Değişen kim?

04.08.2020

Son yıllarda birileri tarafından dolaşıma sokulan, “değiştiniz, gemiden indiniz, davayı sattınız, rotayı değiştirdiniz” gibi iddialar gerçekten doğru mu?

 

İtiraz seslerini yükseltenler, adalet, hak, hukuk diye haykıranlar değişmiş mi oluyor gerçekten?

 

Başta Bekir Yıldız olmak üzere o dönem Sincan’da olan herkes bilir, 28 Şubat sürecinde Sincan’da ikamet ediyor, Sincan Belediyesi’nin Lale Meydanı’nda kurduğu ramazan çadırlarına gidip gönüllü olarak çalışıyordum. Ablalarım Sincan İmam Hatip Lisesi’ndeki başörtüsü direnişinde ön saflardaydı. Tanklar Sincan caddelerinde ‘balans ayarı” yapmak için boy gösterdiğinde tankların önüne çıkıp direnen yine bizlerdik.

 

15 Temmuz akşamı köşe bucak saklanıp kimin kazanacağını görmek için beklemede kalanlar gibi olmadık. Bir darbe girişimi olduğunu, uyanmamız ve direnmemiz gerektiğini söyleyen ve halkı sokağa çağıran Türkiye’deki ilk gazeteciyim. İsteyen 15 Temmuz akşamı attığım twitlerin saatlerine bakabilir. Bugün iktidarda kim olursa olsun, meşru seçilmiş hükümete karşı bir darbe girişimi daha olsa sokağa çıkıp ön saflarda direnecek kişi yine benim.

 

2002’de hangi noktadaysam şimdi 2020’de de aynı noktadayım!

 

Dün de başörtülülere zulmeden, yasakçı Perinçekçi/ulusalcı zihniyete karşıydım, bugün de karşıyım.

 

Dün de yoksulluğa, yasaklara ve yolsuzluklara karşıydım, bugün de karşıyım.

 

Dün de özgürlük, barış, refah, hak, hukuk, adalet diyordum, bugün de diyorum.

 

Dün hırsızlık yapanlara, hortumlayanlara, ihaleleri peşkeş çekenlere itiraz ediyordum. Bugün de itiraz ediyorum.

 

Dün adam kayıranlara, kendi çocuklarına ayrıcalık tanıyanlara, rüşvet alıp-verenlere nasıl karşıydıysam bugün de karşıyım.

 

Dün ırkçılık, nesepçilik, kavmiyetçilik yapan siyasi partilere nasıl karşı duruyorsam bugün de aynı şekilde karşı duruyor, “demokrasi ve eşitliği” savunuyorum.

 

Dün herkesin kendisini bu ülkeye ait hissedebileceği, çoğulcu, eşitlikçi sivil bir anayasadan yana duruyordum, bugün de aynı anayasanın yapılmasından yana duruyorum.

 

Dün kişi başına düşen milli gelirin 20.000 dolarlara çıkmasından yanaydım. Bu konuda zafiyet gösterilmemesi gerektiğini, bu ülkede yaşayan her bir bireyin refahının artması gerektiğini, bu coğrafya insanın mutlu ve müreffeh yaşamayı hakettiğini savunuyordum. Bugün de aynı hisleri taşıyor, milli gelirimizi düşüren her türlü olumsuz ekonomik hamleleri eleştiriyorum.

 

Dün de uzun tutukluluk sürelerine itiraz ediyordum. Adil yargılamadan yanaydım. Üstünlerin hukukundan yana değil, hukukun üstünlüğünden yanaydım. Bugün de “uzun tutukluluk süresine itiraz ediyorum. Adil yargılamadan, talimat almayan bağımsız mahkemelerden ve hukukun üstünlüğünden yanayım.”

 

Dün de “beton ekonomisine” karşıydım, bugün de karşıyım.

 

Dün de “üretim ekonomisini” savunuyordum, bugün de savunuyorum.

 

Dün de her din ve inancın saygın olduğunu, devletin tüm bunları güvence altına alması gerektiğini savunuyordum, bugün de savunuyorum.

 

Dün de bu ülkede yaşayan Kürt, Alevi, Çerkes, Laz, Ermeni ve diğer tüm etnik kimliklerin ayrımcılığa uğramadan Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit yurttaşları olması gerektiğini ve gasp edilen ne kadar hakları varsa iade edilmesini gerektiğini savunuyordum, bugün de aynı şeyleri virgülüne kadar savunuyor ve bu etnik kimliklere karşı uygulanan/uygulanacak ayrımcılıkların karşısında duruyorum.

 

Dün de Müslümanların “kendilerinden emin olunan insanlar” olarak kalması gerektiğini, her türlü hırsızlıktan, yolsuzluktan, adaletsizlikten, haksızlıktan uzak kalması gerektiğini savunuyordum, bugün de savunuyorum.

 

İslami kavramların, dini hassasiyetlerin “siyasetin malzemesi” haline getirilip objeleştirilmemesi gerektiğini nasıl söylüyorduysam, bugün de söylüyorum.

 

Şiddete, teröre, illegaliteye başvurarak hak arayanlara karşı nasıl barışı ve legaliteyi savunduysam bugün yine aynı noktada sabit duruyor ve aynı şeyleri savunuyorum.

 

2002’de neyi savunuyorduysan, 18 yıl sonra da aynı şeyleri savunuyorum.

 

Milim değişmedim.

 

Rotam değişmedi.

 

Gemiyi değiştirmedim.

 

Davayı bırakmadım.

 

O halde...

 

Şimdi size soruyorum!

 

Değişen kim?