Gülünç ve korkunç

06.09.2020

Nusret Safa Coşkun’un on üç meslektaşıyla yaptığı röportajları, “Matbuat Hatıraları – Nasıl Gazeteci Oldum?” başlığıyla Aralık 1939 – Ocak 1940 tarihleri arası Son Posta gazetesinde yayınlandıktan seksen sene sonra Şaban Özdemir tarafından yayına hazırlandı ve geçtiğimiz ay “Unutulmuş Gazeteciler Unutulmaz Hatıralar” adıyla kitaplaştırıldı. (Çolpan Kitap, Ağustos 2020, 109 s.)

 

Ebüzziyazâde Velid, Hüseyin Cahit Yalçın, Burhan Cahit Morkaya, Enis Tahsin Til, Ercüment Ekrem Talu, Mehmet Asım Us, Ahmet Hilalî Sıyman, Ali Naci Karacan, Selim Ragıp Emeç, Yusuf Ziya Ortaç, Ali Ekrem Uşaklıgil, Osman Cemal Kaygılı ve Enis Atabeyoğlu’nun matbuat alemine nasıl girdiklerini, neler yaşadıklarını anlattıkları bu kitabı aldım, okudum.

 

Hatırat türünde yazılan kitapları seven okurlara şayanı tavsiyedir.

 

Gazete arşivlerinde hapsolmuş bunun gibi nice yazılar, araştırmacıların kendilerine el atmasını bekliyor o sararmış yapraklarda.

 

Ne diyelim, geç olsun da güç olmasın…

 

Kitapta Osman Cemal Kaygılı’nın “hem gülünç hem korkunç bir hatıra” diye anlattığı bir hadise var ki, bayıldım!     

 

O gülünç ve korkunç hatıraya geçmeden evvel belirteyim, Osman Cemal Kaygılı ile bir akrabalığımız yok, isim benzerliği...

 

Osman Cemal Kaygılı yazarlığının yanında taklit yeteneği ve şakacı tarafı olan bir zât imiş meğer.

 

Akbaba dergisinde tarz-ı kadim usulü mizahi manzumeler yazan şair arkadaşı Abdülbaki Fevzi’ye, “bu aziz arkadaşa” şöyle “bir azizlik” yaptığını anlatıyor Kaygılı:

 

Ressam Ramiz bana fevkalâde güzel bir Rum makyajı yaptı. Çatık kaşlar, pos bıyıklar, didon sakal, ben oldum sözde Beyoğlu’nda çıkan ‘Proiya’ gazetesinin sahibi imtiyazı Mösyö Haralambidis. Biraz sonra Abdülbaki gelince kendisine, ‘Seni bir Rum gazeteci görmek istiyor’ dediler ve ben o kıyafetle Abdülbaki’nin yanına girdim. Ben fevkalâde güzel Rum taklidi yaparım. Rum taklidi yaparak, bunun tarz-ı kadim manzumelerinin her bir tanesini birer liradan Rumcaya koymaya karar verdiğimi söyledim. Mutabık kaldık. Ertesi gün manzumelerini alarak Proiya gazetesi idarehanesine gelmesi kararlaştırıldı. Zavallı Baki, ertesi gün Proiya’dan başlayarak bütün Rum gazetelerini dolaştı. Bir türlü matbaaya gelen adamı bulamadı.

 

Şaka ve taklitteki bu ilk muvaffakiyetinden cesaret alan Osman Cemal Kaygılı hızını alamaz ve ertesi gün ressam Ramiz’e giderek kendine bir kabadayı makyajı yaptırır. Bu seferki kurban Semih Lütfi Erciyas’tır. Semih Lütfi’dir çünkü onun çıkardığı Zümrüdüanka adlı dergide zamanın meşhur kabadayılarından birinin tevkifhaneye atılması üzerine çirkin bir karikatür yayınlanmış ve o kabadayı ile alay edilmiştir:

 

…sırtıma da bir kürk giydim. Bizim alt kattaki Zümrüdüanka idarehanesine indim. Semih Lütfi’yi çağırdım. Alt katta, ‘sen misin benimle alay eden herif!’ diye yakasına yapışmama Semih Lütfi şaşırdı, korkudan şair Necdet Rüştü’ye, ‘Koş bir polis çağır’ diye bağırdı. Fakat Necdet Rüştü dışarı koşarken ensesinden tutup, ‘Otur, kıpırdama!’ diye tehdit ederek bir tarafa fırlattım. Lakin bu aralık Zümrüdüanka’da musahhihlik yapan Lütfi isminde zayıf, çelimsiz ve askerden çıkma fakat gayet asabi, gözü pek birisi gelip de, ‘Sen kim oluyorsun be herif!’ diye yakamdan tutup elini tabancasına atınca bende de şafak attı, hemen bağırdım:

 

‘Şaka yapıyorum, benim, ben Osman Cemal, tanımadınız mı, şaka yahu!’

 

Bizim takma bıyıklara yapıştım. Kaşlarımı söktüm. Ortaya simam çıkınca üst kattakilerde bir kahkaha, alt kattakilerde bir şaşkınlık… Ve Lütfi’de de, ‘Tu Allah belanı versin be adam!…’ diye bir hayret nidası koptu.

 

İşte hem gülünç hem korkunç bir hatıra…

 

Osman Cemal Kaygılı, kendi tabiriyle gülünç/korkunç hatıradan epey korkmuş ve dersini almış olacak ki başka “azizlik”lerinden bahsetmiyor.

 

Osman Cemal Bey’in bu muzipliğini okuduğumda aklıma nedense her akşam başka bir televizyon kanalında arz-ı endam eden günümüz gazetecileri, akademisyenleri; genel tabirle ‘tartışmacılar’ geldi. Tartışma programlarında mevzu ne olursa olsun çıkıp konuşan, orada yer bulamamışsa sosyal medya üzerinden üstün fikirlerini bombardıman misali okurlarına ulaştırıp takipçilerini irşad eden tipler!

 

Gündem ne olursa olsun her mevzuda uzmanlıklarını esirgemeyen üstün insanlardan bahsediyoruz!

 

İşin gülünç tarafı, bunların ressam Ramiz gibilerine makyaj yaptırmalarına gerek yok. Olsa olsa kanalın makyözü alınlarına parlamasın diye fondöten sürüyordur.

 

İşin korkunç tarafı, “şaka yapıyorum, tanımadınız mı, şaka yahu!” demiyorlar, diyecek gibi de durmuyorlar.

 

Kim bilir belki de 2100 yılında bir araştırmacı çıkar ve bu tür programlardaki/tivitlerdeki muziplikleri (!) bir kitapta toplar.

 

O günleri göremeyecek olsak da şimdiden tavsiye edebiliriz:

 

Mizah türünden hoşlanan okurlara şayanı tavsiyedir.