Kişiye Özel, Zata Mahsus

28.09.2020

1983, Ocak ayında, Urfa Zirai Donatım Kurumu’na bilahare Bölge Müdürü yapılmak üzere müdür yardımcısı olarak atandım.

 

Bir sabah, müdür yardımcısı olarak ve müdüre vekâleten çalıştığım dairenin, bütün servislerini dolaştım. Çalışma arkadaşlarımla tek tek tanıştım, tokalaştım. Ambar memuru bir arkadaşımın masasına yanaşınca masanın ön sağ tarafına yapıştırılmış kırmızı renkli bir etiket gözüme ilişti. Yakından bakınca etiketin üstünde aynen şunlar yazılıydı:

 

“İşbu masanın çekmecelerinde “Zata Mahsus” bir evrakın olmadığını beyan ederim”. 

 

Altında, o masa görevlisinin adı, soyadı ve imzası vardı. Ambar memuruna sordum. “Sen imza yetkili bir memur musun?” Hayır, efendim dedi.

 

Ambar memurunun masasının çekmecesinde olsa olsa ‘Ambar Kayıt Defteri’ olur. Onun dışında önemli bir resmi evrak zaten olamaz. Kim yapıştırdı bu etiketi buraya diye sorunca; “Efendim, bu etiket birçok unvansız memur arkadaşlarımızın oturduğu masalarda var. 1980 askeri darbesinden kısa bir süre sonra bize gelen bir talimatla bunları masalarımıza yapıştırdılar.” dedi. Anladım dedim ve arkasından memura hitaben; “Yırt o etiketi ve çöpe at!” Memur bana hitaben, ”Yırtamam efendim” dedi. “Bölge Müdürünüz olarak ben emrediyorum, yırt bu gereksiz etiketi! Zaten senin masanda zata mahsus herhangi bir evrak olamaz. Olsa olsa bu dairenin müdürü olarak ancak benim masamda olur ‘Kişiye Özel’ bir evrak.” Ambar memuru arkadaşım korkup o etiketi yırtmaya cesaret edemeyince ben uzandım masaya, etiketi söktüm, yırtarak çöp sepetine attım. Bu durumda olan bütün masa görevlileri, bu etiketleri masalarından söksünler dedim. Memurlara cesaret geldi ve benim dediğimi yaptılar. Masalarına, iki yıldan beri yapıştırılmış olan kırmızı renkli etiketleri bir bir sökerek yırtıp çöp sepetine attılar. Herkes, bir süre biri birinin yüzüne şüphe ve tereddütle baktı. Sonra şaşkınlıkları geçti. Normale döndüler. Yüzlerinde bir tebessüm ifadesi belirmeye başladı.

Şimdi, yıllar önce yaşadığım bu olayı niçin yazdım?

Askeri bürokrasinin kalıplarıyla sivil bürokrasi yönetilemez. Vesayetle de hiç bir yere varılamaz. Ancak bu ülkenin devlet idaresi, her on yılda bir yapılan askeri müdahalelerle sivil bürokrasi, askeri bürokrasinin vesayeti altında yürümüştür veya yürütülmüştür.

 

Askeriyede, bir üstünüze sual soramazsınız, emre itaat şarttır. Verilen emirlerde mantık aranmaz. Her iş, emir-komuta zinciriyle yürür. Ama sivil bürokraside verilen emirlerde mantık aranır. Eğer emir yanlış veriliyorsa, yazılı emir istemek, bir alt kademede çalışan memurun hakkıdır. Verilen yazılı emir uygulanır, ancak sonuçtan emri veren amir mesul olur, uygulayan değil. 

 

Kısa bir süre sonra müdür yardımcısı olarak çalıştığım bu daireye bir müdür atandı. Adı: Ali, Soyadı: Özkol,  Baba adı: Mustafa. Manisa TZDK ’da, atölye şefi bir tekniker.  Urfa Bölgesine ‘Müdür’ unvanıyla atanması, teamüllere aykırı olarak yapıldı. Ayrıca ‘Liyakat ve Ehliyet’ gibi şartlara bakılmadığı  gibi bir üst göreve yükselmedeki usul ve esaslara da bakılmadı.

 

Bu beyefendinin sınıf arkadaşı, o tarihte TZDK Genel Müdür Yardımcısı. Ali Bey, arkadaşından rica etmiş, yaş haddinden emekli olmadan, bölge müdürlüğünün imkânlarından yararlanmak ve kısa bir süre kaldıktan sonra da emekli olmak kaydıyla Urfa’ya Bölge Müdürü olarak atanmak istemiş. Sınıf arkadaşı olan bey de bu durumu yönetim kuruluna teklif olarak getirmiş ve ataması bu minval üzere gerçekleşmişti.

 

Beyefendi bölgemize, emekli olmak kaydıyla altı aylığına gelmesine rağmen, atamanın üstünden bir yıl geçti, emekli olmadı, olmak istemedi.

 

Beyefendinin hem yaşı geçkin, hem de hiç idarecilik deneyimi yok. Kendisi, eski usul gidiyor, üstelik Ziraat Mühendisi de değil. O tarihe kadar bölge müdürlüklerine, atama yönetmeliklerine  uyularak hep mühendisler atanırdı. Kurumun kendine göre bir işleyişi, bir teamülü vardı. Bu kişiyi, teamülleri hiçe sayarak Ankara’dan gönderdiler. Sırf emekli olurken 1. dereceden emekli maaşı alsın diye.

 

Bunları niçin yazdım? Çünkü:

 

Devlet denilen organizasyon, bürokrasiden ibarettir. Askeri ve sivil bürokrasi.

 

Askeri bürokraside, her zaman bir hiyerarşi ve bir emir-komuta zinciri vardır. Bu doğru bir uygulamadır. Ast-üst ilişkileri, bütün iş ve işlemler bu emir-komuta zincirine göre uygulanır. Bir devletin en disiplinli kurumu, her zaman askeri bürokrasidir.  

 

Sivil bürokraside de bir hiyerarşik yapı vardır. Makamların, önem sırası, ast-üst ilişkileri, terfi gözetilerek yapılır. Eskiler bu düzenlemeye, "silsile-i meratip" derlerdi.

 

Hiyerarşik yapının işleyişi; bir üst göreve atanmalar, tayin ve terfi işleri, o kurumun ilgili birimince düzenlenen yönetmeliklere bağlıdır. İmza yetkililerin görev tanımları, yetki ve sorumlulukları ilgili yönetmeliklerle belirlenir. Bu yönetmelikler, ilgili kurumun kuruluş yasasına bağlı olarak çıkartılır.

 

Bürokrasinin işleyişi için çıkartılan yönetmelikler, tüzükler ve genelgelerin tamamı,  ilgili kanunlara aykırı olamaz.

 

Benim bürokraside kaldığım otuz yıl içinde ve şimdi de gördüğüm, bir üst göreve gelmede, her devirde usullere, teamüllere ve yönetmeliklere aykırı olarak atamalar yapılmıştır ve halen de yapılmaktadır.

.