Kimliğim, özgün varlığım

02.06.2020

Kimliğim, beni hiç kimseye benzemez kılan özgün varlığımdır.

 

Kendime ait özel bir ismim var.

 

Benim soy kütüğüm; babam, dedem, babamın babası, dedemin dedesi, geriye doğru giderek ilk insana, Âdem’e ulaşır. Ben, Âdemoğlu Hazreti İnsanım.

 

Âdemi yaratan Allah, ona bütün eşyanın isimlerini öğretti. (2/31) Âdem dilsiz değildi. Havva’yla konuşuyordu. Konuştuğu güzel bir dili vardı.

 

Kimliğim, özgündür. Ben hiç kimseye benzemem. Hiç kimse de bana benzemez. Ben hür ve özgür olarak yaratıldım. Özgürlüğe aşığım. Ona, su kadar, hava kadar ihtiyacım var.

 

Ben; bir yetmiş boyunda, erkek, buğday tenli, karakaş, karagöz, kıvırcık saçlı bir beni âdemim.   Hanım’dan doğma, Halil Efendi’nin oğluyum. ‘tarifsiz kederler içinde’.

 

Şu an için,  Anadolu denilen bir coğrafyada yaşıyorum. Bu coğrafya, Asya ile Avrupa kıtasını biri birine bağlayan bir köprü hükmündedir. Yeryüzünün çok önemli kilit coğrafyasıdır.

 

Yerel olarak Urfalıyım. Burası, Hz İbrahim’in doğduğu yerdir. Yukarı Mezopotamya’da, verimli Harran ovasının tam ortasındayım. Sağımdan ve solumdan, suyu bol Fırat ve Dicle akar. Bu iki nehir arasındaki topraklar, aynı zamanda Arz-ı Mukaddes’tir.

 

Ben bu kadim şehirde doğmuşum. Handiyse insanlık tarihinin başladığı şehir, bu şehirdir.

 

Doğduğumda, kesilen göbek bağımın gömüldüğü toprak burasıdır. Ben bu toprakların yerlisiyim. Babam da buralı, dedem de, dedemin dedesi de…

 

Vatanım, bütün bir yeryüzü, milletim nevi beşer, bütün bir İnsanlık ailesidir. Sınırları, tel örgüleri, yüksek duvarları sevmiyorum ben. Ayrımları, ayraçları, parantezleri sevmediğim gibi…

 

Ben, düşününce evrensel düşünüyorum. Evrensel olan ilkeleri benimsiyorum. Bu açıdan bakıldığında, evrenselim ben.

 

Şimdi ben, Türkçe yazıyor, Türkçe konuşuyor, Türkçe düşünüyorum. Bu açıdan bakıldığında ulusalım, yerliyim ben.

 

Şu an itibarıyla yeryüzünde yaşayan insanlar, üç bin beş yüz ayrı dil ile konuşuyor, anlaşıyorlar.

 

Her konuşulan dile ait binlerce, on binlerce kelime var.  Meramımızı ifade etmek, düşündüğümüzü anlatmak için kullanılıyor bu kelimeler.  

 

Her bir varlığın, her bir eşyanın ayrı ayrı kendine ait isimleri var, özellikleri var.

 

Bu, çokluk âleminde, olağanüstü bir zenginlik var. Olağanüstü bir güzellik var.

 

Şu anda yeryüzünde yaşayan, yedi milyar benim gibi, senin gibi insan var. Ve fakat hiç birinin başparmağının izi, bir diğerine benzemiyor. Hiç birinin yüzü, gözü bir diğerine benzemiyor. Her biri, tek tek özgün bir kimliğe sahiptir. Ne müthiş bir yaratılış, varoluş…

 

Ekvator çizgisinde yaşayanların derisi aşırı sıcaktan simsiyah kesiliyor, kutuplarda yaşayanların derisi soğuktan bembeyaz oluyor.

 

Afrika’da yaşayan bir kız çocuğu, on üç, on dört yaşında buluğa eriyor. İsveç’te yaşayan bir kız çocuğu, on dokuz, yirmi yaşında buluğa eriyor.

 

Coğrafyanın; insan karakteri, fiziği ve fizyolojisi üzerinde önemli ve belirleyici bir etkisinin olduğuna inanıyorum. Bu ilmen de İspatlanmış bir gerçekliktir.

 

Yeryüzüne ve gökyüzüne, bu muhteşem tabloya baktığımız zaman, yüce yaratıcının sonsuz büyük olduğunu kavrıyoruz, idrak ediyoruz.

 

O; görünen ve görünmeyen âlemin, makro kozmosun da mikro kozmosun da yaratıcısıdır, sahibidir. O, âlemlerin rabbi olan Allah’tır. O tektir, eşi, benzeri yoktur. Amenna ve seddekna.

 

Ben, Müslümanım. İnancım; kimliğimin de kişiliğimin de ayrılmaz, kopmaz bir parçasıdır.

 

Kur’an, benim kitabımdır. Onun, bin dört yüz yıldır hiç değişmeden bu günlere geldiğine inanıyorum.

 

Yol göstericim, Hz. Muhammed’dir. O, sözüne güvenilir, emin bir insandır. O; habercidir, müjdecidir, uyarıcıdır. Onun bütün sözlerine ve söylemlerine inanıyorum. Ne ki söylemişse doğru söylemiştir.

