Koronayı nasıl yendik? Korona ile mücadelede eksiklik ve hatalar neler?

07.11.2020

Malumunuz, 20 gün önce ailecek koronavirüse yakalandık ve evde tedaviye başladık.

 

Önce ben, sonra eşim ve oğlum semptom gösterdik.

 

Artan eklem ağrılarım sebebiyle bir gece yarısı hastaneye gidip test verdim. Ertesi gün öğleden sonra “pozitif” olduğumu öğrendim. O gün sabah eşim de aynı semptomlarla uyandı. Oğlum ise bir gün sonra semptom gösterdi.

 

Pozitif olduğumu öğrendiğimde filyasyon ekibinin bir an önce ilaç getirmesi için telefon trafiğine başladım. Çünkü bazı kişilere ilacın gelmesinin bir iki gün sürdüğü söyleniyordu. Neyse ki akşam saatlerinde iki kişiden oluşan bir ekip gelip ilaç bıraktı ve gitti.

 

Ardından peş peşe annem, erkek kardeşim ve eşi ile kız kardeşim koronaya yakalandı.

 

Koronavirüs ile tanışma öykümüz böyle...

 

Peki, koronayı yenmek için neler yaptık? Sağlık Bakanlığı’nın korona ile mücadeledeki eksiklikleri ve hataları neler?

 

Önce koronayı nasıl yendiğimizden, bu zorlu süreçte neler yaptığımızdan bahsedeyim zira bu illet son zamanlarda ciddi manada yayılmaya başladı ve herkes panik halinde birbirine ne yapması gerektiğini soruyor. Bu minvalde koronaya yakalanan ya da yakalanacak olanlara bir karınca misali faydası olur diye deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.

 

Öncelikle hemen belirtmeliyim ki pozitif olduğumuzu öğrendiğimiz andan itibaren günlük tükettiğimiz su miktarını 3 katına çıkardık. Canımız istemese de kendimizi su içmeye zorladık ve günde ortalama 3-4 litre su tükettik.

 

İlk üç gün, bir litre suya bir kaç damla elma sirkesi damlattık, biraz limon sıktık ve içtik. Bu karışımın “antiseptik özellik” gösterdiğine dair bir çok görüş var. Biz de buna inanarak 3 gün boyunca bu karışımı içtik. 

 

Öte yandan günde 3 defa 1 bardak suya yine 3-4 damla sirke ve 5-6 damla limon sıkıp gargara ile “boğaz ve ağız içi” temizliği, çeşme suyu ile burnumuza su çekip sümkürerek “burun içi” temizliği yaptık.

 

“Probiyotik deposu” olan “kefiri” ilk 5 gün, günde 1-2 su bardağı tükettik. 

 

Bir tencere suya 3-4 baş soğan, 3-4 baş sarımsak ilave edip kaynattık. Kaynamaya başladıktan sonra tencereden çıkan buharı 5 dakika boyunca soluduk. Bu işlemi 3 gün yaptık. Ayrıca her defasında tencereyi soğutmaya bıraktık ve posayı süzdükten sonra soğan ve sarımsak suyunu içtik.

 

D ve C vitamini takviyeleri aldık. Bal ve pekmez tükettik. Ayrıca ceviz, çiğ badem ve fındık tüketmeye çalıştık.

 

Genel olarak korona tedavisine başlayanlarda “iştahsızlık” şikayeti oluyor. Bizde de oldu. Ancak bu takviyeleri almak için biraz kendimizi zorlamamız gerektiğini söylemeliyim.

 

Biz bu bahsettiğim takviyeleri tükettik ve faydasını gördük. Bunların koronavirüse yakalanan bir insanın bağışıklığını güçlendireceğine inanıyorum. Ama son tahlilde biz ne yaparsak yapalım şifayı veren Allah’tır. 

 

Rabbim, bu illete yakalanan herkese şifa nasip etsin.

 

Peki, Sağlık Bakanlığı, koronavirüs ile mücadele ederken neleri eksik yapıyor? Nerelerde açıklar var?

 

Tüm bunları sırasıyla yazalım:

 

1-Semptom gösterip test vermek için hastaneye giden kişilerin sonucu “24-48 saat” arasında çıkıyor. En büyük açık tam da burada. Zira kişi pozitif olduğunu öğrenene kadar her yere girip çıkabiliyor. Market, çarşı-pazar dolaşabiliyor. Testin sonucunu öğrenene kadar (eğer pozitifse) virüsü bulaştırdığı kadar bulaştırıyor. Bunu engellemenin yolu, test veren her kişiyi, testi verdiği andan itibaren HES uygulamasında “riskli” sınıfına alıp sonuç çıkana kadar “zorunlu izolasyona” tabi tutmaktır. Şu an HES uygulamasında risksiz olanlar için “yeşil” renk, riskli olanlar için “kırmızı” renk kullanılıyor. Testini vermiş ama henüz sonuçlarını öğrenmemişler için de “pembe” ya da başka bir renk kullanılarak mutlak suretle onları da izolasyona tabi tutmak gerekiyor. Bu önerimi iki hafta önce “ALO 184”i arayarak anlatmış ve kayda aldırmıştım. Şu an uygulama nasıl bilmiyorum. Ama eğer önerim hayata geçmediyse acilen hayata geçirilmeli çünkü bu şekilde virüsün yayılımı tahminimce en az yüzde 10 artış kaydediyor. 

