Es-Sünen'den

15.04.2020

Dünkü yazı için Es-Sünen’den mukaddimeyi okurken aşağıdaki rivayetleri de paylaşmanın berektli olacağını düşündüm. Allah (azze ve celle) razı olduğu ilmi talep ve onunla amel etmeyi nasip etsin.

 

  • Hayye bint Ebî Hayye’den (naklen) rivayet etti (ki Hayye) şöyle dedi:”

“Öğlenin tam sıcağında bir adam yanımıza girdi. Ben de, "Allah'ın kulu! Nereden geldin?"

dedim. Şöyle karşılık verdi:

"Ben ve bir arkadaşım, aradığımız bir şey için geldik. Arkadaşım, aradığımız şeyin peşine gitti.

Ben de gölgelenmek ve içecek bir şey içmek için girdim. Bunun üzerine ben kalkdım, biraz ekşi süt aldım ve bundan ona ikram ettim. O da içti, ben de içtim. (Hayye) dedi ki;

"Allah'ın kulu, sen kimsin?" dedim. O da;

"Ben Ebû Bekr'im" dedi.

"Sen, Resûlullah'ın -sallallahu aleyhi ve sellem-, duymuş olduğum sahâbisi Ebû Bekr

misin?" dedim "Evet" dedi. (Hayye) dedi ki;

“O zaman ben, Has'am'la yaptığımız savaşı, cahiliye döneminde birbirimizle yaptığımız savaşı,

Allah'ın getirdiği dostluk ve anlaşmayı, çadırların iplerini (bağlamasını, yani cemiyette birliği

sağlamasını) zikrettim, sonra şöyle dedim:

"Allah'ın kulu! İnsanların bu durumunun ne zamana kadar (devam edeceğini) sanıyorsun?".

"Önderler dosdoğru yolda oldukları sürece!" dedi.

"Önderler ne (demek?)" dedim. Şöyle cevap verdi:

"Seyyid görmedin mi? Hani obada olur da, (oba halkı) ona uyup itaat ederler. İşte bunlar

dosdoğru yolda oldukları sürece."

 

  • Hârûn b. Antere'yi, Süleyman b. Hanzala'dan (nakille), O'nun şöyle dediğini (rivayet ederken) işittim:

“Kendisiyle konuşmak için Übeyy b. Ka'b'ın yanına gelmiştik. Sonra O kalkınca biz de ardından

yürüyerek, kalktık. Derken Ömer bize yaklaşıp O'nun peşine düştü ve Ömer O'na kamçı ile

vurdu. Bunun üzerine O, kollarıyla ondan korunmaya çalıştı ve:

"Ya Emire'l-mü'minîn! Ne yapıyoruz ki?" dedi. (O zaman Hz. Ömer) şöyle dedi:

"(Bu şekilde yürüyüşünüzü), ardına düşülen kimse için bir fitne (azdırma vesilesi), arkadan

gelen kimse için ise bir aşağılık olarak görmüyor musun?"

 

  • Bize ed-Dahhâk b. Musa rivayet edip dedi ki:

“Süleyman b. Abdilmelik, Mekke'ye giderken Medine'ye uğramış ve orada günlerce kalmıştı. Bir ara;

"Medine'de Hz. Peygamber'in -sallallahu aleyhi ve sellem- Ashabından birine kavuşmuş olan bir kimse var mı?" dedi. (Yanındakiler) O'na;

"Ebû Hâzim (isimli biri var)" dediler. Bunun üzerine O'na haber saldı. Huzuruna girince O'na;

"Ebû Hâzim! Nedir bu eziyet?" dedi. Ebû Hâzim;

"Yâ Emîre'l-Mü'minîn! Benden ne eziyet gördün?" dedi. (Halife Süleyman);

"Medinelilerin ileri gelenleri yanıma geldi, sen gelmedin!" karşılığını verdi. (Ebû Hâzini);

