Kafamızın çalışma biçimi bize kaybettiriyor

04.12.2020

Artık bunu biliyoruz. Halkın gururunu okşayan veya sinirlerini zıplatan bir çıkış beklenmedik bir yerden geliyorsa en azından ceplerimizi kontrol etmemiz gerekiyor. Ya cebimizi boşaltacaklar ya da canımızı yakacaklar.

 

Birinci cihan harbinin hazırlık turları kapsamında Alman kralından dinimize, peygamber efendimize yönelik övgüler peş peşe gelmeye başlamıştı. Ulema kitaplar yazıyor, aydınlar makaleler döşüyor, Alman kralının gizli Müslüman olduğu söylentisi kulaktan kulağa yayılıyordu. Biz dinimize ve peygamberimize yönelik bu övgünün hem de Hristiyan bir ülkenin kralından gelmesinin etkisinde kendimizden geçmişken kaşla göz arasında “mübarek” Almanya’nın yanında savaşa girmiş, neyimiz var neyimiz yok kaybetmiştik. Hala dövünüyoruz.

 

Savaşın bitmeye yüz tuttuğu günlerde bu sefer tersinden bir söylem dillendirilmişti galip devletler, özellikle İngiliz cephesinden. Anglikan kilisesi Peygamberimizin evlilikleri, savaşları, İslam şeriatının hükümlerini yoğun bir tahkire tabi tutan açıklamalar yapmıştı. Bütün ulema harıl harıl reddiyeler yazıyor, iddiaları çürütmeye çalışıyordu. O sırada payitaht İstanbul işgal edilmiş kimse oralı olacak durumda değildi.

 

Övenler de sövenler de bizim kafamızın çalışma biçimini keşfetmişlerdi.

 

Devlet ve yönetim nezdinde kutsalların önceliği, önem sırası değişse de bu karakterimizin değişmediğini bildikleri için yabancı diplomatlar birbirlerine “Türklerle karlı bir anlaşma yapmak istiyorsanız, Atatürk, boğaz, lokum, rakı, şiş kebabı övün” diye tavsiyelerde bulunuyorlarmış son zamanlara kadar. Sistem değişse de huy değişmez çünkü.

 

Bir akademisyenin üslupsuzluğu ve müsteşrikzede eğitim sisteminin etkisiyle çok önceleri yaptığı yersiz, haksız, mesnetsiz konuşması tam da bugünlerde sosyal medyaya düşürülünce genel karakterimizin bendeki bir yansıması olarak haklı olarak sinirlerim zıpladı. Şöyle ağır bir cevap vermek geçti içimden. Ancak kafamızın çalışma biçimini bizden iyi bilen odakların bir müdahalesi olma ihtimali aklıma gelince sustum.

 

Tarih boyunca suikastlerin eksik olmadığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Güçlü devletler bölgemizde istediklerini yaptırmak için her zaman terör gruplarını, tetikçileri kullanmışlardır. Ama bugünlerde artık bizzat devletler suikastler gerçekleştiriyor ve bunu söylemekten de imtina etmiyorlar. Amerika’nın İranlı general Kasım Süleymani’ye suikast düzenlemesi mesela. Son günlerde İsrail’in biraz dolambaçlı da olsa üstlendiği bir suikastle çalkalanıyor bölgemiz. İranlı nükleer bilimci Fahrizade’nin öldürülmesi. Bu yeni bir süreçtir. Güçlü devletler gelişmesini istemedikleri devletlerin uzmanlarını ortadan kaldırmayı bir yöntem olarak benimsemiş gibiler.

 

Üslupsuz akademisyenin bu sözlerinin üzerinden aylar, belki yıllar geçtikten sonra tam da bugünlerde sızdırılmasının zamanlaması bu açıdan önemlidir.

 

Aman dikkat! Biz “Kur’an’ı savunma”ya yoğunlaşmışken bizi soyup soğana çevirebilirler ya da canımızı yakabilirler.