Şehre varmak

27.05.2020

Kastım odur şehre varam

Feryad-ı figan koparam

 

Niyetim; şehre varıp orada çıngar çıkarmak, esip kesmek, bağırıp çağırmak değil, şehir halkını sarsarak uyarmak ve onlara:

 

Durun kalabalıklar

Bu cadde çıkmaz sokak

 

Demek içindir.

 

Ben kimim ve nerden geliyorum? Tabiatın içinden, kırlardan, kuş cıvıltılarından, rüzgârın hışırtısından, suların çağıltısından, düzenden, intizamdan, fıtrattan geliyorum. Ben, sizden biriyim.

 

Geldim, gözledim ve gördüm ki bu şehir eski şehir değil. Medeniyken, gayri medeni olmuş. Medine olma vasfını yitirmiş, bir telaş ve bir kargaşa içinde aşağılara doğru sürüklenip gidiyor.

 

Ey şehir, sen böyle değildin eskiden. Böyle başıboş olamazsın. Ne oldu sana?

 

Çünkü senin adın, medeniyetle birlikte anılırdı. Öyleydi. Aynı kökten, aynı derinlikten geliyordunuz. Kadimden beri bu böyleydi. Kim sana ne yaptı ve şimdi ne oldu sana?

 

1. Ses:

Sarsarak soruyorum ve uyarıyorum seni!

 

Ey şehir ahalisi artık uyanın. Şafaklar çoktan attı. Sabah oldu ve sen hala güneşi üstüne doğduruyorsun ve hala uykulardasın.

 

Gün ışıdı, kalk ve uyan artık. Bak rızklar dağılıyor. Peşine düş helal rızkının. Topla çoluk çocuğunun nafakasını.

 

1. Ses:

 

Yeter, uyanın. Yetti bu tembelliğiniz!

 

Sizin dışınızda bir dünya, içinizde bir başka dünya var. Görün artık çıplak gözle her şeyi. Konforu, lüksü, israfı, modayı bırakın. Yaşamayı ciddiye alın. Yaşamak, var olmaktır. Varoluşu ciddiye alın.

 

Ben sadece sizi uyarıyorum bir taşralı olarak. O beğenmediğiniz bir taşralı olarak. Çünkü ben topraktan, geliyorum, nice bin sırlardan geliyorum.

 

Zaman geçiyor. Vakit daralıyor, verilen mühlet tükeniyor. Siz, ne zaman uyanacaksınız bu düşten, bu rüyadan, bu gaflet uykusundan?

 

‘Ölmeden önce ölünüz’ diye bir söz, bir kelam var. Bu yaşadığımız dünya, sanal bir dünya. İşin hakikatini öğreniniz.

 

Uyan ey gözlerim gafletten uyan

Azrail’in kastı canadır inan

 

Diyor, dört yüzyıl önce İstanbul’da yaşamış, Santuri Ali Ufki Bey, Mecmuayı ‘Saz u Söz ’de.

 

Burası, bir gurbet şehirdir. Hepimiz, birer gurbetçiyiz. Asıl değil, aslın suretidir bu şehir. Bir görüntü, bir vizyondur yani. İşin aslı ve faslı öbür tarafta, öbür yandadır. Bütün bunları, işin farkına varasınız diye söylüyorum.

 

Bunun için, şehrin dışından koşarak geldim. Şehre vardım. Feryadı figan koparmak istiyorum. Kastım, budur benim.

 

Peki, neyin feryadı figanıdır bu? El cevap: Varoluşumuzun

 

Biz varız. Varlığımızın bir sahibi var. Hem yok edip tekrar var edecek olan var. O halde, Ne diye hala oyunda oynaştasın? İyiyi, kötüyü fark edecek yaştasın.

 

Kitap diyor ki;

 

Dünya hayatı, bir oyun ve eğlenceden ibaret değildir. Siz başıboş bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz? Çok önemli göreviniz var, o da şudur: İyiliği yaymak, kötülüğü uzaklaştırmak.

 

Kardeş olunuz, kardeşlerin arasını bulunuz. Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız ve tefrikaya düşmeyiniz.

Güzel yaşayın, güzel ölün, zira sonunda bize döneceksiniz.’ İşte, kitabın bize söyledikleri... 