"Ya Emire'l-Mü'minin, dedi, (doğru) olmayan bir şeyi söylemenden seni Allah'a sığındırırım! Bu

günden önce ne sen beni tanımıştın, ne de ben seni görmüştüm." (Râvi ed-Dahhâk) dedi ki,

bunun üzerine Süleyman, Muhammed b. Şihâb ez-Zühri'ye dönüp;

"İhtiyar doğru söyledi, ben hata ettim" dedi. Süleyman (sonra);

"Ebû Hâzim! Bize ne oluyor da ölümden hoşlanmıyoruz?" diye sordu. (Ebû Hâzim) şöyle cevap

verdi:"Çünkü siz Âhireti harab ettiniz, dünyayı ma'mûr hale getirdiniz. Bu yüzden ma'mûr yerden

harab edilmiş yere gitmekten hoşlanmıyorsunuz." (Süleyman);

"Doğru söyledin, Ebû Hazim! Peki yarın (Kıyamet gününde) Allah'a gidiş nasıl olacak?" dedi.

(Ebû Hâzim); "İyilik eden, ailesinin yanma gelen gurbetçi gibi. Kötülük yapan ise, efendisinin

yanına gelen kaçak köle gibi!" karşılığını verdi. Bunun üzerine Süleyman ağladı ve

"Keşke Allah katında ne olacağımızı bilsem!" dedi. (Ebû Hâzim) dedi ki;

"Amelini Allah'ın Kitab'ıyla karşılaştır, (öğrenirsin!)" (Süleyman sonra);

"(Kıyamette) nasıl bir yer bulacağım?" diye sordu. (Ebû Hâzim);

"İyiler hiç şüphesiz Cennetinde, kötüler ise muhakkak alevli ateştedirler"  dedi.

Süleyman;

"Peki, dedi. Allah'ın rahmeti nerede, Ebû Hâzim?" Ebû Hâzim;

"Allah'ın rahmeti iyilik edenlere yakındır" karşılığını verdi. Süleyman O'na dedi ki;

"Ebû Hâzim! Peki, Allah'ın hangi kulları daha üstündür?"

"Şahsiyet ve akıl sahipleri!" dedi. Süleyman O'na;

"Peki amellerin hangisi daha faziletlidir?" dedi. Ebû Hâzim;

"Haramlardan uzak durmakla beraber farzları yerine getirmek!" dedi. Süleyman;

"Peki hangi duaya daha çok icabet edilir?" dedi. Ebû Hâzim;

"Kendisine iyilik yapılan kimsenin, iyilik yapana duasına!" karşılığını verdi. (Süleyman) dedi ki;

"Peki hangi sadaka daha faziletlidir?" (Ebû Hâzim);

"Başa kakmadan, eziyet etmeden muhtaç dilenciye (verilen) ve (malı) az olan kimsenin

verebildiği!" dedi. (Süleyman);

"Peki, hangi söz daha doğrudur?" dedi. (Ebû Hâzim);

"Kendisinden korktuğun veya (bir şey) umduğun kimsenin yanında (söyleyeceğin) hak söz!"

dedi. (Süleyman); "Peki, müminlerin hangisi daha akıllıdır?" dedi. (Ebû Hâzim);

"Allah'a itaatle amel eden ve insanlara bu yolu gösteren adam!" dedi. (Süleyman),

"Peki, müminlerin hangisi daha ahmaktır?" dedi. (Ebû Hâzim);

"Zalim olduğu halde (din) kardeşinin arzusuna uyan ve bu suretle, başkasının dünyalığına mukabil ahiretini satan kimse!" dedi. Süleyman O'na;

"Doğru söyledin, dedi, peki, bizim içinde bulunduğumuz durum hakkında ne dersin?" (Ebû

Hâzim);

"Ya Emire'l-Mü'minin! Beni (bu soruya cevap vermekten) bağışlar mısın?" dedi. Süleyman O'na;