 

2-Eve gelen filyasyon ekipleri “kiminle temas ettiğimizi” sormuyor. Daha önce bu soruluyordu da yoğunluktan dolayı mı artık sorulmuyor bilmiyorum. Ama ne bize ne de annemlere gelen filyasyon ekipleri “kiminle temas ettiğimizi” hiç sormadı. Bu, virüsle mücadelede zaafiyet yaratıyor zira temas edilen kişiler kontrol altına alınmadığı için onlar da farkında olmadan semptom gösterene kadar bir çok kişiye virüsü bulaştırıyor ve bu zincirleme gidiyor.

 

3-Test için hastaneye başvurduğunuzda doktorlar hiç bir öneri ve tavsiyede bulunmuyor. Oysa her doktorun semptom gösterip hastaneye test vermeye gelen hastaya “buradan çıkar çıkmaz eve gidin, kimseye temas etmeyin, kendinizi izole edin” diye mutlaka uyarması gerekiyor

 

4-Sağlık Bakanlığı eğer bir evde birisi pozitif çıkmışsa ve diğer kişilerde de semptom varsa test yaptırmadan direk ilaca başlatıp evdeki diğer kişiyi de “temaslı” olarak kabul edip “kayıt-dışı” tedavi ediyor. Aslında evdeki diğer semptom gösterenlere de zorunlu test yapılmalı. Ancak bu yapılmıyor. “Aynı evdesiniz, belirtiniz de var. O yüzden siz de % 90 kovidsiniz” varsayımı üzerinden ilaç başlatmak son derece yanlış. Bu yaklaşım sadece kayıt-dışılığı artırır. Unutulmamalıdır ki, her kayıt dışılık mücadelenin etkinliğini, verimliliğini ve bilimselliğini azaltır. Bu uygulama bilimsellikten ve şeffaflıktan uzak bir uygulamadır buna bir an önce son vermek gerekiyor.

 

5-18 yaşından küçük hiç bir çocuğa ilaç tedavisi verilmiyor. O halde 18 yaşından küçük koronaya yakalanmış bireylerin büyük kısmı muhtemelen “kayıt-dışı” ve “temaslı” kategorisinde görülüyor. Bu da koronavirüs ile mücadelemize sekte vuruyor. Zira gerçek rakamları vermek ve şeffaf olmak halkın koronavirüse yaklaşımını değiştirir. Vaka sayısını az verdiğinizde insanlar hafife alır, gerçekleri söylediğinizde ise ciddiye alır. İşin “toplumsal psikoloji” tarafını ıskalamamak gerekiyor.

 

6-Koronavirüse yakalanan hiç kimseye izolasyon süresi bittiğinde “negatif” testi yapılmıyor. 10 günlük izolasyon bittiğinde dışarıya çıkıyor ve normal hayatınıza devam ediyorsunuz. Oysa bunun da bir sistematiğe bağlanması gerekiyor. Diyelim ki evde 5 kişi yaşıyorsunuz. 2 kişi korona oldu. Diğer 3 kişinin testi negatif çıktı ve bu 3 kişi virüsü kapmamak için evden çıkıp başka yerde kendisini korumaya aldı. Peki bu 3 kişi neye göre tekrar eve dönecek? Evdeki 2 korona hastasına “negatif testi” yapılmıyor. Belki virüs hâlâ geçmedi, belki bulaşıcılık hâlâ devam ediyor. Dışardaki aile fertleri hangi veriye dayanarak eve güvenle dönecek? Ayrıca “pozitif” olan bir hastanın “negatife” dönüp dönmediğini öğrenmeye ve “psikolojik olarak rahatlamaya” hakkı yok mu?

 

7-Koronavirüse yakalanıp 10 günlük izolasyon sürecini bitiren bir hasta ne yapmalı? Nereye başvurmalı? Kan tahlili vermeli mi? Akciğer röntgeni çektirmeli mi? Bunlarla ilgili bilgilendirici her hangi bir bilgi yok. Bir sistematik de yok. İnsanların koronadan sonra virüsün kendisinde hasar bırakıp bırakmadığını öğrenmesi gerekmez mi? Hasar varsa tedavi olması gerekmez mi? Şu an her vatandaş kendi kafasına ya da kulaktan dolma bilgilere göre hareket ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın bunu da bir kurala bağlaması, bilgi vermesi ve halkı yönlendirmesi gerekiyor.

 

8-PCR testi yapan kişilerin bilgi ve el becerileri virüslü kişiyi saptamada büyük rol oynuyor. Sözgelimi pozitif olan birisinin test sonucu “burun ve boğaz sürüntü numunesinin” uygun koşullarda ve gerektiği gibi alınmaması nedeniyle “nagatif” çıkabiliyor. Bu da virüs yayılımını artıran faktörlerin başında geliyor. Sağlık Bakanlığı, sürüntü numunelerinin doğru alınması için test merkezlerindeki tüm çalışanlara yeni bir eğitim vermeli ya da talimatnamelerle bu süreci çok sıkı takip etmeli.

 

Son olarak koronavirüs ile sadece biz değil bütün dünya mücadele ediyor. Küresel bir salgın ile karşı karşıyayız.

 

Bu mücadele sadece devletin ya da Sağlık Bakanlığı’nın yapacaklarıyla da başarıya ulaşmaz!

 

Vatandaşlar olarak biz de elimizden geleni yapmalı, kurallara uymalı ve bizim sağlığımız için gecesini gündüzüne katarak çalışan sağlık çalışanlarına yardımcı olmalıyız.

 

Kalın sağlıcakla...