Irkçılığın öznesiyle mi ilgileniyoruz, yüklemiyle mi?

10.12.2020

PSG-Başakşehir maçında 4.hakemin Başakşehir’in yardımcı antrenörü Webo’ya karşı sarfettiği “zenci/negro” ifadeleri, son derece ırkçı, ayrımcı, ötekileştirici ifadelerdi. Müsabakanın uluslararası bir müsabaka olması ve Avrupa’nın göbeği Paris’te ifa ediliyor olması tüm dünyanın dikkatinin buraya çekilmesine sebep oldu.

 

Bir çok futbol klübü olayı kınayan paylaşımlar yaptı. Dünyaca ünlü futbolcular, sosyal medya hesaplarından Webo’ya destek mesajı paylaştı.

 

Türkiye de bu ırkçılığa karşı duruşta başarılı bir sınav verdi.

 

Sağcısından solcusuna, gencinden yaşlısına, Türk’ünden Kürd’üne, her ideolojiden, her renkten insan ortak bir noktada buluşup “ırkçılığa” karşı tavır gösterdi.

 

Bunlar hem dünya için hem de ülkemiz için gerçekten gurur verici hareketlerdi.

 

Fakat ‘PSG-Başakşehir maçındaki “ırkçılığa” karşı birleşmeyi “ülkemiz içindeki ırkçılıklara” karşı neden sağlayamıyoruz’ sorusu önümüzde duruyor.

 

Acaba biz “ırkçılığa” mı karşıyız? Yoksa “ırkçılık yapan kişiye” mi?

 

Bizim için “eylemin kendisi” mi önemli? Yoksa “eylemin öznesi” mi?

 

Irkçılığın “kendisine” mi karşıyız? Irkçılık yapanın “kimliğine” mi?

 

Türkiye içindeki ırkçı/ayrıştırıcı söz ve fillere karşı gösterilen cılız tepkilere ve birliğin sağlanamamasına baktığımızda ikinci şıkları tercih ettiğimiz görülüyor!

 

Çoğu zaman Türkiye’de yaşayan Suriyelilere, Romanlara, Kürdlere, Araplara, Ermenilere karşı yapılan ırkçı/ayrıştırıcı fiillere karşı PSG-Başakşehir maçının 4. hakemine karşı gösterdiğimiz tepkinin çeyreği kadar tepki göstermiyor, birlik olamıyoruz.

 

Seçim dönemlerinde siyasiler, rakiplerinin kanı, doğum yeri, mezhep ve etnik kimliği üzerinden siyaset yapabiliyor, aşağılayabiliyor ve bunu bir koz olarak kullanabiliyor.

 

Zamanında MHP lideri Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın etnik kimliğine karşı kürsülerden, miting meydanlarından kırıcı sözler sarfetmedi mi?

 

Ekrem İmamoğlu’na “Ekremdupolos” yakıştırması yapılmadı mı?

 

Daha bugün bile Bahçeli ve kurmayları, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’na günde üç öğün “Serok Ahmet” diyerek güya onun şahsında 35 Milyon kürdü Küçük düşürmeye çalışmıyor mu? Kürdlerin ana sütü gibi helal diliyle dalga geçmiyor mu?

 

Kaç mevsimlik işçi, Batı’da sırf Kürd olduğu için ayrımcılığa maruz kaldı lütfen söyler misiniz bayım?

 

Ya Amedspor’un yıllardır deplasman maçlarında başına gelenler?

 

Onların oynadıkları da bir futbol müsabakası değil miydi? Maruz kaldıkları “ırkçı saldırı” değil miydi?

 

Söyler misiniz, kaç kişi Amedspor ile empati kurabildi? Kaç kişi bu ırkçılığa karşı birleşti? Kaç kişi tepki gösterdi?

 

Kürtçe konuştuğu için komaya sokulan, parklarda baba-evlat birlikte katledilen insanlara karşı sosyal medyada kaç twit atıldı?

 

Siyahi olduğu için ayrımcılığa maruz kalan Webo’ya gösterilen tepkinin kaçı, katil Esed’in varil bombalarından canını kurtarmak için Türkiye’ye sığınan mazlum Suriyelilere yapılan ırkçılığa karşı gösterildi?

