HDP operasyonu ölü doğdu

27.09.2020

Son HDP operasyonunun olası amaçlarına baktığımız zaman, bu operasyonun biricik hedefinin muhalefet olduğu kolayca söylenebilir. Daha doğrusu, muhalefet saflarında belirgin hale gelmeye başlayan birlik çabalarını baltalamak olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu operasyon bu çabaları sürdürülemez hale getirmek için tasarlandı. Suç altı yıl önce işlenmiş olsa bile önemli değildi. Nihayet bir katliam yapılmıştı ve sonuçta 52 insan ölmüştü. Bu seçim hem terörist yaftasına hakikilik kazandıracak hem de katliamcı bir zihniyet teşhir edilerek, deyim uygunsa intikam alınacaktı. Ne de olsa muhafazakâr kesim terör ve katliam kavramlarını sorgusuz kabul edecek ve muhalefet partileri de suçlama bu olduğu için mecburen suskun kalacaktı. Dolayısıyla sesini çıkaran herhangi bir muhalefet partisi kolayca terör yandaşı ve katliam yardakçısı olarak suçlanacaktı. 

 

Senaryo neredeyse kusursuz kurgulandı. Ama bir şey unutuldu. İktidarın inandırıcılığı. Hiç kimse kusura bakmasın, son dönemlerde iktidar hukuku o kadar keyfice kullandı ki, artık yaptığı ve söylediği hiçbir şeyin ikna gücü kalmamıştı. 

 

Nitekim operasyon haberi sosyal medyaya düştüğünde, hemen herkes çok ciddi tepki gösterdi. Bu tepkilerin en dikkat çekeniyse, CHP, Gelecek Partisi ve Deva Partisinden gelen tepkilerdi. Her üç partinin, bir biçimde HDP Genel Başkanı Mithat Sancar’a ulaşıp desteklerini ifade etmeleri, daha ilk anda operasyonun ölü doğmuş bir plana dönüşmesini sağladı. 

 

Operasyon mevcut iktidarın, iktidarda kalma manevralarının tipik bir örneğidir. Dolayısıyla yeni bir şey değildir ve yeni bir gündem de oluşturmuyor. Bu operasyon, iktidarın en fazla yatırım yaptığı en fazla önemsediği ve varlığını ona bağladığı siyasetlerinden biridir. Son İstanbul seçimleri gösterdi ki, Kürtlerin tercihi artık iktidar belirlemeye yetiyor. İttifaklar arasında bölüştürülmüş Türkiye siyasetinde Kürtler, sırf bu yüzden merkez belirleyici bir aktör oldular.  

 

İyi Parti’yi bir tarafa bırakırsak, CHP, Gelecek Partisi, Deva Partisi, Saadet Partisi ve HDP arasında varılacak bir seçim mutabakatı, Ak Parti’nin yeniden iktidar olma şansını ortadan kaldırabilir nitelikte görünüyor. Son operasyon, söz konusu muhtemel mutabakatı imkânsız hale getirmek için kurgulandı. 

 

Ama her dört partinin cesur çıkışı, bu planı işlevsizleştirdi. Son dönemler de Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden HDP siyasetine yaptığı etkiler de iktidarı tedirgin etmiş olabilir. Özellikle İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e dönük iyi niyet girişimi, büyük cesaret isteyen bir davranıştı. Ama Demirtaş, bu riski göze alıp, iktidarın İyi Parti’yi etkileme girişimlerine bir tür barikat kurdu. Teorik olarak İyi Parti ve HDP’nin yan yana gelme potansiyeline işaret etti. 

 

Belki de son HDP operasyonu, bu atmosferi dağıtmaya dönük bir stratejidir. Ama neden ne olursa olsun, cumhur ittifakı, bugün bu koşullarda, tek başına iktidarda kalmayı garantileyemiyor. Dolayısıyla muhalefete bir operasyon çekmek neredeyse kaçınılmaz hale gelen bir mecburiyet oluyor. Muhalefeti bölmeden iktidarda kalmak artık bir hayal. Ve muhalefetin en zayıf halkası da HDP. Daha doğrusu en maliyetsiz halkası HDP’dir. HDP’yi hırpaladığınızda sizden hesap soran birileri öne çıkmaz. 

 

HDP’nin muhalefetle irtibatı koparmak, HDP’yi yalnızlaştırmak, HDP’yi korkutup sindirmek, HDP’nin yanlış siyasetler izleyip, şiddet siyasetine teslim olmasını sağlamak ya da HDP’nin öfkelenerek seçimleri boykot etmesini sağlamak. Bu büyük tuzağa tekrar düşmek gerekmiyor.