Bu iktidar değişir mi?

10.09.2020

Birkaç gün önce Düzce’de çok sevdiğim kadim dostlarımızdan biriyle yeni siyasi hareketleri konuşurken enteresan şeyler söyledi. Sıkı AK Partili - itiraf etmek gerekirse, biraz da bizlerin sebebiyle- ve yaşı artık 60’ı aşan bu ağabeyimizin yeni duruşumla ilgili sorularına cevaplar verirken, bu yeni ve ucube başkanlık sistemimin Türkiye’nin  demokratik ve ekonomik kazanımlarını tehdit eder bir mahiyete dönüştüğünü; ülke yönetiminin ekonomi, hukuk, adalet, dış siyaset ve iç-dış güvenlik alanında ‘’tek adam ve dar çevre’’ iradesine teslim edilmesinin yol açtığı otokratik devlet görüntüsünün uluslararası toplum nezdinde özgür ülke olmak açısından itibarımızı sarstığı gibi, uygun krediler bulmamızı da engellediğini ve bu durumun sürdürülmesinin imkansız olduğunu belirtmem karşısında saçmalamaları inanılmazdı.

 

Sevgili ağabeyimiz sonunda tıkandı ve ‘’Aman başkan, ne demokrasisi ya? Bu milleti bilmiyor musun, bol geliyor işte.’’ Gibisinden sözler edince ‘’hımm, eveaaatt’’ dedim önce. Ardından çok zamandır olmadığınca coştum sanırım ve saydırmaya başladım ve hançeremden önce ‘’ulan’’ şeklinde bir kelimenin sadır olduğunu çok iyi hatırlıyorum.

 

Sonra devam ettim; ‘’şayet demokrasinin bu millete bol geldiğini önceki muktedirler de bu şekilde düşünselerdi, bugün ne Erdoğan ne de AK Parti iktidarı olurdu bu ülkede. ‘İktidarı bir kere ele geçirdik, ne olursa olsun asla bırakmamak için her şeyi yaparız’ noktasına nasıl gelebiliyorsunuz? Nasıl bir güç manyaklığıdır bu?”

Sustu sevgili ağabeyim bu sözlerim üzerine, ben de sustum ve çoluk çocuk, iş güç fındık rekoltesi ve fiyatları mevzularıyla tarihi İşbilen kuru kahvecisinin merdiven altı sohbetimizi sonlardık.

 

Bir sonraki gün yine babamın Düzce’deki evinden hemen yan  komşumuz tıp profesörü bir dostumuzla bahçeden bahçeye uzunca süren bir sohbetimiz oldu. Konuştuğumuz birçok mevzudan sonra konu siyasete geldi ve benim eleştirel yaklaşımlarımı dikkatle dinledikten sonra umutsuzca ‘’söylediklerinizin hepsi çok doğru, ama aramızda kalsın benim umudum yok, bunlar iktidarı bırakmamak için her şeyi yaparlar, siz de çok uğraşmayın, huzurunuzu bozmayın’’ dedi.

 

Bu kez ‘’ulan’’ diye söze başlamadım ama sonrasında söylediklerimin hepsi o makamda ve hatta ötesindeydi. Bu ifadeleri yeniden bu satırlarda dile getirmeyeceğim, en azından hakkımda dava açılmasın diye. Ama bu ülkenin ve insanlarının en büyük siyasi kazanımı özgür demokrasisidir. Bununla oynamaya kalkan babam, babamın oğlu veya en yakın dostum bile olsa çarpışırız.

 

Kimse Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, bu ülkenin hür halkına ‘’maraba-ırgat- kul’’ muamelesi yapamaz ve bu vatan yüce iktidarlularına babalarından kalmış bir miras değildir. Milletin oyuyla  gelenler, millet onları artık istemezse paşa paşa giderler. Kimseyi abartmayalım ve kimse kendini abartmasın, ne onlar ve aileleri ne de bizler ‘’alemlere rahmet’’, ‘’seçilip yüce kılınmışlar’’ değiliz. İyi milletlerden bir millet, güzel ülkelerden bir ülkeyiz sadece. Bugüne değin AK Parti’nin işlerini taktir ettiği için millet ‘’demokratik’’ yöntemlerle ona iktidar verdi. Son zamanlarda yanlışları ayyuka ulaştığı için de o gücü AK Parti'den alacak, görünen bu.

 

İktidarını korumak adına anti-demokratik yanlış yollara sapmayı kimse aklının ucundan dahi geçirmemeli bu aşamadan sonra. Dünya-Ahiret vebali çok dehşetli olur…

 

Selam ve esenlikler…