Gün, o gün değil

21.04.2020

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi teziyle yola çıkan AK Parti (siz Sayın Erdoğan şeklinde de anlayabilirsiniz) diğer birçok konuda olduğu gibi bu iddiasından vazgeçmiş görünüyor. Hatta daha da ötesinde kendi iktidarı döneminde çıkardığı 5 Temmuz 2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu da yok saymaya varacak icraatlarda bulunabiliyor.

 

Mesela şu Koronayla mücadele konusunda bağış kampanyalarını ilk başlatan İstanbul ve Ankara belediyeleri olmuştu, ancak bu faaliyetleri yasaklandı ve haklarında soruşturma başlatıldı. Peki kanun ne diyor? Yukarıda zikrettiğim ilgili yasanın belediyelerin görev, yetki ve sorumluluklarını tayin eden 14. maddesinin a) fıkrasında ta’dat edilen işler arasında “sosyal yardım ve hizmetlerini ifa etmek” de yer alır. Aynı şekilde belediyelerin yetki ve imtiyazlarını belirleyen 15. Maddenin i) bendinde ise  “borç almak ve bağış kabul etmek” ifadesi açıkça durur.

 

Belediyelerin rutin işleri haline dönüşen hemşerilerine yönelik bu sosyal yardım ve destek faaliyetleri, kanunun yürürlüğe girdiği 15 yıl boyunca büyük şehirler ve özellikle İstanbul ve Ankara AK Partili belediyelerce yönetilirken hiçbir sıkıntı oluşturmamıştı. Peki neden geldiğimiz günde Sayın Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve diğer AK Partili yetkililer İstanbul ve Ankara belediyelerini başlattıkları Korona yardım kampanyaları nedeniyle “devlet içinde devlet” olmakla suçluyorlar? Mezkûr belediyelerin bu yardımları bir kampanya haline dönüştürmeleri durumunda ilgili valiliklerden izin alması gerektiği ve ancak bu izin için başvuruda bulunmadıkları ifade ediliyor. Şayet böyleyse bu da garip bir durum ve belediyeler neden müracaat şartını yerine getirmediklerini açıklamalılar. Böyle bile olsa (ki mesele bundan ibaretse ‘Yazın bir dilekçe, biz de izin verelim’ denmemesi çok garip) onların bu tavrı devlet içinde devlet olarak nitelendirilemez. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Sayın Mahir Ünal’ın Mersin Büyükşehir Belediyesinin İl Pandemi Kurulu kararları ve koordinasyonu dışında işgüzarca ekmek dağıtmasını “paralel yapı” biçiminde yorumlaması da yerinde olmamıştır. Sayın Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı süresince dönemin İstanbul Valiliği, hükümet bakan ve başbakanlarıyla yaşadığı yetki polemikleri hafızalardaki yerini halen korumaktadır. O vakitler bu tavırları nedeniyle Sayın Erdoğan’ı “devlet içinde devlet olmak veya paralel devlet yapısı kurmaya çalışmakla” itham etmek hiç kimsenin aklına gelmemişti.

 

Açıktır ki, yardım kampanyaları ve ekmek dağıtımının ötesinde, muhalefet partilerine bağlı belediyelere genel olarak diş bilenmesi gibi bir durumla karşı karşıyayız ve iş daha şimdiden “paralel devlet” ithamına kadar vardırılabilmişse önümüzde çok sıkıntılı bir süreç var demektir.

 

Sayın Cumhurbaşkanının geçtiğimiz günlerde sadece AK Partili belediye başkanlarıyla yaptığı bir toplantıda; “Hayırla yad edilmek için bugünleri fırsat bilip, milletimizin gönül kapılarının bize sonuna kadar açılmasını sağlamalıyız” şeklindeki sözlerine bakınca, sanırım asıl sıkıntının bu belediyelerin muhalif partilerce ve özellikle CHP  tarafından yönetilmesinden kaynaklandığı görülüyor. Yani AK Partili belediyeler milletin gönlünü kazanabilmek için belediye imkânlarını  -merkezi idareyi de arkalarına alarak- sonuna kadar kullanıp halka en iyi hizmetleri sunma yarışına girebilirler. Ancak yine halkın çoğunluğunun oyuyla iş başına gelen muhalefet partileri belediyelerinin böyle bir hakkı yoktur. Varsa bile alınacak idari kararlarla buna engel olabilmek için sonuna kadar mücadele edilir mealinde mi anlamalıyız yeni Türkiye Partili Başkanlık Sistemi yerel yönetimler politikalarını?

