Darimi'nin Es-Sünen’i

14.04.2020

Okuduğumuz bazı kitapların dipnotlarında Darimi’nin (Allah azze ve celle rahmet etsin) Es-Sünen’inde geçtiği belirtilen rivayetler olurdu. Ancak o zamanlar Türkçe tercümesi yoktu. Aklımda kaldığı kadarıyla yıllar sonra Madve yayınevi tarafından Abdullah Aydınlı tercümesi olarak 1994 yılında ilk defa basılmıştı. Birinci cildin mukaddimeye ayrılması, istifade edilmesini ziyadeleştirmişti. Evdeki kitaplara göz atarken es-Sünen’in artık olmadığını fark ettim. Ya birine hediye etmiş ya da parasızlık günlerimde satmışımdır diye düşündüm. Ama her durumda mukaddime kısmını tarayıcıdan geçirmiş olmalıydım. Öyle yapmışım. Önce alimi ve eserini tanıyalım. Aşağıdaki metin İslam Ansiklopedisi için Prof. Abdullah Aydınlı tarafından yazılan makalenin hülasasıdır.

 

“Muhtevası ve şekil özelliklerinden dolayı Musannef, Sahih ve Müsned adlarıyla da anılmakla beraber es-Sünen olarak meşhur olmuştur. Bilinen sünen kitaplarının en eskisidir. Dârimî’nin öğrencilerinden Îsâ b. Ömer tarafından rivayet edilmiştir. İbnü’s-Salâh, Alâî ve İbn Hacer el-Askalânî; bu Süneni Kütüb-i Sitte’nin altıncı kitabı olmaya İbni Mace’nin Sünen’ine göre daha lâyık görmüştür.

 

"Eserin giriş kısmında Hz. Peygamber’in bazı hususiyetleri hakkındaki rivayetlerden sonra sünnete uymanın gerekliliği, fetva vermenin zorluğu, ilmin ve âlimin önemi, hadis öğrenim ve öğretiminde titizlik gösterilmesi, hadislerin yazılması gibi konuları içeren rivayetlere yer verilmiştir. Birden çok konu içerin hadislerin ilgili yerlerde tekrar edilmesi, hadisin muhtevasına göre parçalara ayrılarak ilgili bölümde nakledilmesi, benzer başlıklar kullanılması, aynı bölümlerde aynı hadislerin yer alması bakımından Dârimî’nin bu eseriyle Buhârî, Müslim ve Tirmizî’nin ‘sahih’leri arasında benzerlikler bulunmaktadır.

 

"Darimi’nin Sünen tarih boyunca ilmî değerine uygun bir ilgi görmese de hemen her dönemde okunmuş ve hakkında müstakil eserler yazılmıştır.

 

"Darimi, Hicri 181(797-98) yılında Semerkant’da doğdu. Temim kabilesindendir. Zâhidlerden yana bereketli bir muhitte yetişti. Hadis öğrenimi için Hicaz, Mısır, Şam, Irak, Kûfe ve Horasan gibi ilim merkezlerine gittiği bilinmekte. Daha sonra Bağdat’a gidip orada hadis rivayet etti. Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, Ebû Zür‘a, Ebû Hâtim, Bakī b. Mahled öğrencileri arasındadır.  Sade ve zâhidâne bir hayat yaşayan Dârimî, sultanın ısrarı üzerine Semarkant kadılığı görevini kabul etmişse de bir defa hüküm verdikten sonra kadılıktan ayrılmıştır. Ahmed b. Hanbel’in, “Ona servetler sunuldu, fakat iltifat etmedi” dedigi rivayet edilir. Hicri 255 tarihinde Merv’de vefat etti.

 

"Tefsir ve fıkıh sahalarında da otorite olmakla beraber daha çok hadis ilmindeki geniş bilgisi ve titizliğiyle bilinirdi. Cerh ve ta‘dîl ilminde de görüşüne itibar edilen biri olup Ahmed b. Hanbel ile Ebû Hâtim er-Râzî onun hadis tenkidi konusunda otorite olduğunu ifade etmişlerdir. Tirmizî de es-Sünen’inde yer alan cerh ve ta‘dîl ile ilgili bilgilerin bir kısmını Dârimî’den aldığını belirtmiştir.”

 

"Hilm ve zahitliği ile bilinen Darimi’nin (Allah azze ve celle rahmet etsin) es-Sünen mukaddimesinden bazı sözlere kulak verelim şimdi.

