Geleceğin Türkiyesi

14.01.2020

Tüm hızıyla akıp gidiyor zaman. Hiç bir şey eskisi gibi kalmıyor. Alışkanlıklar, bakış açıları, davranışlar, teknoloji, üretim ve tüketim eğilimleri, tutumlar ve görüşler canlı bir organizma gibi sürekli kendisini yeniliyor. Kimi bu yeniliği farkedip kendini yenilemeyi tercih eder. kimi de yeniliğe karşı çıkar. Statik durur, dinamik olmaktan, değişmekten, yenilenmekten korkar, risk almaya cesaret edemez. Ancak tarih, hiç bir zaman statükocuları altın harflerle yazmaz. İz bırakanlar, değişime, yeniliğe açık olanlar ve zamanın ruhunu yakalayabilenlerdir. Geçmişten ders çıkartıp, buradan elde ettiği tecrübeyi geleceğe aktarabilenlerdir.

 

Türkiye çok değişti.

 

2000’li yılların Türkiyesi geride kaldı.

 

Yeni bir çağ, yepyeni bir nesil var karşımızda. Yeni bir psikoloji ve yeni bir sosyoloji var.

 

İhtiyaç ve talepler değişti.

 

Herkes bu yeni olandan nasibini alacak. 

 

Değişime ayak uyduranlar ayakta kalacak. Zamanın ruhunu yakalayabilenler yola devam edecek. Zamanı ıskalayanlar ise tarihin karanlık sayfalarına gömülecek.

 

“Geleceğin Türkiyesinde ne istersiniz?” ya da “gelecekte nasıl bir Türkiye görmek istersiniz?” sorusunun cevabı artık 2000’li yıllarda verilen cevaplardan hiçbirisi değil!

 

Gelecek ile ilgili beklentiler tümüyle değişti. Haliyle siyaset kurumundan beklentiler de değişti. Seçmenler kendi partilerinden beklediği pozitif yönlü değişim ve yeniliği gördüğü ölçüde pozisyonunu koruyacak ya da korumayacak.

 

Siyaset kurumu, tam da bu yüzden yok mudur zaten?

 

Halkın nabzını tutmak, değişimi farketmek, kendisini yenileyerek beklenti ve ihtiyaçlara cevap verebilmek değil midir siyaset?

 

Halkın değişen ihtiyaç ve taleplerine cevap vermek yerine, kendi statükosunu, kendi burjuvazisini ve kendi saltanatını korumayı tercih eden siyasi partiler varlıklarını devam ettiremez ve günün sonunda tabela partisine dönüşürler.

 

Türkiye siyasi tarihi, iktidar partisiyken “mevcudu koruma refleksiyle” halkın çığlığına kulak tıkamaya başladıktan sonra tabela partisine dönüşen partilerle dolu.

 

Geleceğin Türkiyesinden beklentiler, geçmişin Türkiyesinden miras kalan tüm kronik problemlerin bir an önce çözülmesi beklentisi ile başlıyor.

 

Geleceğin Türkiyesinde artık herkes kendi kimliği, kendi onuru ve kendi duruşuyla var olmak ve yaşamak istiyor.

 

Bir başkası gibi olma ve/ya bir baskası gibi davranarak yaşama mecburiyeti, kendi gibi yaşama ihtiyacını bastıramıyor artık.

 

Dayatılan tüm sahte kimlikler herkesi nefessiz bırakıyor artık.

 

Makbul vatandaşa sağlanan ayrıcalıklara erişmek için gösterilmesi zorunlu insan üstü performanstan yoruldu herkes.

 

Kayırılanların pervasızlığından, sırtı sağlamların kibirli bakışlarından, gözü doymamışların sefalet salyalarından gına geldi herkes.

 

Eşit olma ve özgür yaşama” ihtiyacı, birbirinin antagonisti olan beş benzemezi bile bir araya getirmeye mukadder bir ihtiyaç.

 

1 mol gazın 22,4 Lt olduğu normal şartlar altında yaşamak istiyor herkes.

 

Mülakata kalan bir genç, geleceğin Türkiyesinde mülakata giren rakiplerinin ancak kendisinden daha bilgili, yetenekli, liyakat ve ehliyet sahibiyse önüne geçsin istiyor. Torpilin, hamili kartın, dayılık müessesesinin asla geçerli olmadığı, adalet ve hakkaniyetin esas olduğu bir gelecek istiyor.

 

Ferit Edgü’nün Hakkari’sinde doğmuş bir kişi, kendisinden önce etnik kimliğinin asla konuşulmadığı, kriterleşmediği ya da konuşmanın ya da kriterleştirmenin utanç olarak normlaştığı bir gelecek istiyor.

 

Dersim, Maraş, Çorumlu bir Alevi, bürokrasideki atama, tayin ve terfilerde Trabzonlu bir sûnni kadar hakkım olsun demeye ihtiyaç olmadığı bir eşitlik bekliyor geleceğin Türkiyesinden.

 

Suç ve ceza dengesinin kimliğe, inanca ve siyasi görüşe göre değişmediği, ancak adaletle ayakta kalabileceğine iman etmiş bir mülk sistemi görmek istiyor herkes.

 

Bir gazeteci, inanmadığı şeyleri yazmadığında, ya da inandığı şeyleri yazdığında ekmeğine, işine, aşına mal olmayacağı bir özgürlük istiyor artık. 

 

Gazeteciler, gerçekten “gazetecilik” yapabildikleri bir gelecek murad ediyor.

 

Bir yoksul, devletin herhangi bir kademesinde en az bir zengin kadar itibar görmek istiyor.

 

Siyasetçi yakını olmayan bir memur, siyasetçi yakını olan bir memur kadar tayin, terfi, atama hakkı olsun istiyor.

 

Siyaset yapmak isteyen bir aday adayı, ez az Genel Başkanın kızının, eşinin, oğlunun ya da damadının yakını olan bir aday adayı kadar gösterilme hakkı olduğundan emin olmak istiyor.

 

Herhangi bir uygulamaya karşı duyduğu tepkiyi, gösteri ve yürüyüş kanunu çerçevesinde sokağa çıkarak göstermek isteyen bir aktivist, evden çıkarken “acaba tutuklanır mı, başına bir iş gelir mi” kaygısı taşıyan bir anne bırakmak istemiyor ardından.

 

Her toplumsal katmanın mikro talepleri var artık. Ama herkesin öncelikli makro talebi özgür olmak, kendisi olarak yaşamak...

 

Geleceğin Türkiyesinde dayatmacılık, kayırmacılık, adaletsizlik ve eşitsizlik olmasın istiyor herkes.

 

Hak etmeyenlerin hak edenlerin sırtına basarak yükselemeyeceği bir Türkiye istiyor herkes.

 

Her seçmen artık siyasiler tarafından kandırılmayacağı, istismar edilmeyeceği, dava inançlarının ve ideolojik duygusallıklarının sömürülmeyeceği bir siyaset istiyor.

 

Hasılı...

 

Değişim istiyor herkes.

 

Eşit, özgür, adil ve aydınlık bir gelecek istiyor...