 

Şehirleri bozulan ülkemin insanlarına, bir hatırlatma yapmak, bir yazar olarak herkesten önce bana düşer diye düşünüyorum.

 

Bunca çıkmaz sokakları, bunca kapanan yolları açacak olan biri gelecek elbet bu şehre. Şöyle seslenecek bize:

 

-Haydi, kalkın ben geldim, içinizden biri olarak. Şehrimizi ve insanımızı, bu zamana uygun olarak yeniden ele alıp, asırlarca, değişmeyeni ve sabit olanları, yerli yerine koyarak, eşya ve olayları doğru okuyarak, değişimi ve gelişimi, fıtratları bozmadan, doğanın genleriyle oynamadan bir diriliş hareketi başlatmak istiyorum!” diyecek.

 

Bir ibda ve inşa hareketi başlayacak. İntikam ve hırsla değil, imanla ve aşkla, bir şehir mimarı bilinciyle hep birlikte bu inşa ve ihya hareketine katılacağız.

 

Nagehan bir şara vardım

Ol şarı yapılır gördüm

Ben dahi bile yapıldım

Taş-ı toprak arasında

 

 Dedi, Hacı Bayram ve şehirle birlikte kendisi de yapıldı ve olgunlaştı. O dahi görevini tamamladı.

 

Biz de şehrimizi yeniden inşa ederken, biz dahi inşa olacağız. Bu imkân ve fırsatı bize veren Yaradan’a binlerce hamd olsun.

 

Farklılığımız, zenginliğimizdir. Hakkın istediği çizgiyi yakalamak için gelin bir ve beraber olalım. Kimseyi dışlamadan, ötekileştirmeden, kutuplaştırmadan insan odaklı medeniyetimizi, hakkı üstün tutan anlayışımızı hâkim kılmak için yola çıktık. Kırlardan, beldelerden, taşradan şehirlere akın akın geldik. Şimdi bulunduğumuz mekânı imar ve yeniden inşa etmek için ayağa kalkıyoruz.

 

Yeni bir dil inşa etmek zorundayız Eski dili bırakacağız. Yeni bir sevgi ve merhamet dili geliştireceğiz. İnsanımıza, etik ve estetik olanı tavsiye edeceğiz. İyiyi ve doğruyu tavsiye edeceğiz. Bunu, önce kendi hayatımıza deneyerek yapacağız.

 

Bir aşk ahlakımız olacak, bir de isyan ahlakımız. Olumsuzluklara, yanlışlara, kötülüklere, sömürüye başkaldıracağız. Bunun için, içimizdeki isyan ahlakını yeniden ateşleyeceğiz. Ölü toprağını üstümüzden atarak, gerçekle, akılla, bilimle ve toprakla dost olacağız.

 

Herkesi, her canlıyı selamlayacağız. Görüneni ve görünmeyeni selamlayacağız. Kurdu, kuşu, börtü böceği selamlayacağız. Selam alıp selam vereceğiz herkese.

 

Dilimizin düğümü çözülecek, kekeme olmaktan kurtulup sözümüzü net ve açık bir şekilde söyleyeceğiz.

 

Korkuyu yeneceğiz. Hiçbir şeyden ürküp korkmayacağız. Biz, bu cesareti inancımızdan alacağız. Bir tek merciden korkarız ki o merci, evreni ve insanı yaratan yüce Allah’tır.

 

Emin, güvenilir ve onurlu insanlar olarak; çağdaş hurafelerden, masallardan, efsanelerden, hikâyelerden, menkıbelerden arınarak geliyoruz. İllüzyondan, sihirden, efsundan arınarak geliyoruz.

 

Akın var akın

Güneşe akın

Güneşi zapt edeceğiz

Güneşin zaptı yakın

 

İstikamet sahibi olan; bir ve tek olana baş eğer, ona secde eder. Onun dışında hiç kimseye baş eğmez ve secde etmez.

 

İşte bizim, taşradan şehre gelirken, heybemize doldurduğumuz şifa veren şifreler. Şehirlere, feryat ve figan koparmak için böyle bir ruhla geliyoruz. Merhaba ey şehir ve ey şehir ahalisi!