Dergâh'ta sabah namazı

23.10.2020

Saba makamında sabah ezanı okunuyordu. Horozların ötüşü, köpek ulumalarını bastırıyordu. Mahallenin başıboş dolaşan köpekleri, sürü halinde bir o sokağa, bir bu sokağa girip çıkıyor, biri birleriyle kâh hırlaşıyor, kâh oynaşıyordu.

 

Gökyüzüne dalga dalga dağılan, sisleri perde perde dağıtan bu ezan sesine, sıcak yatağında uyuyan bütün ehli din ve iman sahibi şehir halkı uyanıyordu. Uyumak ne mümkün, biri birine yakın olan mahalle ve çarşı camilerinden aynı anda birden gökyüzüne yükselen bu ezan sesleri, insan ruhunu ürperterek sonsuzda Allah'a ulaşıyordu.

 

Uyandı.

 

Abdest aldı. Camiye gitmek için yola koyuldu.

 

Biri birine bitişik Urfa evlerinin, yüksek avlu duvarlarının çevrelediği ve ancak üç dört kişinin yan yana durup geçebileceği dar sokaklardan geçerek Dergâh Camii'nin mezarlığına vardı. Burada yatanların ruhlarına Fatiha okuyup yoluna devam etti.

 

Dergâh Camii'ne gelmişti.

 

O zamanlar bu kubbeli büyük cami henüz inşa edilmemişti.

 

Dergâh'ın yanı başındaki bahçeden çok güzel kokular geliyordu. Bahçede, meyve ağacı adına yok yoktu. Her türlü meyvenin yetiştiği bu güzel ve lâtif iklimde, büyüklerimiz sağ olsunlar bu bahçeyi de ihmal etmemişlerdi. Bir defa, her türlü meyve ağacının birer numunesi vardı bu bahçede.

 

Bahçenin altından, Balıklı Göl'ün suları yayılarak geçiyor, ileride Dergâh Camii'nin küçük havuzuna varıyor, oradan da az ilerideki Hasan Paşa Camii'nin avlusundan geçerek Gümrük Hanı'na, oradan Eskici Pazarı'ndaki su değirmenine ulaşıyordu.

 

Balıklı Göl'den çıkıp su değirmenine ulaşan bu gür ve tatlı su;  Tabakhane'deki Kelleci Çayı'na, daha sonra Hızanoğlu Camii'nin avlusundan geçerek oradan da Bey Kapısı'ndaki Urfa'nın kadim sebze ve meyve bahçelerini sulamak için akıp gidiyordu.

 

Bahardı ve aylardan Nisan'dı. Bu tarifsiz güzel kokuları taşıyan sabah rüzgârı, esintisini, kadim şehrin bu mübarek bölgesine bütün hafifliği ile yayıyordu. Bahçeden burnumuza kadar gelen gül ve reyhan kokusu, bir yandan bülbül sesine ve kuş cıvıltılarına karışıyordu.

 

Balıklı Göl'ün sularında salınarak bir o yana bir bu yana akan  balıklar, suyun akıntısına kapılıp Dergâh'ın avlusundaki küçük ve sığ havuzun içine kadar geliyor, burada biri birleriyle oynaşıyor, kuyruklarıyla suyu kırbaçlıyordu.

 

Camiden içeriye girmeden önce bir süre avluda durup havuzda oynaşan balıkları izledi. "Bu da balıkların raksı galiba" dedi. Sonra başını kaldırıp Dergâh Camii'nin sırtını yasladığı yalçın kayalıklara baktı. Kaya oyuklarını dolduran yüzlerce güvercinin raksını, biri birleriyle cilveleşmelerini izledi. Bir süre, güvercinlerin, koro halinde çıkardıkları seslerine kulak kesildi.

 

Sabah uykusundan uyanıp  camiye geldiğinden beri gördüğü bu muhteşem tablo, duyduğu bu sesler, her sabah muntazaman devam ediyordu. Bu ahenk, bu koro bu raks nasıl bir şeydi? Yoksa bütün tabiat engin bir zikir içinde miydi? Evet , galiba öyleydi.

 

Dergâh'tan içeriye girdi.

 

Mihrapta hoca efendi, önceden gelip yerini almıştı. Önünde rahle, rahlede Kur'an-ı Kerim. Hoca, o davudi sesiyle benim bilmediğim bir makamda Meryem Suresi'ni okuyordu.

 

Bu Dergâh'ın bağlıları, birer, ikişer gelip Dergâh'ın eşiğinden içeri adımlarını atarak ön saflarda yerlerini aldılar.

 

Kur'an-ı Kerim kıraati hitam buldu. Cemaat, sabah namazının sünnetini kıldı. Farz için ayağa kalktılar. Safları sık ve düzgün tuttular. Omuz omuza vererek bir ve beraber oldular. İmamın arkasında topluca durarak sabah namazının farzını huşu içinde eda ettiler.

 

Namazdan sonra cemaatin bir kısmı çıkıp gitti. Kalanlar, Zikr-i Cehri için halka oluşturdu. Birazdan başlayacak olan bu zikir, bu dergâhta yüz elli yıldan beri sabah ve ikindi namazlarından sonra hiç aksatılmadan icra edilmekteydi.

 

Zikir, baş zakirin bir işaretiyle başladı. Makamdan makam geçilerek Esma-ül Hüsna icra edildi.

 

Güneşin doğuşuna kadar devam eden zikir, cemaatin sabahı selamlamasıyla hitam buldu.

 

Kendisi de sabaha selamladı:

 

Merhaba ey sabah

Merhaba ey bu vaktin

Ve bütün vakitlerin sahibi

Hamd olsun sana

 

Merhaba ey Hatem-ül Enbiya

Selam olsun sana

Merhaba ey temiz ervah

Merhaba...

 

Mevsim bahardı. Nefis bir Nisan sabahıydı. Bütün canlılar güne uyanmıştı. Ilık sabah rüzgarı hafiften esiyor, Dergahın bitişiğindeki bahçeden gül ve reyhan kokuları etrafa yayılıyordu.

 

Kaya oyuklarını aşarak suya inen güvercinlerin şen ve şakrak sesleri arasında, gönlü huzur dolu bir halde, kapalı çarşıdaki dükkânına doğru yol almaya başladı.