"Hayır! Lâkin (bu) bana vereceğin bir nasihat (olacak)" dedi. (Ebû Hâzim, bunun üzerine) şöyle

dedi:

"Ya Emire'l-Mü'minin! Senin ataların halkı kılıçla bastırıp bu hükümdarlığı müslümanlardan,

istişare yapmaksızın, razılıkları olmaksızın, zorla aldılar. Hatta onlardan pek çok kimseyi

öldürdüler ve (bu öldürülen müslümanlar), o (öldürme ile ahirete göçtüler. (Öbür âlemde)

onların söylediği ve onlara söylenilen şeyleri bir bilsen!" Bunun üzerine orada oturanlardan bir

adam;

"Söylediğin şey ne kötü, Ebû Hâzim!"" dedi. Ebû Hâzim (buna) şöyle karşılık verdi:

"Yalan söyledin! Şüphe yok ki Allah, alimlerden; "Onu insanlara mutlaka açıklayacaklar, gizlemeyecekler! " diye söz almıştır."  Süleyman O'na;

"Peki biz (durumumuzu) nasıl düzeltebiliriz?" diye sordu. Ebû Hâzim;

"Öğünmeyi, lafçılığı bırakır, vakarlı ve şahsiyetli olur, (devlet yardımlarını) eşit bir şekilde

dağıtırsınız" cevabını verdi. Süleyman O'na;

"Bunu nasıl yaparız?" dedi. Ebû Hâzim;

"Helâlinden alır, lâyık olanlarına verirsin!" dedi. Süleyman O'na;

"Ebû Hâzim, dedi, bize arkadaşlık eder misin? Bu suretle sen bizden istifade edersin, biz de

senden istifade ederiz." Ebû Hâzim;

"Allah'a sığınırım!" dedi. Süleyman O'na;

"Niçin böyle (diyorsun?)" dedi. (Ebû Hâzim) şu karşılığı verdi:

"Size az bir şey meyletmekten, bu sebeple de Allah'ın bana hayatın da katmerli, ölümün de

katmerli (acısını) tattırmasından korkarım." (O zaman) Süleyman O'na:

"Bize ihtiyaçlarını bildir" dedi. (Ebû Hâzim);

"Beni Cehennemden kurtarıp Cennete sokarsın, (işte ihtiyacım budur!)" dedi. Süleyman;

"Bu benim yapabileceğim bir şey değil" dedi; Ebû Hâzim;

"O halde sana onun dışında hiç ihtiyacım yok!" dedi. (Süleyman);

"Peki, bana hayır-duada bulun" dedi. Ebû Hâzim şöyle dedi:

"Allahım! Eğer Süleyman senin dostun ise, O'na dünya ve Ahiret iyiliğini kolaylaştır. Eğer

düşmanın ise, onu perçeminden tut, sevip razı olacağın şeye (ilet)". Süleyman O'na;

"Bu kadar mı?" dedi. Ebû Hâzim;

"Ehlinden isen öz, (ama) çok söyledim. Ehlinden değilsen, kirişi olmayan yaydan (ok) atmam

bana ne fayda verir?" cevabını verdi. Süleyman O'na;

"Bana tavsiyede bulun!" dedi. (Ebû Hâzim) şöyle dedi:

"Sana tavsiyede bulunacağım, (ama) sözü uzatmayacağım: Rabb'ini ta'zim et. Seni menettiği

yerde görmesinden, emrettiği yerde kaybetmesinden (bulmamasından) O'nu tenzih et!" (Ebû

Hâzim, Süleyman'ın) yanından çıkınca (Süleyman) O'na yüz dinar gönderdi ve "bunu (Allah

rızası için) harca, senin için yanımda bunun gibi çok var!" diye de yazdı. (Râvî ed-Dahhâk) dedi

ki, (Ebû Hâzim) bunları O'na, şöyle bir mektupla geri çevirdi: "Ya Emire'l-Mü'minin! Senin

benden isteğinin ciddi olmamasından veya benim (parayı) sana geri çevirişimin, (onun)

