Hukuksuz sahiplenmenin acı bir sonucu olarak kadın cinayetleri

22.07.2020

Neresinden başlasam bilemiyorum. Erkek egemen bir toplum olmak, her yeni gün duyduğumuz kadın canına kastetmenin manyaklığını meşrulaştıran bir durum mudur?

 

“Boşandığı karısını çocuklarının gözü önünde öldürdü… Kendisinden ayrılmak isteyen kız arkadaşını acımasızca katletti… Yeniden birlikte olma teklifini reddeden sevgilisini varilde yaktıktan sonra üstüne beton döküp gömdü.…  Sokakta bir erkekle gördüğü kız kardeşine kurşunlar yağdırdı… Eski karısını ve yeni evlendiği kocasını tartışma esnasında defalarca bıçakladı… Öfkesine hakim olamayan genç adam, eski nişanlısını yolun ortasında feci şekilde dövdü…  ‘’

 

Nereye bu gidiş? Nasıl bir tanımsızlıktır bu? Evlilik bir sözleşmedir, devam ettiği sürece tarafların aralarındaki ünsiyet, sevgi, sadakat ve varsa çocuklar bağıyla yücelmesi beklenen kutsal bir ittifaktır. Hem hukuk, hem de toplumsal kabul nezdinde. Bazen olmaz, yürümez, tutmaz ve her zaman arzulandığı sonuçlara erişmez. Bu nedenle tüm dünyada geniş müktesebatı haiz bir boşanma hukuku vardır. Uzun yıllar boyu son derece mutlu yaşamlar sürdürmüş çiftler gün gelir aralarını açan bazı gerekçelerle ayrılmayı isteyebilirler. Ya da bir taraf aşırı derecede diler, diğer taraf bu fikre hararetle karşı koyabilir.. Ama mahkemeler, aralarında oluşan nizaları çözmek için vardırlar ve çözerler. Problem, insanımızın hukuka bakışıyla ilgilidir esasen.

 

Bir mahkeme boşanma kararı vermişse, çiftlerin aralarındaki hukuki bağ bitmiştir artık. Evlenmeden önce neyseler artık o durumdadırlar, kimse kimsenin hayatına müdahale edemez. Teori budur da, arada çocuklar varsa iş başka bir duruma dönüşüyor işte. Bazı kadınlar velayetlerini aldıkları çocuklarına rağmen yeni bir adamla başka gelecek perspektiflerine girişebiliyor, evlenebiliyorlar. Bunda ne ahlaki ne de hukuksal bir problem yoktur ve bu durumu idrak etmiş birçok aile de vardır aslında. Ama maalesef bizim bazı erkek adamlarımız her ne kadar ilgili eski aileleriyle tüm hukuksal bağları kesilmiş olsa da bunu tek taraflı bir ‘’ar, namus ve kişilik’’ davasına dönüştürerek ve kafalarında büyüterek her gün duyduğumuz acı hadiselere neden olabiliyorlar.

 

Bu tip faciaları kabul etmemiz mümkün değildir ve engellenmesi adına her türlü adımın atılması millet olarak temel beklentilerimizin en başında gelir.

 

İyi de, aralarında hiç bir hukuki bağ olmadığı halde, en baharlarında gencecik kız çocuklarının yaşamla bağını kesen insanlıkla alakası kalmamış pisliklere ne demeli? Siz kimsiniz ki bir başka insanın iradesini esir almak istiyorsunuz? Hastalıklı aklınız size nasıl bir vehimde bulunuyor ki, ya benimsin ya da kara toprağın alçakça mantığıyla Allah’ın gariban kullarını mezara gönderebiliyorsunuz?

 

Vallahi öfkem ve utancım sonsuz!

 

Ailevi ve genel eğitim sisteminde bu konu acilen ele alınmalı ve tüm kesimler ciddi manada bilinçlendirilmelidir. Yazıktır ya, Pınar Gültekin kızımız böylesi bir ölümü hak edebilir mi?

 

Bunların hepsi genel ahlak ve hukuk bilinci yoksunluğundan…

 

Çok üzgünüm…