Kız kardeşime mektuplar

25.10.2020

Ah yaralı ceylanım

Susuz toprakların çiceği

Sabah ışığım

Evimizin kırlangıcı

Güneş gözlüm

Çocukluğumuzun güvercini

Yüreğimin kanayan yarası

Unutulmayan kahkahaların prensesi

Ay yüzlüm

Kardeşim

Can parçam

Öpülesi ellerin sultanı

Annemin ciğer paresi

Nefesimiz

Aaaahhhh

Ne yaptın sen

Neden beklemedin benim mektuplarımı

Sana yaşadığımı Fırat’ın dalgalarına söyledim

Dicle’nin de haberi vardı

Bir tek sen duymadın sesimi

Sana gidenler geri gelmiyor bir daha demişler

Doğrudur gidenler gelmiyor bir daha Kürt ellerinde

Geri gelenler de yarı ölü zaten

Aaaahhh gözlerimin göz bebeği

Ne yaptın sen

Bilmiyor muydun döneceğimi

Hep dönmedim mi sana

Annem geri gelecek demedi mi

Neden inanmadın döneceğime

Hücremde ilk sana yazdım

En sevdiğim çamaşırlarımı bu hafta gönder diye

Ben yazarken bunları

Ben özlemle kalem oynatırken bu beyaz kağıda

Sen terk etmişsin bizi

Öksüz ve yetim bırakmışsın bizi

Daha 19 yaşında

Daha sevdalanmadan

Daha tanımadan aşkın yağmur tanelerini

Daha hayatın ilk adımındayken

Ben aylarca duymadım bu dağları parçalayan kardeş acısını

Ben sen veda bile etmeden ayrılırken kardeşlerinden

Sana mektuplar yazmaya devam ediyorum

Nasıl bilebilirdim ki

Annem söylemedi

Babam söylemedi

Görüş günlerine gelen arkadaşlarım da söylemediler

Nereden bilebilirdim ki

Mektuplarıma senin adına arkadaşlarım cevap yazıyorlarmış

Nerden bilebilirdim ki

Gülşenim

Yüreğimin kanatlı kuşu

Meğer ışık saçan sesin aylardır susmuş

Meğer ben değil sen terk etmişsin bizleri

Ben neden kış erken geldi bu yıl

Neden üşüyor bütün bedenim

Neden uykularım darmadağın

Neden rüyalarımda hep beyaz atlı melekler 

var diyordum

Senin terk edişinmiş 

Bu hayata veda edişinmiş

Daha 19 yaşındaydı kız kardeşim

Gülşen’di adı

Beraber büyüdük

Beraber güldük, ağladık, mutlu olduk ve hüzünlendik

Biz onun çınar ağaçları

O bizim üzüm yaprağımız

O bizim Dicle kenarındaki çiçek tarlamızdı

O bizim Hasankeyf üzerinden kanatlanan koruyucu kartalımızdı

O bizim Malabadi köprüsündeki asırlık yol göstericimizdi

O bizim Diyarbakır surlarındaki kara taşımızdı

O bizim Mardin Kalesindeki gözümüzdü

O bizim Mezepotamya’mızdı

O bizim kardeşimizdi

O abileri cezaevlerine gidip bir daha onları göremeyecek diye hayatına son veren kırmızı gülümüzdü

Ne olur affet bizi kardeşim

Ne olur