 

·   Birgün Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize sabah namazını kıldırdı. Sonra bize öyle güzel, fasîh bir va'z verdi ki (cemaatin) gözlerinden yaş boşandı, kalpler ürperdi. Bunun üzerine birisi şöyle dedi: “Ya Resûlallah! Sanki bu veda va'zıdır. O halde bize tavsiyede bulunun!". Şöyle buyurdu: "Size Allah'dan korkmayı, Habeşli bir köle de olsa (başkanınızı) dinleyip itaat etmeyi tavsiye ederim. Çünkü durum şu ki sizden, benden sonra yaşayacak olan kimseler, yakında çok ihtilâf görecekler. Binaenaleyh benim sünnetime; doğru yolu bulan, hidayete erdirilmiş halifelerin sünnetine sarılın. Bunlara azı dişlerinizle (yapışır gibi sımsıkı) yapışın. Sonradan çıkarılmış şeylerden sakının. Çünkü sonradan çıkarılmış her şey bid'attır." (Râvi) Ebû Asım, bir defa da (hadisin bu kısmını) şöyle nakletmişti: "İşlerin sonradan çıkarılmışlarından sakının. Çünkü her bid'at sapıklıktır. "

 

·   İbn Mes'ûd ve Huzeyfe oturuyorlardı. Derken bir adam geldi ve onlara bir şey sordu. Bunun üzerine İbn Mes'ûd, Huzeyfe'ye; "Bana bunu hangi şey için soruyorlar, dersin?" diye sordu. Şöyle cevap verdi: "Onu bilecek, sonra da terk edip (yapmayacaklar!)". O zaman İbn Mes'ûd (soran adama) dönüp şöyle dedi: "Bize Allah'ın Kitabı (Kur'an-ı Kerim'den) bildiğimiz bir şey veya Allah'ın Peygamberi'nden (gelen bildiğimiz) bir sünnet sorarsanız bunu size bildiririz. (Ama) sizin, sonradan çıkardığınız şeylere (cevap vermeye) bizim gücümüz yetmez.”

 

·   Atâ bin Ebi Rebah’a bir şey sorulmuş, o (da) "Bilmiyorum" demişti. Ona; "O konuda kendi görüşünü söylemez misin?" dendi. (Bunun üzerine) o şöyle cevap verdi: "Yer yüzünde benim görüşümün din edinilmesinden, Allah'dan haya ederim."

·   Ömer İbnu'lHattâb şöyle dedi: “Durum şu ki bazı insanlar çıkacak, size karşı Kur'an'ın "benzer âyetler"i (şubuhâtı) ile mücâdele edecekler. O halde onların yakasına sünnetlerle sarılın. Çünkü sünnetleri bilenler Allah'ın Kitâbı'nı daha iyi bilirler.”

 

·   Bize ulaştı ki, Zeyd b. Sabit el-Ensâri'ye, bir işin (hükmü) sorulduğunda o;” "Bu, meydana geldi mi?" dermiş. (Soranlar) "Evet" derlerse, o konuda bildiği ve rivayet ettiği şeyi anlatırmış. Şayet: "Meydana gelmedi " derlerse; "O halde meydana gelinceye kadar onu bırakınız!" dermiş.

 

·   Kendisine bir şey sorulduğu zaman eş-Şa'bî'den daha çok; "Bu konuda bilgim yok" diyen hiç kimse görmedim.

 

·   Eş-Şa'bî'ye;” "Size bir şey sorulduğunda nasıl yapardınız?" diye sordum. Şöyle cevap verdi: "Tam bilene düştün! (Şöyle yapılırdı). Adama (bir şey) sorulduğu zaman, o arkadaşına; "Şunlara fetva ver!" derdi. Bu durum, (her sorulan kimse, meseleyi yanındakine havale ederek) ilk (sorulan kimseye) dönünceye kadar devam ederdi.

 

·   Hz. Peygamber'in şu sözleri de aşırılığa kaçmayı önlemeye müteveccihtir: "Allah bazı farzlar koymuştur, bunları zayi etmeyiniz, (yerine getiriniz), bazı şeylerden de menetmiştir, bunların sınırını çiğnemeyeniz, (onları yapmayınız), bazı sınırlar çizmiştir, bunları aşmayınız, bazı şeyleri de unutmaksızın ihmal etmiştir, bunları da araştırmayınız.”

 

·    Abbâd B. Abbâd El-Havvâs’ın Mektubundan:

 

“İmdi; aklınızı kullanın, akıl nimettir. Zira nice akıl sahibi (insan) vardır ki, zararına olan şeylerde derinleşmekle muhtaç olduğu şeylerden istifade etmekten kalbini alıkoymuş ve neticede bu (muhtaç olduğu şeylerden) gafil hale gelmiştir. Araştırılması gerekmeyen meselelerde araştırmayı terketmek, kişinin aklının üstünlüğünü gösteren şeylerdendir.

 