 

Bu ülkenin vatandaşı Ermeniler, Kürdler, Araplar, Romenler...

 

Ve tüm “ötekiler”....

 

Onların, Webo kadar değeri yok mu?

 

Başkalarına gösterilmesi gereken hassasiyet, “kardeş” dediklerimize karşı neden gösterilemiyor?

 

“Beyazın siyah olana, siyahın beyaz olana hiç bir üstülüğü yoktur” ifadesini nasıl anlıyoruz biz?

 

İçselleştirebildik mi acaba bunu? Buradaki “kutsal manayı” idrak edebildik mi?

 

Resulullah’ın Veda Hutbesi’nde verdiği evrensel kuralları genelleştirerek yaşam tarzı haline mi getirdik? Yoksa subjeklifleştirip, “işimize geldiği gibi” mi kullandık?

 

Karabağ sorunu ile başlayan savaşta, Ermenilere karşı “genelleştirici hakaretler” yağdırırken kaçımız “bir dakika, bu ülkede Ermeni vatandaşlarımız da var. Kırıcı ifadeler kullanmamalı, onları kırmamalıyız” diyebildi?

 

Suriye’deki iç savaş ile ilgili ya da Irak Kürdistanı ile ilgili meselelerde Kürdlere karşı yapılan toptancı hakaret ve küçük düşürücü ifadeler kullanılırken kaçımız “bir dakika! Bu ülkede 35 Milyon Kürt var, kullandığımız dile dikkat edelim” diyebildi?

 

Barzani’yi her gün aşağılayanlar, bu ülkede Barzani’nin etnikdaşı 35 Milyon insanın yaşadığı gerçeğini neden hep göz ardı etti?

 

Sorunumuz aslında belli!

 

Başkasına iğneyi batırmak bizim milli sporumuz!

 

Canımız çok tatlı!

 

Çuvaldızı kendimize batırıp canımızı zerre kadar yakmak istemiyoruz.

 

Irkçılık yapan kişinin “kimliği” bizim için daha önemli.

 

İlgimizi çeken hep “özne” maalesef!

 

Irkçılığa maruz kalma eylemi çok ilgi çekici değil.

 

Tepki göstermeden önce aradığımız soru, ırkçılığı “kimin” yaptığı ya da ırkçılığın “kime” yapıldığı?

 

Bizi harekete geçiren ya da geçirmeyen asıl motivasyon kaynağı bu iki sorunun cevabı!

 

Bu bizi “ırkçılık karşıtı bir hümanist” yapmaya yetmiyor!

 

Eğer kendi ten ve rengimizden birisine yapılan insan hakları ihlallerine, ırkçı saldırılara ve ayrıştırıcı muamelelere karşı yüksek desibelli ses çıkartıp, kendi ten ve rengimizden olmayanlara karşı cılız bir ses çıkartmayı ya da hiç ses çıkartmamayı tercih ediyorsak bu da bizi “ırkçılık karşıtı bir hümanist” ya da “demokrat” yapmaya yetmez.

 

Eğer beyazsan, beyazlara karşı yapılan ayrımcılıklara karşı gösterdiğin tepki kadar değil, siyahilerin maruz kaldığı ayrımcılıklara karşı gösterdiğin tepki kadar ırkçılık karşıtı demokratsın!

 

Türksen, en az Türkleri sahiplendiğin kadar, Kürtleri, Suriyelileri, Romanları, Çerkesleri, Lazları, Ermenileri ve bütün ötekileri sahiplenebiliyorsan, bu konuda “adil” olabiliyorsan eğer “ben ırkçılık karşıtıyım” diyebilirsin.

 

Yoksa diyemezsin!

 

Irkçılığı kimin yaptığına ya da kime yapıldığına bakıyorsan diyemezsin.

 

Irkçılığı senin etnisitenden, dindaşından, renginden, dilinden ve teninden birisi yaptığında susuyor, sen ve senin gibilere yapıldığında tepki gösteriyorsan diyemezsin.

 

Diyemezsin çünkü sen de bir ırkçısın...

 

Üzgünüm!