Her insan duasının peşinden koşar

14.01.2020

Ankara Ekspresi “vira bismillah” diyerek yola çıkıyor.

 

Hakan Albayrak kardeşimin gayretleriyle oluştu Ankara Ekspresi. Sivil düşünce ve eylem dünyasının bazı değerli simalarını da biraraya topladı.

 

Kimisiyle Gelecek Partisi’nde de aynı kaderi paylaşmaktayız.

 

Partinin kuruluşuyla web sitesinin doğuşunun aynı tarihlere denk gelmesi güzel bir tevafuk oldu. Oradaki motivasyon ve heyecan burayı, burası orayı besler diye ümit etmekteyim.

 

Düşünceler/fikirler önemli. Nice siyasi oluşumlar, sivil toplum örgütleri, devletler fikirler/düşüncelerden ilhamla kurulmakta, hatta dağılmakta. Düşüncenin değeri, eylemin de niteliğini belirliyor hiç şüphesiz. İnşallah bu fikir platformu da -ülkeye ve ülke insanına hizmette gayret eden diğer pekçoğu gibi- üzerine aldığı sorumluluğun farkındalığı içinde yol alır ve uzun soluklu olur.

 

Gelecek Partisi’nin hem İnsan Hakları Başkanlığı’nda, hem de Adalet Politikaları İzleme Kurulu’nda görev almış bulunmaktayım. Bu sorumlulukların getireceği yüklerin farkındayım. Yazarlığı bu platformda sürdürecek diğer görevli arkadaşlarımız da öyle. Bu hem düşünce hem de fiiliyatta ciddi bir mesai anlamına gelmekte. Kurullarımızın yüklediği sorumluluk alanlarına baktığımızda ciddi bir ders yüküyle de karşı karşıya olduğumuzun bilincindeyiz. Evet dersimize durmak yorulmak bilmeksizin biteviye çalışmak zorundayız. Sonu da yok. Zira dersimiz Türkiye’nin, Türkiye insanının sorunları. Daha da genişletmek istersek İslam ümmetinin ve insanlık ailesinin.   

  

Ülke, yeni bir sürecin içinden geçiyor. Daha doğrusu zaten birkaç yıldır kendi “yeni” sürecinin içindeydi aslında; yani süreç devam ediyor. Ama düzeleceğine dair umutları bir bir soldurarak. Sorunlar yumağı büyüyor ve alan genişletiyor. Normal de. Zaten hepsi birbirine bağlı. Adalet, hukuk ve güvenlik ortamı olmadan ekonomi gibi diğer üst yapı kurumları da maalesef dengesini bulamıyor. Yukarıdan aşağıya “ol” deyince olmuyor. Herşeyin kuralı, nizamı, kendi içinde ve zincirleme diğer alanlara bağlı yasaları var. Bu yasaların hemen tamamı insanlık tecrübelerini içrek. “İdeolojim/dünya görüşüm gereği böyle olmasını murad ediyorum” dediğinizde de düşünceniz başka birikimlerle karşılaştırmalı test edilmeden tek başına bir anlam taşımıyor. Niyetiniz halis, tertemiz olsa bile, gerçeklerin kendi doğası, pekçok farklı alanın etkileşim içindeki geniş çeperi kendi yasalarını dayatıyor. Kendi düşüncelerinizi, tecrübe ve birikimlerinizi karşılaştırmalı bir sınamaya tabi kılmaktan beri durduğunuzda sadra şifa bir netice almanız mümkün olmuyor.

 

Tıpkı mesela “düş ey faiz!” dediğinizde bunun iyi niyetli bir niyaz olması dışında, niyazın hakiki yasalarını bile yerine getirmeyen bir hamasete maruz kaldığı için karşılığını beklemenin beyhude olması örneğindeki gibi.

 

Kitab-ı Mübin “Herkes için emeğinin karşılığı” olduğundan bahseder. Dolayısıyla emek başta gelir, devamı neye ve nasıl emek harcadığınızın konusudur. Sırf içinde “emek” kelimesi geçtiğinden ötürü salt iktisadın alanını ilgilendiren bir konudan bahsedildiği vehmine kapılmamak gerekir. Hoş, iktisadın da zaten salt kendi başına at koşturduğu bir alanı da yoktur ya. Demiştik ya, tümü birbirine bağlı. Öyleyse, “İşler böyle de yürür nasılsa” vehmiyle bir alanda oluşturduğunuz kuralsızlık, bir süre sonra tüm alanları kapsar. Hatta kuralsızlığın kendisi kural haline gelir.

 

Tıpkı mesela “Benim adalet anlayışım bu!” demekle adaleti ikame etmenin mümkün olmaması gibi. Çünkü adaletin de yasaları var. Onlar da insanlık tecrübesine içrek.

