Kalevela Destanı... Daha sonra, henüz dilimize çevrilmemiş olan Heinrich Böll, Friedrich Dürrenmatt gibi yazarları, evinden getirdiği almanca özgün baskılarını açıp, gözlüğü alnına kaldırarak, anında çeviri yöntemiyle kendisi okuyor bize... Sınıfta neredeyse herkes öykü yazmaya başlıyor... Birden fazla duvar gazetesi çıkarılıyor. Tenefüslerde sabırla okuyor duvar gazetesine yazdıklarımızı Alangu.

 

Birinin ukalâ velisi, müfredat programını uygulamıyor diye şikayet etmiş hocamızı Milli Eğitim Bakanlığına. Ankara’dan müfettiş geliyor. Sınıfa sokmuyor müfettişi Alangu:

 

-Arkadaşlarımla edebiyat görüşüyoruz. Edebiyatın teftişi olmaz, çok ayıptır!

 

diyerek yol ediyor, hiç böyle bir adam görmemiş olan şaşkın müfettişi.

 

Sonra bir gün içimizden birilerini dolma parmaklarıyla göstererek:

 

-Sen! Sen! Sen! Sizler yazar olacaksınız, bu işin peşini bırakmayın... Çok okuyun! Günlük tutun mollalar!

 

diyor. Tahir Alangu’nun parmakla gösterdiğinde, utanarak önüne bakan, yüzü kızaran bu küçük çocuklar, Nedim Gürsel, Selim İleri, Mahir Şaul, Engin Ardıç, İzzet Yasar, Ferhan Şensoy...

 

Bizim ‘şair’ hocanın kitabını görmemiş olsaydım adı sittin sene aklıma bile gelmeyecekti.

 

Alangu gibiler hep hatırlanacak…

 

TAHİR ALANGU