Kötülük şeffaflaşabilir mi?

03.10.2020

Ünlü Fransız sosyolog Jean Baudrillard “Kötülüğün Şeffaflığı - Aşırı Fenomenler Üstüne Bir Deneme” adlı kitabında bu soruya evet şeffaflaşabilir yanıtını veriyor. Öyle ki ona göre günümüz kötülük biçimlerinin aldığı yeni formasyon, bir bütün olarak kötülüğü şeffaflaştırmış durumda. İletişim çağının en belirgin özelliği, aynı olanların ya da aynı oldukları varsayılanların birbirini kopyalamasıdır. Kopyala/yapıştır kültürü belki bir ölçüde bölünmeyi engelliyor ama esas yok ettiği değer de öznenin kendisidir. Klonlanma olarak ifade edilen şey, bireyin yok oluşuyla birlikte, ötekinin aynasında görünen suretimizin de buharlaşmasıdır. 

 

Eğer Baudrillard’ın kendi kelimelerini kullanmam gerekiyorsa, o şöyle cümleler kuruyor: “Kişi artık ötekiyle yüz yüze gelmiyor, ama kendi kendisiyle çatışıyor. Bağışıklık sisteminin saldırgan biçimde ters yüz oluşuyla, bağışıklık odundaki bir bozuklukla ve kendi savunma sistemlerinin yok olmasıyla birey kendi antikoruna dönüşüyor. Dolayısıyla bütün toplumumuz, ötekiliği etkisiz kılmayı, doğal gönderme olarak ötekini yok etmeyi amaçlıyor. İletişim yüzünden bu toplumun kendisine karşı alerjisi artıyor. Kendi genetik, biyolojik ve sibernetik varlığı karşısındaki şeffaflık yüzünden beden, kendi gölgesinden bile alerji kapıyor. Yadsınan tüm ötekilik hayaleti, kendi kendini yıkan bir süreç olarak diriliyor. Bu da kötülüğün şeffaflığıdır.”

 

Ve bu korkunç süreç ve vaziyetten Baudrillard şu sonuçları çıkarıyor: “Yabancılaşma bitti. Bakış olarak öteki, ayna olarak öteki, geçirimsizlik olarak öteki yok artık. Bundan böyle, mutlak tehdide dönüşen şey, ötekilerin şeffaflığıdır. Artık, ayna olarak, yansıtan yüzey olarak öteki yok, kendinin bilinci boşlukta ışınma tehdidi altında.”

 

Aslında bunca lafı, Baudrillard, şu gerçeğin altını çizmek için söylüyor: Ötekinin varlığına son verme çabamız aslında, ötekinin aynasında görülen kendi kimliğimizi sorgulama çabasından vazgeçtiğimiz anlamına geliyor. Özne olarak, birey olarak ve hatta kültürel kimlik olarak bizim varlığımız ötekinin aynasına muhtaç. Ötekinin aynasını karartmak, esasen kendi bireyselliğimizi tahrip etmek anlamına geliyor. 

 

İnsan olarak hususiyetlerimizi koruyan yegâne koruma kalkanı, sorgulama yeteneğimizdir. Sorgulamaktan vazgeçmek insani değerlerle temastan vazgeçmek demektir. İnsani değerlerden vazgeçmek demek, özde ve hakikatte insanlıktan vazgeçmek demektir. Kim olduğumuz ve ne istediğimiz sorusundan vazgeçmek, bir bütün olarak dünyevi ideallerden vazgeçmekle eş anlamlıdır. 

 

Ama bize kim olduğumuzu ancak öteki söyleyebilir. Ötekine bakarak, kim olduğumuz gerçeğini daha iyi kavrarız. Aslında biz ötekinin emanetiyiz. O zaman neden ısrarla ötekini imha etmeye çalışırız? Ötekisiz dünya kurak bir çöldür. 

 

Hakikatlerin tekleşmeye ihtiyacı yok. Hele, zorla, baskıyla, tehditle hiçbir hakikat tekleşmez, olsa olsa ölür, çürür. Hakikatin gücü, öteki hakikatlerle huzur içinde birlikte var olma yeteneğindedir. Öteki hakikatlere tahammül göstermeyen hiçbir hakikat, hakikat olma özelliği kazanamaz. Hakikat dediğimiz şey her şeyden önce olgunlaşan şeydir. Tarihin bütün badirelerine tanıklık etmiş hakikatler her şeyden önce küçük bir çocuk gibi teklik peşinde koşmazlar. Hiçbir hakikat ergenlik çağında donup kalmaz. Her hakikat hem kendisin güven duyar hem de diğer hakikatlere saygı.