Çince ezan kâbusu

09.04.2020

“Dayı” dedi 6 yaşındaki yeğenim Cihan, “bu Çince mi?”

 

-Neyi sordun?

 

-Ezanı.

 

O esnada ezan okunuyordu ve…

 

Evet, bir değişik okunuyordu.

 

Bizim caminin müezzini değildi bu.

 

Alıştığımız ezan da değildi.

 

Gerçekten de Çinceyi mi andırıyordu ne?

 

Yoksa…?

 

Başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki.

 

Engin Ardıç’ın, esprilerine gülebildiğim günlerdeki bir yazısını hatırladım.

 

20-25 sene önce...

 

Türkçe ezan tartışması alevlenmişti gene.

 

Bir de seçim mi vardı ne; Maocu/Çinci olarak anılan Doğu Perinçek’in yüzde 0 küsurluk İşçi Partisi iktidara gelmek üzere olduğunu ilan edip duruyordu.

 

Ardıç demişti ki o yazısında: Ezan Türkçe mi olsun Arapça mı kalsın tartışması anlamsız, çünkü yakında Doğu Perinçek iktidara gelecek ve ezan Çince okunacak!

 

Son zamanlarda ‘İktidar ortağıyız’ deyip duruyor ya Perinçek... 

 

İktidar da bunu hiç tekzip etmiyor ya…

 

'Yoksa" dedim,  "ortaklığın ötesine de geçip..."

 

Neyse ki ilk şoku atlatıp daha dikkatli bir şekilde dinleyince, okunanın bildiğimiz ezan olduğunu, meselenin telaffuz bozukluğundan kaynaklandığını anladım.

 

Haftalar oldu, hâlâ böyle devam ediyor. Bizim müezzin başka bir camiye tayin oldu veya izne ayrıldı herhalde.

 

Olsun.

 

Çince ezan kâbusundan sonra yeni veya geçici müezzinin telaffuzu kulağıma çok hoş geliyor.