Dağı delen ırmak

11.11.2020

Emin Tanrıyar’ın, geçen yıl aramızdan ayrılan Kemal Haşim Karpat’la gerçekleştirdiği söyleşinin kitabına verdiği isim: Dağı Delen Irmak. Tanımı da aslında Karpat’ın kendi sözlerinden alıyor. Çünkü böyle bir yaşamı net bir şekilde ifade edecek daha güzel bir tanım yok. Kitapla, merhum Hasan Onat hocamın tavsiyesiyle tanışmıştım. Gelecek adına ilmî/akademik plan yaparken ilk okunması gereken kitaplar arasında bu kitabı da önermişti. Aslında İlahiyat sahasında çalışma sürdüren bir hocanın, örneğin kendi ihtisas alanı olan İslâm Mezhepleri Tarihi bilim dalında ilerlemek için ilk basamaklardan biri olarak bu kitabı seçmesi, kitapla da haşır neşir olan biri için büyülü bir an gibi. İlmin, birbiriyle nasıl bir bütün hâlinde seyrettiğini ve herhangi bir alanda uzmanlık kazanırken, hangi merhaleleri aynı potada eriterek ilerlemek gerektiğini gösteren ufuk açıcı bir deneyim adeta.

 

Kemal Karpat, 1923 Romanya-Dobruca doğumlu. Ömrünün çoğunu ise Amerika’da geçirmiş. Tanrıyar onu, “Roma-Bizans döneminde doğu ile batının sınırı sayılan Tuna’nın güneyinde doğup, yaşam rotasını Batı, çalışma eksenini ise Doğu olarak seçen” bir münevver olarak anlatıyor. Gerçekten de Karpat, akademik çalışmalarını bir koltuk üzerinde, bilgisayar başında sürdürmekten çok, aktüelin içinde olma ve olayları yerinde inceleme hususunda, tarihçilik sıfatını başka bir konuma taşımış bir isim.

 

Kitapta Karpat’ın hayatını bütün yönleriyle kendi ağzından okuyabiliyoruz. Böylece hem doğduğu toprakların dönem dâhilindeki sıkıntılı sürecini hissedebiliyor, hem de farklı ufuklara yelken açabilmenin hangi fedakârlıklara ihtiyaç duyduğunu görebiliyoruz. Özellikle ek olarak sunulan son bölüm, hocanın ömrünü Türkiye’nin tanıtılmasına nasıl adadığını göstermesi bakımından önemli.

 

Kemal Haşim Karpat’ın şu sözleri, yolunu-rotasını bulamayan gençlere birer küpe niteliğinde:

 

“İnsanlar denize doğru akan nehirlere benzerler… Nehirlerde de bazen ayrılan, kendi yolunu arayan ırmaklar vardır. Kendi yolunu açar ve akar gider ırmak, dağlara, tepelere çarpıncaya dek…

 

Ama bazen de inatlaşır dağla; kayaları oyar, dağı delip kendisinin açtığı yoldan türkü söyleyerek akar, gider ve aynı denize kavuşur. Ama dağı delmiştir. Oradan belki binlerce sene aynı mecrada akacaktır nehir, bir gün, kim bilir…

 

Bazı insanlar da, kalbinde, zihninde ne yattığını bilmeden ama onların gücüne boyun eğerek yeni yollar arar. Bulamazsa yolunu kendisi yaparak yürür. Denizler, kıtalar, kurak çöller aşar, hep yürür; ömürler yaşar, kısa bir hayat boyunca. Engellere çarpar, sendeler, yıkılır ama sonra tekrar toparlanarak yoluna koyulur. Ta denize ulaşıncaya kadar.

 

Tıpkı ‘dağı delen ırmak’ gibi…”