Gelecek Partisi ne yapmalı?

15.10.2020

Sık sık vurguladığım bir husustur Kürtlerde “ev”in önemi. Kürtçe ağıtların büyük ekseriyeti “mala min” (evim, yuvam) ifadesiyle başlar. Zaten Kürtçe müziğin büyük ekseriyeti de ağıtlardan oluşur. O kadar önemli bir husustur ki memleketten taşınıp büyük kentlere yerleşmiş bir Kürt memleketini ziyarete geldiğinde muhatap olduğu soruların başında “mala te heye?” (evin var mı?) gelir. Çünkü Kürt doksan senelik Cumhuriyet tarihi boyunca özgünlüğünü sadece evinde yaşayabilmiştir. O yüzden Kürdün Kürt olarak yaşayabildiği tek hayat alanı evidir. Evinin dışında hep başkası olmaya, başkası gibi davranmaya zorlanmıştır. Doksan senelik Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlerle ilgili olarak meydana gelen her sosyal gelişmeden sonra Kürtçenin yasaklanması her zaman ve aksatmadan başvurulan bir yöntem olmuştur. Yani Kürdün sokakta, kamusal alanda kendisini kendisi olarak yaşamasına izin verilmemiştir. Kürt de evini ve dilini özdeşleştirerek kendini kendisi olarak yaşayacağı bir alan oluşturmuştur. Evine sığınıp özgünlüğünü yaşaması onun için bir ruhsal terapi mesabesinde olmuştur.

Metropollerde yaşayan Kürtler, kendileri gibi Kürtçe konuşan birini gördükleri zaman evlerindeki özgün ve özgür hayatı solumuş gibi coşkuyla konuşmaları da bu yüzdendir. Çünkü ev ile dil arasında büyük bir benzerlik vardır. “Dil insanın evidir” demişler. “İnsan dilinin altında gizlidir” sözü de Hz. Ali’ye ait. Bu sözleri Kürtlere uyarlarsak: “Kürtçe Kürdün evidir”, “Kürt Kürtçenin altında gizlidir” diyebiliriz.

Öte yandan ev ve dil açısından bir sorun yaşamayan Türkler için de “çorba” (ekonomi) büyük öneme sahiptir. Metropollere yerleşen Türk de memleketini ziyaret ettiğinde bazı sorulara muhatap olur. Ona yöneltilen soruların başında ise “hemşerim çorba kaynıyor mu?” gelir. Türkün evinde çorba kaynıyorsa asayiş berkemaldir. Kürdün Kemalizmle imtihanı dili ekseninde gelişmişse Türkün imtihanı da ekonomi etrafında gelişmiştir. Kürdün evine dokunan tek parti CHP’si ve benzerleri Kürt coğrafyasında tabela partisine dönüştüler. Türk’ün çorbasına dokunanların da başında yazarkasalar paralandı ve %1lere gömüldüler.

Ak Parti ilk kurulduğu yıllarda ismiyle müsemma olacak şekilde Kürdün evini (adalet) ve Türkün çorbasını (kalkınma) önemsediğini gösteren adımlar attı ve bu bağlamda çok önemli gelişmelere imza attı. Malum süreçler ve ittifaklar yüzünden bu ikisinin yerinde yeller esiyor şimdi. Ne Kürdün evi (yuvası, dili) ne de Türkün çorbası (ekonomi) güvendedir. Dolayısıyla akıbetini bilmek için kahin olmaya gerek yok. Sosyoloji yasaları hiçbir zümreyi, kümeyi veya partiyi teğet geçmez.

Gelecek Partisi saflarında siyasete atılmış olmaktan dolayı, eskisinden daha fazla dolaşma, insanlarla muhatap olma, dertlerini dinleme imkanına sahip oluyorum. Bu sayede öteden beri bildiğim şeyleri de yeniden gözlemleme imkanını buluyorum. Gördüğüm şey, doğu illerinde ve metropol Kürtlerinde dil yarası kanıyor, kayyumların Kürtçe tabelalara karşı takındıkları tutumlar, ders kitaplarında Kürtlerle ilgili bilgilerin çıkarılması herkesin dilindedir. Bu realiteye bir tepki olarak ülkenin her tarafında “Kürt dil hareketleri”, “Kürtçe platformları” yayılıyor. Demek ki bir hissi kablel vuku olarak Kürtler evlerinin tehlikede olduğunu hissediyorlar ve bu yüzden dillerine (yani evlerine) sarılıyorlar. Batı illerinde ise kazanlarda çorba yerine kaygı, endişe, dert kaynıyor.

Gelecek Partisi programında Kürtçenin eğitimde kullanılması ile ilgili taahhütlerde bulunduğu gibi ekonomi açısından son derece sağlam bir söylem ortaya koymuştur.

Gelecek için bunların sözünü vermek önemlidir. Ama gelecekte bu tür adımların atılıp atılmayacağı bugünde atılacak adımlarla test edilir. Perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğu gibi. Bu bağlamda partinin sosyal medya sayfalarında, resmi açıklamalarında Kürtçeye daha fazla yer verilmesi yarın için önemli bir adım olacaktır.

Gelecek Partisi gelecekte yapacaklarını bugünden göstermeli.