Gelecek Partisi Büyük Kongresi üzerine düşünceler

01.11.2020

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu liderliğinde kurulan Gelecek Partisi’nin 1.Olağan Büyük Kongresine katılmak üzere Altınpark ANFA Kongre Merkezine doğru yol alırken nasıl bir manzarayla karşılaşacağımın merakı içerisindeydim. Kongre ortamlarına oldukça aşina biri olarak salona girdiğim ilk andan itibaren öncelikle ülkemizin dört bir yanından gelen insan profillerini gözlemler, giyim kuşamlarından yüzlerine yansıyan ifadeye, oturuş kalkışlarından mimiklerine, birbirileriyle diyaloglarından tebessümlerine, ses tonlarından yürüyüşlerine kadar vs. dikkatle izler ve o yapının niteliği hakkında kendimce genel bir fikir oluşturmaya çalışırım. Bugün de yine bu motivasyonla kongre alanına ulaştığımda dikkatimi ilk çeken şey pandemi şartlarına rağmen tahminimden yüksek oranda yurdum insanının salonun içini ve dışını kıyasıya doldurmuş olmalarıydı ve benim için muazzam bir çalışma ortamı doğmuş olmasına sevindim doğrusu.

 

Sevgili kardeşim Hakan Albayrak’la ve kimi zaman başka bazı dostlarla ayaküstü hasbihallerde bulunurken Gelecek Partisi’nin ülke çapında tabanını oluşturan kesimleri, ortama hakim olan havayı ve organizasyonu hunharca gözlemlemeye devam ettim.

 

Yaklaşık 10 ay önce kurulan bir partinin, başta korona olmak üzere çetin zorluklara göğüs gererek ülke genelinde teşkilatlanabilmesi ve seçimlere girmesini mümkün kılacak 41 ilde kongre yapmış olmak şartını da aşarak ilk büyük kongresini tertip edebilmesi önceki yazılarımda da zaman zaman belirttiğim gibi takdire şayandır. Böylesi bir dönemde aslında beklenen, formel olarak, yani “ilk genel seçimlere girebilmek” maksatlı, usul ve şekil zorunluluklarının yerine getirilebilmesi adına büyük kongrenin gerçekleştirilmesidir. Belki Gelecek Partisi kurmayları da böyle düşünmüştür, ancak bugün o salonda karşılaştığım manzara, delege ve tabanlarında şahit olduğum coşku ve heyecan bana uzun yıllar boyu varlığını sürdüre gelen köklü partilerin hakiki kongre ve toplantılarını çağrıştırdı. Birbirleriyle fotoğraf çektirme yarışına girenler, çeşitli illerden gelen delegelerin neşe içerisinde toplu halde birlikte verdikleri pozlar, partinin önde gelen isimlerine gösterilen ihtiram ve muhabbetler…

 

Bu manzaraları izlerken Hakan’a “Üstad, işte bu ruh hali ve heyecana sahip tabanın genişlemesi bir partiyi güçlendirir. Bu insanların sayısının artması ve aslında ciddi rahatsızlık duyan geniş halk kesimlerini cesaretlendirmesi dalga dalga büyütür bir hareketi” diyordum ki, anneciğim aradı ve şu tarihi sözleri etti: ‘’Nerde oğlum günlerdir sözünü ettiğin içtima, kanal kanal geziyorum hiç bir haber yok sizden, ayol sen evden uzaklaşmak için kandırdın mı bizi yoksa?”

 

Yemin billah ederek kongrede olduğuma zorlukla inandırdım anacığımı da, aklıma kurt düştü bir kere ve salonda basına ayrılan bölüme geçtim. Heyhat! Karar TV gibi İnternet üzerinden canlı yayın yapan bir iki site dışında, iki üç adını çıkaramayacağım TV kanalı daha vardı ve onlar da canlı yayın yapmıyorlardı.

 

Vazgeçtim hakim iktidar medyasından, bu ülkenin en ücra kasabasında yapılan sözgelimi Avcılar Derneği kongresini dahi haber yapan Anadolu Ajansı’nın(AA) muhabirini, içimde fırtınalar koparak beyhude arayıp durdum. Yoktu!

 

Siyasi partiler büyük kongrelerinin zirvesi, genel başkanlarının sahneye çıkıp mikrofonu eline almasıyla birlikte ilk dakikadan itibaren  ortaya koyduğu performanstır. Ahmet Davutoğlu’nu bugün bu salonda ilk defa bu derecede coşkun, umutlu, kapsayıcı, kuşatıcı ve somut çözüm önerileri, ayrıca kesin reçeteler sunar gördüm. Bu ülkeye hizmet etme aşkını, insanına sevdasını, uzun yıllara sari birikim ve donanımını, devlet adamında olması gereken vakar ve tevazuu, dava adamına yaraşır iddia, heyecan, samimiyet ve cesareti Davutoğlu bugün o kürsüde heybesinden çıkardı ve milletine sundu, en somut en hakiki haliyle!

 

Bu ülke için umut vaat eden bir kongreye tanıklık ettim bugün. Oradaki insanlar, tam da bizim insanlarımızdı; tanıdığım bildiğim, eşim dostum, mahalleden komşum, abim ablam, teyzem halam, annem babam ve üstelik bu ülkenin her yerinden; tek tek fotoğraflarını çektim. En üst düzeyin en üst perdeden tüm “ademe mahkum etme” çağrıları ve üstü kapalı-açık yaptırımları ve diğer tehditlerine rağmen, varlıklarıyla özdeşleşmiş özgür bir Türkiye adına, gerek hukuki ve gerekse ekonomik sosyal adalet özlemiyle İNSANIN mutlu olmasını ve onurunun korunmasını ilk öncelikleri olarak görüp ‘”Bu oyunda ben de varım ve buradayım” diyebilen tüm Gelecek Partili dostları yürekten kucaklıyor ve tebrik ediyorum.

 

Bugün, buruk bir mutlulukla ayrıldım Gelecek Partisi 1. Büyük Kongresine ev sahipliği yapan Ankara’daki Altınpark ANFA salonundan. Hakan kurucularda olduğu için doğal delegeydi, o oy kullanmaya giderken ben de kafamda “deli düşünceler” eve doğru sürdüm direksiyonu. Soğuk bir Ankara gününde arabanın klimasını ayarlamakla uğraşırken hançeremden belli belirsiz “Ah be Erdoğan, değer miydi tüm bunlara? Hoca ve onun gibi birçok değere anlaşılmaz korkuların ya da efradını mutlu etmek adına giriştiğin ilişkiler nedeniyle böylesi kolay kıyılır mıydı? Hoca gibi her ülkeye lazım  pratik bir devlet zekasının başbakanlıktan istifa etmek zorunda bırakılması bir yana, sırf parti içinde sizin göstereceğiniz ‘veliahta’ sonradan da rakip olabilir diye trollerinizce ve  haysiyetsizce böylesi saydırılıp sövdürülür müydü? Olmadı, yakışmadı” sesleri çıkıyordu.

 

Sonra yeniden ana döndüm ve kongredeki manzarayı hatırladım. Özetle muhteşem heyecanlı ve dinamik bir kitle önünde Davutoğlu hoca umut ve azim veren harika bir konuşma yaptı. Bu vesileyle yeni Gelecek Partisi yönetimini kutluyor ve en iyi dileklerimi sunuyorum. Rabbim yollarını açık etsin ve hayırlı başarılar nasip etsin. Zira ülkenin çok ihtiyacı var.

 

Selam ve esenlikler…