Hukuku savunmak ve BERZUAR KEÇİSİ hikayesi

25.12.2020

Güvenin kıymetini bilmek, çok kıymetli bir insani meziyettir. Söze ve yazıya sadık kalmaktır, güven.  Bir tür her emanetin muhafızı olmak demektir. Güvenin değerini bilmek, ötekilerin ihtiyaçlarına karşı benzersiz şekilde açık olmak ve bir tür egodan arındırılmış bensizlik hali içinde olmak anlamına da gelir. Bu durum sevgiye çok benzer ve sevgiye en yakın kavramdır. Kişisel çıkar ve kişisel yargıların tam zıddı bir duruş ve niteliktir. Ötekilerin durumunu olduğu gibi görmeye çalışmanın en nesnel zemini ve cidden tarafsız olabilmenin en derin sınırıdır; güvenilir olmak ve öyle durmak herkesin, yabancıların bile, ihtiyaçlarını samimice umursuyor olmak demektir. 

 

Ulusların, devletlerin ve bireylerin, tepeden tırnağa karşılıklı bağımlılık içinde olduğu günümüz dünyasında güvenin kıymetini bilmek ya da diğer ifadeyle güvenilir olmak her şeyden önce, hem bir hukuk içinde olmak ve o hukuku da herkes için, ne pahasına olursa olsun, savunmak manasına gelir. Karşılıklı bağımlılık içinde olduğumuz bu dünyada, güven ve dolayısıyla güveni en yüksek seviyede temsil eden hukuka bağlı kalmadan, evden dışarıya bir adım bile atamayız. 

 

Size basit bir zihin eksersizi öneriyorum; uçak mühendisliğine güvenmeden ve uçuş hukukuna riayet etmeden kimin uçağa binebileceğine dair fikir jimnastiği yapalım. Yanıt bellidir. Hiç kimse. Aynı şeyi telefon teknolojisi için de yapabiliriz. Söz gelimi her aradığımız numara, yanlış yere yönlendiriliyor olsun. Bu durumda iletişim için kim telefonu kullanmak istesin ki?  

 

Uçak teknolojisi ve hukukuna güvendiğimiz için uçak kullanmaktan korkmayız ve belki de seyahat vasıtaları arasında en çok uçağı güvenilir buluruz. Aynı şey telefon için de geçerli; çünkü şu ana kadar tuşlarına bastığımız her numara bizi doğru kişiye bağladı. O nedenle de telefon kullanmaya devam ediyoruz ve elimizden geldiğince de onu daha akıllı bir teknolojiyle donatmaya çalışıyoruz. 

 

Bildiğim kadarıyla ne uçak teknolojisini de telefon teknolojisini, yerli ve milli birileri icat etmedi. Ama durum buyken, bunu bir sorun haline getirmiyoruz. Kullanmaya devam ediyoruz. 

 

Peki evrensel hukuk ile ilişkimiz neden bu kadar sorunlu? İş evrensel hukuk kurallarına gelince neden yan çiziyor ve bildiğimizi okuyoruz? Mesela AİHM karaları neden uygulanmıyor?  AHİM gizli kapaklı bir yer değil ki? AHİM’de duruşmalar açık yapılır ve hiçbir tarafın savunma hakkına zeval getirilmez. 

Madem bu kadar haklıyız ve gerçek evrensel hukuku temsil ediyoruz, AHİM’in kararları bizi bağlamaz demek yerine, haklı kararlarımızı, haklı delileriyle birlikte AHİM salonlarında herkesin yüzüne haykırarak neden ispat etmiyoruz? Hiç kimse AHİM ispat etme hakkımız gasp ediyor diyemez. Çünkü, yok böyle bir şey. 

 

Ama anlaşılan AHİM kararları bizi bağlamaz diyoruz ve fakat Trump kararlarına riayet ediyoruz. “Bu can bu bedendeyken bu papaz hiçbir yere gidemez”  diyorduk, papaz gitti. 

 

Eğer bir hukuk devletiysek, hukuka bağlı bir devlet olmak zorundayız. Aksi halde bir hukuk devleti olmayız. Hukuk devleti, en çok sözleşmelerle bağlı olduğu uluslararası hukuku dikkate alan devlet demektir. Anayasanın 90. maddesi açıkça uluslararası sözleşmeler iç hukuktan üstündür diyor. Bunun anlamı şudur; uluslararası sözleşmeler bir bakıma anayasal kararlardır. Bunun da anlamı şudur; uluslararası sözleşmelere riayet etmemek, anayasal hükümlere riayet etmemek demektir. 

 

Yani AHİM Kararlarının gereklerini yerine getirmemek, anayasal suç işlemek demektir. 

 

Belki birilerinin zihni açılır diye, kısadan hisse, küçük bir hikaye: 

 

Bezuar Keçisi dimdik, duvar gibi kayalara tırmanabilen bir keçi türüdür. Tırnak altlarının pürüzlü olması ve ayaklarının altındaki yumuşak yastıklar bu canlıların çevik hareketlerini kolaylaştırır. 

 

BERZUAR KEÇİSİ VE SÜTLEĞEN BİTKİSİ 

 

Yılan ısırdığında Berzuar Keçisi, yüzlerce bitkinin içinden bu bitkiyi gider bulur ve bu bitkiyi yer. 

 

Sütleğen Bitkisinin içindeki sıvıda ÖFORBAN Maddesi vardır. Bu madde kana karışınca kandaki yılan zehrini etkisiz hale getirir. 

 

İlginç olan, keçinin sütleğen bitkisini günlük otlamalarında asla yememesi. Sadece yılan ısırdığında yemesidir.

 

Keçi, kendini tedavi etmeyi biliyor.