Büyük ortak, küçük ortağın restini gördü

20.11.2020

Bülent Arınç’ın yeniden TV’de sahne alması, esasen, küçük ortağın büyük ortağa karşı oluşturmak istediği bariyerin, aşılma çabası ve arzusu olarak okunmalıdır. Öyle ki, bir adım daha ileriye giderek, Arınç, iki ortak arasında cereyan edecek olan müzakerenin konu başlıklarını bile, ince bir çerçeve içine aldı denilebilir. Bu bakımdan Bülent Arınç’ın söylemi ve çıkışı, büyük ortağın samimiyet taahhüdü gibi de duruyor.  

 

Küçük ortağın, “son kabadayı” üzerinden yüksek sesle ve kararlıca konuşması, esasen söz konusu reformların, bir iktidar projesi olmadığı, küçük ortağın iknası ve rızasına dayanmadığı ve fakat sadece büyük ortağın arzusu olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor. 

 

Sevgili Vahap Coşkun’un ünlem işaretiyle manidar kıldığı “Reform dönemi!” adlı yazısı, ortakların reform bahsindeki vaziyetlerini kusursuzca tarif etmiş adeta. 

 

“Erdoğan büyük çaplı bir değişimden başka çaresi kalmadığına ikna olsa ve bunu yapmaya karar verse bile gözetmek zorunda olduğu ortaklara sahip. Ortaklık, Erdoğan’ı iki taraflı sıkıştırma potansiyeli taşıyor: Bir taraftan, eğer Erdoğan ortaklarının belirlediği çerçeve içinde kalırsa, reform “sözde” kalır ve bir değer taşımaz. Diğer taraftan, eğer Erdoğan bahusus hak ve özgürlükler alanı ile Kürt meselesinde anlamlı iyileştirmelere giderse, o zaman da MHP ve ulusalcılarla olan ortaklığını çatırdatabilir.”

 

Bülent Arınç’ın söylemi hem çatırdama fişeği olarak okunabilir hem de olası çatırdamanın maliyeti. Deyim uygunsa iki ortak, müzakere masası kurulmadan, masa öncesi, masada olabileceklere dair bir tür niyet beyanında bulunuyorlar. Küçük ortağın sertleşen tonu tümden bir reddiyeyi içeriyor ama her radikal reddiye gibi bu reddiye de her an yanlışlanabilir ya da başka bir şeye dönüştürülebilir. 

 

Bülent Arınç’ın söyledikleri, AK Parti’nin bir meşruiyet arayışında olduğudur. Yargı reformu için, hem yargı bürokrasisine, hem de siyasetin iki kanadına yeşil dal uzatması manidardır. Osman Kavala hadisesiyle seküler dünyaya bir pencere açarken, Selahattin Demirtaş üzerinden de Kürtlere bir demet gül uzatıyor. 

 

Malum, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları gereken ilgiyle karşılanmadı. Gereken ilgiyi üretmek de Arınç’a kaldı. Bundan çıkan sonuç şudur; AK Parti, reform bahsinde sadece küçük ortağını ikna etmek ve onun rızasını almak zorunda değil; aynı zamanda muhaliflerin de zımnen desteğini sağlamak durumundadır. 

 

Bilindiği gibi, “Reform dönemi!” söylemi, Cumhur ittifakı dışında Türkiye kamuoyunda bir heyecan yaratmadı. Aslında Cumhur İttifakı cenahında şaşkınlık, diğer kesimlerde de sadece güvensizlik üretti. I8 yılını doldurmuş bir iktidarın, 18 yıl sonra yargıda adalet reformu, zaten kendi başına bir güvensizlik, inançsızlık ve ilgisizlik nedenidir. Ayrıca, konu yargıda reform ise, samimiyet ölçüsü ve kriteri artık söz ve vaat olmaktan çıkar. İcraat ve uygulama esas alınır. Bu bakımdan, AK Parti iktidarı, eğer söylediklerinde samimiyse, Bülent Arınç’ın arabuluculuğuna gerek yoktur. Samimiyet testi için başta Osman Kavala olmak üzere, Selahattin Demirtaş, Ahmet Altan ve düzmece iddianamelerle tutuklanan bütün masum insanlar serbest bırakılır. Yargıda reformun en büyük samimiyet testi, tutuksuz yargılama müessesini bir an önce devreye sokmaktır. 

 

Savcı ve hakimlerin niyetinden şüphelenmek yerine ya da savcı ve hakimleri aslanların önüne atmak yerine, tutuksuz yargılama esas alınır ve ilk samimiyet testinden geçilir