'Celâlettin ne? Ben dinsiz Celâl miyim?'

07.05.2020

Tarihçilerin Kutbu -Halil İnalcık Kitabı- için nehir söyleşiyi yapan Emine Çaykara, Halil İnalcık’a soruyor:

 

26 Mayıs Î916'da İstanbul’da doğdunuz. Halil İbrahim İnalcık tam adınız. Neden Halil İbrahim?

 

Halil İnalcık’ın cevabı:

 

Dedemin adı Halil. İnsanlar babasının annesinin adını çocuklarına verir. Babam da babasının adını koymuş.

 

İnalcık merhum, İnsanlar babasının annesinin adını çocuklarına verir diyor lakin artık bu geleneğin zayıfladığını görüyoruz.

 

Peygamberimizin, çocuklara güzel isimler verme hususunda telkinleri var.

 

Kadın ve Aile’nin Kasım 1986 tarihli sayısında yayımlanan röportajda Cahit Zarifoğlu evlatlarına isim verirken neleri dikkate aldığını anlatıyor:

 

İlkin İslâmî isimler olmasına dikkat ettik. Sonra annelerimize babalarımıza sorduk. Nitekim ilk çocuğun isminin oluşumu koalisyonla oldu. Hanımın annesi Betül dediler, benim rahmetli babam Fatma dedi. Böylece Fatma Betül oldu. Ayşe Hicret ise bir hicri yılbaşında doğmuştu. Üstelik hanımın nenesinin adı Hicret hanımdır. Çok saygı duyduğumuz, çok sevdiğimiz bir insan. Bunlar güzelce yan yana geldi. Ayşe ise, Ayşe validemizin ismine özenilerek kondu. Ahmet Fehim, Rasûlulah Efendimizin isimlerinden birini koymak arzusu ve Şeyh Fehim Arvasî Hazretlerinin güzel hatırası için kondu. Arife ismini ise kızıma muhterem bir zat taktı. Yani hepsi mübarek, güzel isimler. İnşallah çocuklarım, isim sahiplerine benzer, onları taklit ederler. Biz de bu konuda elimizden geleni yapmaktayız.

 

Abdurrahman Cahit elinden geleni yapmış, çocuklarına kendisi gibi mübarek, güzel isimler vermiş.

 

Sadettin Ökten Hocamız, Hayatımdan Portreler kitabında isim mevzuunda eskilerin ne denli hassas olduğunu anlatıyor:

 

Lise çağlarındayım. Vefâ Lisesi’nde okuyorum, babam velîm. Karne getiriyorum, malûm o zamanlar karneyi velî imzalıyor. Velî adını ben “Celâlettin” yazmışım. Götürdüm karneyi, imzalayacak. Şöyle baktı bir an karneye ve sonra “Ben dinsiz Celâl miyim” dedi.

 

Ben tabiî anlamadım ne demek istediğini. Daha bastırarak bir daha söyledi. Yine anlamadım neyi kastettiğini. Tabiî anlamayışım sonucu kulaklarıma kadar da kızarıyorum. (…) “Ben” dedi “Celâleddin. Benim adım Celâlettin değil, ‘tin’ değil, ‘din’. Ben incirin celâli değilim, dinin celâliyim ben!” Ve karneyi imzaladı. Bu olay 1957 senesinde oldu. Şimdi sene 2015. İsimlerde hassasiyet konusunda nereden nereye geldik.

 

İsimlerde hassasiyet konusunda nereye geldik?

 

İsimlerde hassasiyet konusunda pek acayip bir yere geldik.

 

Bir süredir -galiba orijinal bir iş yapma çabasıyla- çocuklara eksantrik isimler verilmeye başlandı.

 

“Okşan” gibi münasebetsiz temennilerde bulunanlar da var, alengirli isimlerin sonuna erkekse Can, kız ise Nur ekleyerek İslamileştirenler de!..

 

Kendi isimlerini bulamaç yapıp ondan yeni bir isim türetenlere ne demeli?..

 

Sanatçı taifesinin garip, yabancı isimlere anne-baba olma çabası da cabası…

 

Şu soru akla geliyor:

 

Acaba Oğulcanlar, Beybinler anne-baba olunca çocuklarına ne isim verecekler?