Gidenler…

09.04.2020

Özel hayatımdaki hüzünleri, gerçekten yakın hissetmediğim insanlarla konuşmayı sevmem…

 

İki yılı biraz geçkin bir zamanda “giden“ birinin ardından, özellikle aklımın kaçmak üzere olduğu anlarda sık okuduğum, Ferit Edgü’nün Leş kitabından bir alıntıyı paylaşmak istiyorum…

 

Görünüş

- Çok mutlu bir insana benziyorsunuz, dedim.

- Ben mi? Mutlu mu? diye sordu.

- Evet dedim. Mutluluğunuz yüzünüzden okunuyor.

- Ne garip, dedi. Annemi dün, karımı da bugün yitirdim.

 

İnsana sağlam durması gerektiğini hatırlatıyor değil mi ?

 

Hayır, ölüm felsefesi değil konum, içinizde ölüm felsefesine merak saranlar varsa, onlara Kaan H. Ökten hocanın Ölüm Kitabı’nı okumalarını önerebilirim sadece.

 

Sosyal medyada bir şekilde yer alıyoruz… 

 

Her ne kadar “Twitter çok daha iyi, Facebook’un modası geçti “ diyenler olsa da, ben bu yorumları biraz da arkadaş listelerindeki insanların özelliklerine bağlıyorum.

 

Twitter ve kullanıcıları zaman zaman çok daha hoyrat, dişini geçirdiğinde kanatmadan bırakmayacak kadar fütursuz olabiliyor.

 

Facebook biraz daha sanal bir komün gibi, daha korunaklı, arkadaşlarının arkadaşlarını da hayatına dahil edebilen bir platform. 

 

Bir süre sonra arkadaş listenizdeki insanlarla ilişkinizi daha reel yaşama da taşıyabiliyorsunuz. 

 

Bugün, Facebook’tan ortak arkadaşlarımız sayesinde tanıma şansına sahip olduğum sevgili Gülay da “gitti“. Uzun süren yoğun bakım günlerinin ardından, güzel haberlerini beklerken sayfama ortak bir arkadaşımızın yazdığı “Çok üzgünüm. Çok sıkıntı çektin, çok mücadele ettin. Mekanın cennet olsun.“ mesajı düştü.

 

Gülay ile ortak arkadaşlarımızın postlarına yorum yazarken merhabalaşmıştık, istek gönderdiğinde keyifle onaylamıştım, her zamanki nezaketiyle “ne zamandır eklemek istiyordum, kısmet bugüne imiş, teşekkür ederim“ özel mesajıyla iletişimimiz yoğunlaştı, ardından telefonlaşmalarımızla gerçek yaşamlarımıza da dahil olduk. Geçmişten gelen sağlık sorunları ile aniden yoğun bakım sürecini başlattı. 

 

Gittiğin yerde huzuru bulmanı tüm kalbimle diliyorum sevgili Gülay…

 

Geçtiğimiz hafta, hem medyadan, hem de sosyal medyadan tanıdığım bir ressam da “gitti“.

 

Tedavisi boyunca resim yapmaya, sergilerde varlığını sürdürmeye devam ettiğini izleme fırsatım olmuştu. Bir de eşiyle birbirlerine çok aşıktılar sanırım ki o hastayken evlenmişlerdi, geçtiğimiz yıl nikah fotoğraflarını paylaşmıştı. Basında kendisi ile ilgili çıkan haberlerde, 2016 yılında kızının, kendisinden  3 ay önce de oğlunun gittiği yazıyor. Tüm gidenlerine rağmen hayata gülerek tutunmaya çalışan bir insanmış ressam dostumuz.

 

Sanırım geçen yıldı, Facebook doğum günü hatırlatmalarında bir isim fark ettim. 2017 yılında  giden bir doktor arkadaşın doğum gününü kutlamamı hatırlatıyordu Facebook! Dayanamayıp sayfasına baktım.  “İyi ki vardın, iyi ki seni tanıdım “  gibi değil gerçekten gittiğinin farkında bile olmadan doğum gününü kutlayanlar vardı, mesaj yazanların içinde. Bir doktor hastalığının öngörülen son günlerini bilmez mi ? Kuşkusuz bilir… Son haftasında doktor arkadaşlarına özel bir stand up gecesi düzenlediğini hatırlıyorum. O geceden fotoğrafları sayfasında gördüğümde düzeldiğini düşünmüştüm, oysa bol kahkahalı anılar bırakıyormuş.

 

Gerçek hikayeleri olanlar için  bazen bir korunma duvarı, bazen kalabalıklarla buluşma mekanı olabiliyor sosyal medya. 

 

İnsan hikayelerini okuyabilme yetisi olanlar için ise her şartta duygu akışı sağlanabileceğinin göstergesi gibi.

 

Bilmem kaç bin takipçili hesabım var ahkamı kesenler için ise kendilerini mutlu edebilecek sözcüklerim yok.