 

Görünmeyen varlıklardan Meleklere de inanıyorum, Cinlere de. Biri nurdan yaratılmıştır, biri dumansız ateşten.

 

Meleklerin büyüklerinden Cebrail, Hz. Muhammet’e Nur Dağı’nda, Vahy yoluyla Kur’an’ın İlk emrini getirdi: İKRA!  Vahiy;  gizlice söylemek, işaret etmek, ilham etmek anlamındadır.

 

İkra kelimesinin ilk harfi eliftir. Elif, Kur’an’ın özetidir.

 

Dört kitabın manisin / gizlidir bir Elif’te’

 

Ben bir Müslüman olarak Gayb’a inanıyorum. Görünen âleme inandığım gibi görünmeyen (Gayb) âleme de inanıyorum. Her şeyin çift yaratıldığına inanıyorum çünkü. Gece ile gündüz gibi, siyahla beyaz gibi, dişiyle erkek gibi, varlıkla yokluk gibi…

 

Görünmeyen bir âlem olan Ahiretin varlığına da inanıyorum. Bir Müslüman olarak, öldükten sonra tekrar dirileceğime inanıyorum. Cennet ve cehennemin var olduğuna inanıyorum.

 

Dünya hayatında yaşarken, yaptığım bütün eylemlerimden hesaba çekileceğime, hesap sonunda ceza veya ödül alacağıma inanıyorum. Bu inancımdan dolayı, tavrımı ve eylemlerimi, güzelden yana, iyiden yana, doğrudan yana koyuyorum.

 

Doğru olmaya gayret ediyorum. İyilerle beraber olmak için seçimimi onlardan yana yapıyorum.

 

Hiçbir şeyden korkmamaya ve cesur olmaya çalışıyorum. Ben sadece Allahtan korkuyorum.

 

Ben nefretin değil, sevginin dilini kendime şiar ediniyorum. Tabiatı ve insanları ve hayvanları ve bitkileri ve cansızları seviyorum.

 

Barışın dilini seviyorum. Savaştan nefret ediyorum. Silahlardan nefret ediyorum. Silah üretenleri şiddetle kınıyorum.

 

Nasıl yaşıyorsam öyle öleceğime, nasıl öldüysem, öyle dirileceğime inanıyorum.

 

Ölüm, Ruhun bedenden ayrılmasıdır. İnsanın öz yurduna yeniden dönüşünün başlangıcıdır.

 

Ben, insan emeğinin, en kutsal değer olduğuna inanıyorum. Emeğe ve alın terine sonsuz saygı duyuyorum. Kol emekçilerini, beyin emekçilerini tertemiz alınlarından öpüyorum.

 

Kimliğim, benliğimdir. Benliğini koruyamayan, bir başkasına bende olur. Bunun farkındayım ve hiç kimseye bende olmadım ve asla olmayacağım da.

 

Olumsuzluklara, usulsüzlüklere, yöntemsizliklere, yanlışlara, vurguna, talana, yağmaya karşı hep başkaldırdım, kaldıracağım da. Çünkü İçimde hep bir isyan ahlakı geliştirdim. Buna devam edeceğim.

 

Kimse kimseye kul, köle ve bende olamaz. Özgür kişilik bunu gerektirir. Kimsenin kimseye hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük takva iledir. Hepimiz Âdemin çocuklarıyız. Âdem ise topraktandır.

 

Hiçbir ırkın, bir diğer ırka üstünlüğü yoktur. Bu bakımdan ırkçı olamam. Nerede, nasıl, hangi kimlikle yaratıldığım, benim elimde olan bir olay değildir. Hiç kimsenin değildir.

 

Ruhumuz özgündür, bize aittir ve biz hepimiz, biriciğiz.  O halde bütün insanlara saygı duymalıyım.

 

Elest Meclisi’nde bütün ruhlara soruldu: ”Ben sizin rabbiniz değil miyim”?

 

Bütün ruhlar hep birlikte: “Evet sen bizim rabbimizsin, şahit olduk” dediler.

 

Biz söz verdik, ikrar verdik, ant verdik hep birlikte ruhlar âleminde.

 

Ben topraktan geldim, yine toprağa döneceğim. Bedenimin aslı topraktır. Toprağa saygı duyuyorum.

 

Bütün yaratılmışlara saygı duyuyorum. Güneşe, aya, yıldızlara, ağaca, ormana, sulara, nehirlere, bitkiye, böceğe, arıya, karıncaya, örümceğe taşa ve toprağa, cemi cümle mahlûkata saygı duyuyorum.

 

Ben, zamana ve mekâna bağlı olarak yaşıyorum. Kişiliğim; zaman içinde git gide gelişiyor, olgunlaşıyor. Ben, an olarak varım ve yaşıyorum.

 

‘Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum

Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

Gelip dayanmışım demir kapısına sevdanın’

 

Bana, belli bir sürenin takdir edilmiş olduğuna inanıyorum. O süre dolduğunda, bu dünya gurbetinden asıl yurduma öz yurduma döneceğime ve sevgilime kavuşacağıma inanıyorum.

 

‘Ve yaklaşıyor yaklaşmakta olan’

 

Bedenimde, Allah’ın bir emaneti olarak duran özgür ve özgün ruhumu, almakla görevli olan meleğe de inanıyorum. Bir gün gelecekse, başım, gözüm üstüne gelsin.

 

Ve âlemlerin Rabbine hamd olsun…