"Allah'tan korkun! Kurrânızın (hep Kur'an okuyan âbid insanlarınızın) ve mescidlerinizin cemaatlerinin içinde ortaya çıkan; gıybet, söz taşıma, insanlar arasında iki yüz ve iki dille dolaşma gibi şeylerden sakının! Gıybetçi kimse seninle karşılaşır ve yanında, senin gıybet edilmesini arzu ettiğini zannettiği kimseyi gıybet eder. Senden sonra senin arkadaşına gelir ve aynısını senden arkadaşına getirir.(Gıybetçi) yanında bulunanı övgü ile aldatır, yanında bulunmayanı, arkadan konuşmakla çekiştirir. Hayret Allah'ın şu kullarına! Toplulukta şunu hilesinden menedecek, müslüman kardeşinin ırzına (sataşmaktan) vazgeçirecek hem yol gösterici, hem de ıslah edici hiç kimse yok mu? Hayır, o (gıybetçi, insanlara) götüreceği şeylerde onların arzusunu bilip onları elde etti, onlar da onun ihtiyacını giderdiler. Böylece onların dinleriyle beraber kendi dini karşılığında karnını doyurdu. Allah'tan korkun (ey insanlar), Allah'tan korkun! (Yanınızda bulunmayan) kimselerinizin, çiğnenmesi helâl olmayan haklarını müdâfâa edin; dillerinizi, iyilik durumu hariç, onlardan çekin, ümmetiniz hakkında Allah'a karşı samimi ve hayırhah olun. Çünkü sizler Kur'an ve Sünnet'in sahip ve tatbikçileri oldunuz. Şüphe yok ki; Kur'an, kendisiyle konuşulmadıkça (kendiliğinden) konuşmaz. Sünnet de, kendisiyle amel edilmedikçe (kendiliğinden) iş yapmaz. Sonra, alim susup da, ortaya çıkan (kötü) şeyleri reddetmeyince ve terkedilen (iyi) şeylerin (yapılmasını) emretmeyince, cahil ne zaman öğrenecek?

 

"Allah'tan korkun! Çünkü sizler, günâhtan titizlikle kaçınmanın zayıfladığı, huşûun azaldığı, ilmi, onu bozanların öğrendiği bir zamandasınız. (Bu, ilmi bozan ilim sahipleri), onu bilmekle tanınmayı istediler, onu zayi etmekle tanınmaktan ise hoşlanmadılar. Bu sebeple (ilim) hakkında, içine soktukları hatalardan dolayı, (nefis) arzusuyla konuştular ve kelimeleri, hakla ilgili yapmadıkları şeylerden bâtılla ilgili yaptıkları şeylere çevirdiler. Binaenaleyh onların günâhları, bağışlanmayacak günâhlar, kusurları i'tiraf edilmeyecek kusurlardır. Yol gösterici kimse yolunu şaşıran biri olunca, yol gösterici arayan, irşad edici isteyen kimse doğru yolu nasıl bulur? Onlar dünyayı sevdiler, (ama) ahalisinin mevkiini beğenmediler. Bu yüzden yaşayışta onlara karıştılar, sözle onlardan ayrıldılar. Kendilerini de, amellerine nisbet edilmesinler diye sözle müdâfaa ettiler. Ama, ilgilerinin olmadığını söyledikleri şeylerden kurtulamadılar, kendilerini nisbet ettikleri şeylere de giremediler. Bid'atleri, onları ayıplamakla süslenmek (avunmak) için ayıplamayın. Çünkü bid'atçıların bozukluğu sizin iyiliğinizi hiç artırmaz.

 

"(Bid'atleri), bid'atçılara karşı azgınlık etmek için ayıplamayın. Çünkü azgınlık, kendi nefislerinizin bozukluğundandır. Tabibin, hastaları iyileştirecek şeylerle tedavi edip sonra kendisini hasta etmesi uygun düşmez. Binaenaleyh (din) kardeşlerinize yadsıdığınız şeylerde durumunuz; sizin (başkasından ziyade) kendi kendinize bakma, Rabb'inize karşı hayırhah olma, (din) kardeşlerinize karşı da merhametli olma şeklinde olsun. Bununla beraber size, başkalarının kusurlarından ziyade kendi kusurlarınızla alâkadar olmanız, birbirinizden nasihat (hayırhahlık) istemeniz ve bu (nasihati) size isteyerek veren, (aynı zamanda) onu sizden kabul eden kimselerin, nazarınızda değerli ve sevgili olması (uygun düşer). Nitekim Ömer İbnul-Hattab -Allah O'ndan razı olsun!- şöyle demiştir: "Allah, bana kusurlarımı hediye eden, (gösteren) kimseye merhamet etsin!" Sizler, söz söyleyip de size tahammül edilmesini seviyorsunuz, ama, söylediğinizin aynısı size söylenirse kızıyorsunuz! İnsanlara, yadırgadığınız işlerinde öfkeleniyorsunuz, halbuki siz de onların aynısını yapıyorsunuz! (Bu durumun) sizden alınmasını arzu etmez misiniz?

 

"Hakla bâtılın karışacağı ve ma'rûfun münker, münkerin ma'rûf olacağı bir zaman gelecektir. Bunun sonucu kiminiz Allah'a, kendisini ondan uzaklaştıracak şeyle yaklaşmaya, onu kızdıracak şeyle ona sevgisini göstermeye çalışacaktır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kötü işi kendisine süslendirilip de onu güzel gören kimse, (kötü amelini güzel görmeyen, gerçeği gören kimse gibi olur) mu? Binaenaleyh açık hakikat sizin için delille ortaya çıkıncaya, (belli oluncaya) kadar şüpheli şeylerden (geri) durmanız gerekir.  Kim de Allah'a yardım ederse, Allah da ona yardım eder. Kur'an'a yapışın, ona uyun, (uygulanması için) ona önder olun. Ona nüfuz edenlerin, (onu hakkıyle anlayıp uygulayanların) izinin peşinde olun."