 

“Benim için önce güvenlik” dedikten sonra evrensel hukuk normlarıyla sürekli didişen bir anlayışın adalet sözcüğünü terennüm etmesi ya da daha da coşup “Bize Ömer’ler lazım” diye haykırması, ne niyaz hükmüne geçer ne de rasyonel yasalardan geçer not alır. Ömer olmanın da, O’nun gibi düşünüp eylemenin de -vahyin terbiyesiyle içiçe- bir tecrübi ve evrensel değerlerle malul süreç olduğunu ıskalamamak gerekir.

 

Yıllar önce sosyal medya sayfamıza şöyle bir cümle iliştirmiştik: “Hz. Ömer’in Adaleti Bir Reel Politik idi” Evet, “reel politik” kavramı soğuk, irkiltici, vicdandan uzak, pragmatik çağrışımlar yaptırmasının yanında “gerçekler hayallerinizdeki gibi değildir, neyi ne kadar değiştirebileceğiniz ve uygulayabileceğinizin sınırlarını reel politik dengeler belirler” tarzı zihinlerimize kazınmıştı. Bir iyi, güzel, doğru, adil idealler vardır bir de reel politik! Yani bir gerçekler dünyası vardı, bir de bizim gibi olanların gerçekleşme imkanı olmasa da hayallerindeki idealler dünyası.

 

Oysa, herşey değiştiği gibi “gerçekler dünyası” dediğimiz ve sanki değişmeyen tabusal bir alanmış gibi algıladığımız şeyin kendisi de her an değişim içerisinde. Önemli olan bu değişimin hangi irade, felsefe ve niyetle gerçekleştiğini görebilmek. İşte Hz. Ömer de elindeki gücü ve hikmeti adaleti ikame etmeye harcadığında ve toplumsal yapı da kendisini buna adapte etmeye çalıştığında dengeler bu minval üzere değişir, etkili olur, çünkü toplum da böyle bir ortamda yaşamak isterdi. E toplum da isteyince, engelleyici güçler de zayıf olunca, bir de bu politikanın nice nice getiriler sağladığı da görülünce buyurun size Reel Politik Adalet!

 

E Ömer(ra) döneminde oluyor da bugün niye olmasın…Meselenin tek tek Ömer’ler değil, Ömer’leri yetiştiren ortamın gelişimi için bir ıslah çabası olduğu kavrandıktan sonra!

 

Evet, her işin başı ADALET. Adil olmak da hiç ama hiç kolay değil. Herşeyi yerli yerine koymak, olması gerektiği alana hasretmek keşke sadece yargının ve hukukçunun (ya da fıkıhçının) konusu olabilseydi ama öyle değil. Adil olabilmek için de bilgi, tecrübe, vizyon, feraset, basiret, istişare ve emek gerekiyor! Hasılı hikmet konusunda ğani olabilmek. Takvaya en yakın olan da bu değil mi? (Maide 8)

 

***

 

Ez cümle, Türkiye yeni bir kriz ve kırılma anından geçiyor. Siyaset ve toplumun ihtiyacı olan yeni düşüncelerle birlikte, yeni oluşumlar da, partiler de işte bu yüzden neşvü nema buluyor. İçeriği, niteliği, amaçları vs. tartışabiliriz, tartışacağız da, lakin öncelikle bu sürecin birilerinin sürekli iddia etmeye çalıştığı gibi “sunilik, gayrı doğallık, proje olmaklık”tan öte, ihtiyaçlarımıza binaen geliştiği üzerinde anlaşmamız gerek. Bu aklî selim ortamını sağlayana dek de inatla hem algılarla mücadele, hem de devam edegelen sorunlara sahici çözümler sunabilmek için rasyonel bir gayret içerisinde olma süreci atbaşı gitmek zorunda.

 

Hasbihal etmek istediğimiz konu çok.

 

Niçin biraraya geldik, nasıl bir motivasyon içerisindeyiz?..

 

Nasıl bir ahlaki-rasyonel muhalefet tarzı güdüyoruz? Ne tür bir dil ve retorik içinde olunmalı?..

 

Adalet ve İnsan Hakları konularında hakkaniyetli duruş nasıl olmalı ve devam eden sorunlarla ilgili tavrımızın niteliği…

 

Birarada yaşamın asgari müşterekleri ve üst normlar…konuları ve dahasına ilişkin konuşmak, tartışmak, konuşmak ve tartışabilmek için “tanışma”nın önemi…

 

Yol uzun ve dahi ince…Rabbim yolunda ayaklarımızı sabit kılsın.

 

Niyetlerimiz kalplerimizdeki niyazlarımız. Malum, niyazın hakiki olanı dilde söylenenden öte kalpte taşınandır.

 

Bazen unutuluyor, ben bir kez daha hepimiz adına şuracığa notu bırakıvereyim: “Her insan duasının peşinden koşar!”