önemsizliği sebebiyle olmasından, Allah korusun! Bunlara senin için razı olmuyorum, kendim için

nasıl razı olurum? Bu yüz dinar anlattığım şeylerin karşılığı ise leş, kan ve domuz eti, çaresizlik halinde bundan daha helâldir. Şayet beytu'l-mal'dan (devlet hazinesinde) bir hak sebebi ise, bu hususta benim benzerlerim var. Eğer aramızda eşitlik yaparsan ne âlâ! Aksi halde benim buna ihtiyacım yoktur!"

 

  • Bize Zeyd el-Ammî, bir fakîhten (naklen) haber verdi ki, o (yani fakîh) şöyle

demiş:”

Ey ilim sahibi! İlminle amel et, malının fazlasını ver. Sözünün fazlasını ise, Rabb'inin katında

sana fayda verecek olan hadis gibi bir şey sebebiyle (söylemen) hariç, (kendine) tut!

Ey ilim sahibi! Şüphe yok ki, bilip de kendisiyle amel etmediğin şey, kendisiyle karşılaştığın

zaman Rabb'inin katında senin delilini ve ma'zeretini bertaraf edecektir.

Ey ilim sahibi! Allah'a itaatle ilgin sana emredilen şeyler, isyanla ilgili sana yasaklanan şeylerden seni alıkoymak içindir.

Ey ilim sahibi! Asla, başkasının amelinde güçlü, kendi amelinde zayıf olma!

Ey ilim sahibi! Başkasına ait olan şey, seni, kendine ait olan şeyden asla alıkoymasın.

Ey ilim sahibi! Alimleri büyük bilip onlara saygı göster, onlara çok yaklaş, onlardan, (söyleyeceklerini) dinle ve onlarla münâkaşa etmeyi bırak.

Ey ilim sahibi! Alimleri, ilimlerinden dolayı büyük bil. Cahilleri ise, cehaletlerinden dolayı küçük bil, (ama) onları uzaklaştırma, yaklaştır ve onlara öğret!

Ey ilim sahibi! Bir mecliste, anlamadıkça hiçbir söz (hadis) nakletme. Hiç kimsenin

sözüne de, sana söylediğini bilmedikçe cevap verme!

Ey ilim sahibi! Allah'ın (affına güvenerek) aldanma, insanların (sözlerine güvenerek) de aldanma! Çünkü Allah'ın (affına güvenerek) gaflet içinde olmak, O'nun emrini terketmeye; insanların (sözlerine güvenerek) gaflet içinde olmak, onların arzularına uymaya (götürür). Allah'tan, O'nun seni kendinden (yani azabından) sakındırdığı gibi sakın. İnsanların fitnesinden de sakın.

Ey ilim sahibi! Gerçek şu ki, günün ışığı, başkasıyla değil, ancak güneşle tam olur. Bunun gibi hikmet de, başkasıyla değil, sadece Allah'a itaatle kemâle erer.

Ey ilim sahibi! Vakıa şu ki, ekin ancak su ve toprakla elverişli hale gelir. Bunun gibi iman da ancak ilim ve amelle elverişli hale gelir.

Ey ilim sahibi! Allah seni ibadetine karşı isteklendirdiği zaman, bil ki O, sadece senin, O'nun katındaki değerini sana açıklamak istemiştir. Bu sebeple O'ndan başkasına geçme ki, sonra O'nun değer vermesi (halinden), küçümsemesi (haline) dönersin.

Ey ilim sahibi! Şüphe yok ki, taş ve demir taşıman, sana, sözünü kabul etmeyeceklere (söz) anlatmandan daha kolay gelir. Sözünü kabul etmeyeceklere (söz) anlatan kimsenin durumu, Ölüye seslenen ve kabirdekilere sofra koyan kimsenin durumu gibidir.