 

Şayet iş bu noktaya gelmişse, milletin enerjisini ve dikkatini boşa harcamaya gerek yoktur. Hazır Korona yeni fırsatlara da geniş imkanlar tanıyorken, toptan lağvedilsin belediye müessesi ve bu sıkıntı da ortadan kalksın. Valilikler ve kaymakamlıklar bünyesinde önceki nahiye müdürlükleri benzeri birimler oluşturulur, başlarına da AK Partili mevcut belediye başkanları, kaybedilen yerlerde de AK Partiden başkan adayı olmuş kişiler atanır ve böylelikle hakların zayi olmasının önüne de geçilmiş olur. Böylelikle bazı doğu illerinde yaşanan kayyum atama derdi de  kendiliğinden ortadan kalkar. Bence  pratik bir çözüm.

 

Şaka bir yana, AK Parti anlaşılan neden büyük şehirlerde kaybettiği dersine yeterince çalışmamış. Bu şekilde devam etmesi durumunda ise önümüzdeki diğer seçimlerde uğrayacağı kayıp muhtemelen çok daha ağır olacaktır. Dolayısıyla AK Partili dostlarımıza tavsiyemiz hikmet ve akl-ı selime dört elle yeniden sarılmayı denemeleridir. Ellerindeki iktidar gürzünü olur olmaz kullanarak, demokrasi ve hukukun esas ve usullerini zedeleyip tahrip edecek tutumlardan şiddetle kaçınmalarıdır. Ayrıca kendilerine yapılan en haklı eleştirilerde veya bizatihi kendilerinin en haklı oldukları durumlarda yada sıkıştıklarını düşündükleri her vaziyette; milletin bir kısmını hainlik, FETÖ’cülük veya bölücülükle yaftalayıp sindirmeye çalışmaktan vazgeçmelidirler, zira dışarıdan gerçek dışı, itici ve faydasız görünüyor.

 

Belediyelerin çeşitli imtiyazlara sahip resmi devlet kurumları oldukları, başkan ve yönetsel diğer organlarının özgür halk iradesiyle ya bağımsız ya da siyasi partilerden aday olanlar arasından seçilerek işbaşına geldikleri unutmamalıdır. Halkın memnuniyetine mazhar olurlarsa halk onları yeniden seçer, değilse görevlerine son verir. Bu bağlamda “biz çok daha iyi işler yapacaktık, ama hükümet devletin gücünü kullanarak bize engel oldu” yönünde sığınabilecekleri mazeretlere zemin hazırlamak veya elindeki güçlü medya aygıtıyla algısal linçler oluşturmaya çalışmak, kamuoyu vicdanında iktidarın daha çok mahkûm olmasından başka bir işe yaramaz.

 

Tüm yukarıda ifade ettiklerimle birlikte, Koronayla mücadele gibi hassas bir konuda alınacak tedbirlerin ve yapılacak yardım organizasyonlarının düzen ve yerindeliğini sağlayabilmek adına belediyeler de dahil olmak üzere devletin tüm kurumları ve akredite yardım kuruluşlarını kapsayacak şekilde ciddi bir koordinasyon merkezi fikrini desteklediğimi belirtmek istiyorum. Ancak bunun gerçekleşmesi için öncelikle iktidar kanadı olmak üzere her kesimin siyasi rant ve birbirini açığa düşürme yöneliminden sarf-ı nazar etmesi gerekiyor. Zira gün, o gün değildir…

 

Selam ve esenlikler