Cumhurbaşkanlığı rejimi ve muhalefet (2)

30.06.2020

Cumhurbaşkanlığı rejimi, potansiyel olarak iktidara alternatif olan FETÖ’yü sistemin dışına atmasına ve PKK’ya ağır darbeler vurmasına rağmen, neden normalleşme ve demokratikleşme emareleri göstermiyor? Seçim, sandık ve siyaset dışı oyunlarda, Türkiye’nin başını ağrıtacak güce ve kapasiteye sahip olan iki illegal güç, artık fiilen ve resmen etkisiz durumda. Cumhur İttifaklı bu büyük zaferi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyla paylaşıp, tadını demokrasiye dönüş olarak taçlandırmak yerine, neden otoriter/totaliter siyasetlere tam gaz hız veriyor? Normal, demokratik bir ülkede iktidar bir büyük sorun ve beladan kurtulurken, bunu özgürlük alanlarını genişletmek suretiyle kendi halkıyla paylaşır. Çünkü iktidarlar, her şeyi halk için yaptıklarını söylerler ve eğer bu doğruysa, halkın ortaya çıkan sonuçlardan faydalanması gerekir. Bir halk için en büyük hediye, demokrasidir. Demokratik hakların genişleyen çerçevesidir. İslami ticarete göre bile, başarılı bir ticaret sonrası zekat verilir. Peki Cumhurbaşkanlığı rejimi bu zekatı ödemeyi neden reddediyor?

 

FETÖ tehlikesinin toplumsal hayatın dışına itildiği çok açık. Bütün veriler, bu gerçeği doğruluyor. FETÖ’cülük artık Türkiye için bir tehdit ve tehlike değil. FETÖ’cülükten boşalan yerler, ulusalcı güçlerle dolduruldu. Devlet bürokrasisinde FETÖ’cu tehlike neredeyse sonsuza kadar tarihe gömüldü. FETÖ’nün toplumsal tabanı da, darbeci karakteri yüzünden, çok haklı olarak günah keçisi ilan edilerek, buharlaştırıldı.

 

PKK ile mücadelede İran stratejileri benimsenerek, sorunun can alıcı merkezi yurt dışına ihraç edildi. PKK ile mücadele Suriye sorununun bir parçası haline getirildi ve sorun içeriye yansımasın diye, hem içeride hem de dışarıda operasyonel hamleler benimsendi. Bugün itibariyle Kandil’e askeri manada adım adım yaklaşılıyor. Aslında hem İran hem de Türkiye, farklı amaçlar için Kandil’e operasyonlar düzenliyor. İran’ın operasyon nedeni çok açık: Suriye Kürt muhalefetini Esad ile işbirliğine zorlamak. Ama Türkiye’nin niyeti pek anlaşılmıyor. Çünkü Cumhur İttifakı, içeride demokratikleşme adımları atmadığı için, bu operasyonların Kandil’i imha mı yoksa tekrar şiddet siyasetine davet etmek mi olduğu açık değil.

 

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, gelmiş geçmiş bütün siyasi iktidarlar, “düşük yoğunluklu savaş” siyasetiyle, PKK şiddetini, iç siyasetin malzemesi olarak yıllarca kullandılar. Hatırlayın şu meşhur motto’yu: “Terör bitmeden demokrasi olmaz.” PKK şiddeti,Türkiye Cumhuriyeti iktidarları için, demokrasiyi ertelemenin çilekli pastası olageldi. Kremalı pasta için, iştah kabartanlar hala var.

 

Evet; iki büyük hasmından kurtulan, ya da iki büyük hasmını etkisiz hale getiren cumhurbaşkanlığı rejimi, neden normalleşme adımlarını atmaz? Bu sorunun cevabı, kilit değerdedir. Bu soru sadece bir samimiyet testi değildir. Bu sorunun cevabı, reel siyasetin merkezi yol haritasıdır. Bunun anlamı şudur: Cumhurbaşkanlığı rejiminin tercihi demokrasi filan değildir. Rejimin tek derdi, iktidar sahiplerinin iktidarı korumaktır.

 

Eğer bu tespit doğruysa, ki doğrudur, siyasi hedef ve amaçlar ile siyasi ittifaklar bu çerçeve içinde yeniden değerlendirilip yorumlanmalıdır. Çünkü ayrıştırıcı ve birleştirici katalizör artık bu sorundur. Siyasi perspektifler bu sorun sağlıklı olarak analiz edilmeden saptanmaz. Siyasi ittifaklar ancak bu sorunun bağlamına sadık kalarak inşa edilebilir.

 

Cumhurbaşkanlığı rejiminin karakteri bu nitelikleri taşıyor ve artık top muhalefetin rejim ile sınavında. Bu sınavın ana sorumluluğu Millet İttifakı’nı inşa eden CHP’nin omuzundadır. Daha doğrusu, CHP’nin Millet İttifakı’nı yeniden yorumlama basiretinde gizlidir. CHP ve lideri Sayın Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’nın içeriği ve bileşenlerini yeniden tanımlama ihtiyacını duyacak mı ya da duymayacak mı? Her şeyden önce, Millet İttifakı, bu ittifakın bağlamını genişletmek ihtiyacını görebilecek mi? İyi Parti ve Saadet Partisi’nin yanına, Deva Partisi, Gelecek Partisi ve HDP’yi katma iradesini gösterecek mi? Millet İttifakı bu büyük genişleme ve koalisyon olmadan cumhurbaşkanlığı rejimini alt edemez ve parlamenter rejime geçiş yapamaz.

 

Ama CHP ve Kılıçdaroğlu’nun bu genişleme ve koalisyonu sağlayabilmesi için önce bir iç temizlik yapması gerekiyor. Bir dahaki yazıda bu ev önü temizliğini konuşalım. (Devam edecek)