Hasan'ın söyleyemedikleri

14.01.2020

Andy Varhol'un kehanetini doğrularcasına çağımızın iletişim teknolojileri herkese birkaç dakikalık ünlü olma imkânı sunmaya devam ediyor.

 

Bu kez sıra Ankara'da mendil satarak hayatını idame ettirmeye çalışan Çankırılı Hasan'da idi.

 

Hasan viral olan videoda peçete satarak geçimini sağladığını, haftada bir gün otelde konaklayıp yıkanabildiğini şekva etmeden anlatıyor; haline şükrediyordu.

 

Hasan'ın tevekkülü herkesi şaşırttı, kimini düşündürdü, kimine "halimize bin şükür" dedirtti.

 

Fakat bu videoyu izleyip de paylaşanların ekseriyetinin bu kıssadan almadıkları bir hisse var.

 

Bu kıssadan beklenen hissenin alınamamasının kuzulara şah olan kurtun taksimi ile bir alakası yok.

 

Ama insanın insanın kurdu olması ile  doğrudan bir alakası var; kuzu ile ağlaşıp, kurt ile eğleşmemiz ile de.

 

Zira Hasan'ın durumu bizlere tevekkülden önce birçok başka sorumluluğu hatırlatmalı idi.

 

Çünkü bu din yoksullara tevekkül vaaz etmekten çok, yeryüzünün şımarık zenginlerini ihtar ediyor.

 

Zira yeryüzünü, ekini ve nesli ifsad eden Hasan gibi garip gureba değil; Hasan'ın tevekkülünü mızraklarının ucuna takanlar.

 

Marx tam da bu yüzden din için "halkın afyonu" tabirini kullanıyordu.

 

Afyon benzetmesi ile Marx uyutulmaktan çok uyuşturulmayı, yani halkın din ile acılarını dindirmesi olgusuna gönderme yapıyordu.

 

Üstelik bu tespiti yapan ilk kişi Marx değildi. Marx'dan binlerce yıl önce Mekkeli bir yetim de kalbine vahyolunan ilahi mesajla "Dikkat edin aldatan sizi din ile aldatmasın!" diyordu.

 

Hasan'ın söylediklerinde tevekküle gelene kadar, bu videoyu izleyen ve paylaşan hepimiz için düşünülecek, kritiği yapılacak pek çok nokta var.

 

Bu din Hasan gibi gurebaya tevekkülden önce, mülk sahiplerine sorumluluk yüklüyor. 

 

Nasıl mı?

 

Kendilerine mallarını ne kadarını karşılıksız verelim (infak) diye soranlara, "ihtiyaçtan fazlasını" cevabını vererek. (Bakara 219)

 

Yetime, yoksula yolda kalmışa "bir zahmet yardım edin", lutufta bulunun değil, üzerine basa basa "haklarını verin" diyerek.

(Rum suresi 38. ayet)

 

Niçin mal ve mülkünüzü emriniz altındaki, firmanızdaki daha kötü durumda olanlarla paylaşıp, onları da sizlerle eşit duruma getirmiyorsunuz uyarısını (Nahl 71) mıh gibi zihinlere çakarak.

 

Hasan'ın garipliği bir seyirlik metaya dönüştürüp onun tevekkülünü takdirden önce, Hasan'ı bu koşullarda yaşamaya mecbur eden beşeri düzenimizi, inançtaki samimiyetimizi tekdir etmeli; halimize şükürden ziyade, rabbimizin bir an evvel halimizi düzeltmesi için niyaz etmeli idik.

 

Kalabalıktan bir ses duyuyorum...

 

"Ebuzerleşmeyelim lütfen..."