Coniyi odamdan nasıl çıkardım

20.08.2020

Amerikalılar nihayet 2003 te Irak’a girdiler. Savaş devam ediyor. Benim bildiğim savaş, cephede, karşılıklı orantılı güçlerin çatışmasına denir. Sivil hedeflerde savaş çıkarılamaz. Ama Amerikalılar, Irak’ta sivil hedeflere de saldırı düzenlediler. Orantısız güç kullandılar. Binlerce sivili katlettiler. Savaşın sonunda bir milyona yakın insan öldürüldü.

 

Savaş; 2003 ün Nisan, Mayıs aylarında olanca hızı ile sürdü. Biz, savaş sahnelerini, sanki bir savaş filmini seyreder gibi televizyonlardan canlı olarak izliyorduk.

 

TBMM’ne yeni seçilmiştik. 1 Mart 2003’te Mecliste oylanan ‘Tezkere’ye ‘Hayır’ diyenlerdendim.

 

Nisan ayı içinde, ABD Büyük Elçiliği’nden İnsan Hakları Masası Şefi, bizimle görüşmek için, benden ve birkaç İnsan Hakları Komisyonu üyesi arkadaşımdan randevu istedi. Randevuyu verdik. Şef, randevu saatinde tercümanıyla birlikte meclisteki makam odama geldi. Benim yanımda da sadece danışmanım vardı.

 

Konuşalım dedi bana görevli gelen ABD elçilik mensubu arkadaş. “Ne konuşacağız”? dedim. “Bu savaşı” dedi. Ben dedim ki:

 

“Bu haksız savaşı konuşmadan önce sizin tarihinize bir göz atalım. İnsan hakları ihlalleriyle dolu tarihinize!”  deyince yüzü kızarmaya başladı ve tarihe girmeyelim dedi. Ben de ona;

 

“Sizin öyle çok uzun boylu bir tarihi geçmişiniz yok ki zaten. Topu topu iki yüz elli yıllık bir devletsiniz. Bizim gibi bu topraklarda bin yıllık bir tarihiniz yok zaten. 1492 de keşfedilen Amerika Kıtası’na zamanla İngilizler, Fransızlar, İspanyollar ve Portekizliler gemilerle geldiler. Önce Aztek, İnka ve Maya medeniyetlerinin kalıntılarını yağmaladılar.  Sonra biri birlerine düştüler. Biri birileriyle savaşmaları çok uzun sürdü. Savaş çok kanlı oldu. Kıtanın keşfinden tam üç yüz yıl sonra 1787 de eyaletler birleşerek tek devlet oldular. İşte ABD’nin 1787 den bu güne geçen tarihi 250 yıl bile değil. Amerika’ya geldiğinizde, o işgal ettiğiniz topraklarda, önce oraların yerli halkı olan Kızılderili’leri yok ettiniz. Yetmedi. İşgal ettiğiniz topraklarda çalıştırmak için gemilerle gidip Afrika’dan siyah derili insanları getirdiniz ve yıllarca köle olarak çalıştırdınız.” deyince;“Yok, ben buraya tarih konuşmaya gelmedim dedi.

 

Tercüman Süheyla Hanım, konuşmalarımı güzel bir şekilde aktarıyordu ABD elçilik görevlisine.

 

Meclisteki odamda televizyonum açık. O sırada TV kanalları, Bağdat Şehri’ni canlı olarak veriyordu. Görüntü şöyle:  

Bağdat’ta, bir pazar yerinde, kadınlar alışveriş yapıyor. Kadınların bir kısmı çoluk çocuğu ile gelmiş pazara. Tam o sırada pazar yerine bir bomba düşüyor. Havada uçuşan insanların kolları, bacakları, panik, vahşet…   Olayın hemen ardından yazdığım şiir:

 

Bağdat Pazar Yerinde

                                                                   

Ve bombalar yağıyor Bağdat çarşılarına

Vuruyor kehribar tespih satan dükkânlarını

Düşüyor içimin en tenha ve mahrem yamaçlarına

Hayret kesiliyorum o saat, iliklerime kadar hayret

Eriyor, ufalıyor benimle beraber yüzlerce hayat

Bağdat çarşılarında altın, hurma, baharat

 

Bir bomba daha düşüyor Bağdat Pazar Yeri’ne

Ben bunu net görüyorum on ikinci vizyonda

Bakıyorum çocuklar koşuşuyor

Annelerinin eteklerinde elleri

Kan revan uzanmış yatıyor o çocuklardan biri

Yerde upuzun bir kan şeridi...

 

Bunları gözümüzle görüyoruz Ve ben ona diyorum ki: “Nerde insan hakları? Siz sivil alanlara da bomba atıyorsunuz. Sizinle ben neyi, nasıl konuşacağım.”

 

Adam gayet sakin ve kendinden emin, pişkin bir vaziyette, dönüp bana diyor ki: ”Ne olacak ki, pazar yerinde bile bir terörist varsa acımayız orayı da bombalarız.”

 

Bunu demesiyle birlikte bende şafak atıyor, kendimi kaybediyorum. Ve diyorum ki ona: “Derhal bu odayı terk et, yoksa elimden bir kaza çıkacak!”

 

 Adam kalkıyor ve odadan çıkıp gidiyor, tercümanı ile birlikte.

 

Ertesi gün gazeteler, “Urfa Milletvekili M. Atilla Maraş Coni’yi Odasından Kovdu!” diye yazıyor.

 

Dayanılacak tablo değil bu benim karşılaştığım olay. İnsanın kanı donuyor gördükleri karşısında, adamın kılı bile kıpırdamıyor. O derece ruhsuz bunlar. İnsanlık dışı işler yapıyorlar, bir de kalkıp meclise kadar gelip ‘İnsan haklarını konuşalım’ diyorlar.

 

Bu olaydan alınacak çok ders vardı. Nitekim benim bu tutumumla ilgili elçilik görevlisinin hazırladığı rapor ve 1 Mart Tezkeresi’ne vermiş olduğum ret oyu,  ABD’ye karşı sert tavrım, benim bir daha Millet Meclisine seçilmemem için yeter sebep oluyordu. İlgililer, bir dahaki seçimde beni tekrar aday yapmadılar. Olsun. Umurumda bile değildi. Asıl umurumda olan, insanların şerefiydi, onuruydu. Ömrüm boyunca da hep öyle olacaktır.

 

İnsan dünyaya bir kere gelir. Onuru için yaşar. Gereği neyse onu yapmalıdır. Gerisi hikâyedir.