Kurban kesmekle ilgili rivayetlere dair

02.07.2020

Kurban ibadeti, İslam ümmeti dışındaki ümmetlere de meşru kılınan bir ibadettir. Ancak kurban ibadetinin asıl manası, Hazreti İbrahim (Aleyhisselam) ile irtibatlandırılır. Bu yazıda esas olarak udhiyenin (Hac ve umre yapmayanların kurban bayramı dolayısıyla kestikleri kurban) dini hükmüne dair sahabeden gelen rivayetler ve fakihlerin görüşleri kısaca zikredilecek. Kurban kesmeyle ilgili rivayetlerin sünnet/vacip meselesi üzerinden ele alınma usulü, dinin diğer hükümlerinin tespiti ve yerine getirilmesinde bizim elimizle ortaya çıkan zorlaştırıcı/uzaklaştırıcı zemini işaret etmesi bakımından önemlidir. Yazının esas amacı bu mesele üzerinden sahabe (Radiallahu anhum) ve imamlarımızın usulüne dair bir bilgi sunmaktır. El âleme rezil olmayalım diye kurban payına giren mükelleflerin olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bir başka maksadım ise, esası dikkate almadan delilsiz/bilgisiz taklitle icra edilen Müslümanlığın, başka hangi meselelerde dinin hükmü ve Allah’ın (Azze ve Celle) muradının dışında bir alana yerleştirilmek istendiğini düşündürmek.

 

Yükümlülük şartlarını taşıyanların kurban kesmeleri, İbrahim en-Nehai, Rabia, Ebu Hanife, Evzai, Züfer, Leys b. Sa'd, eş-Şeybani ve daha bazı ulemânın görüşlerine göre vaciptir. Bununla birlikte kurban kesmenin, hali vakti yerinde olanlar için terkine ruhsat verilmeyen müekked sünnet olduğuna dair görüşler de vardır ve çoğunluktadır.

 

Vacip olduğunu söyleyenlerin delillerinden biri de “Maddi durumu kurban kesmeye elverişli olduğu halde kurban kesmeyen, sakın namazgahımıza yaklaşmasın” hadisi şerifidir.

 

Bu hadisle ilgili hadis imamlarımızın kanaatini yazmayı gerekli görüyorum. Kurban kesme meselesinin daha iyi anlaşılmasından ziyade, bir hadis rivayetinde imamlarımızın nasıl titiz davrandığını görmek bakımından. Hadisi; İbn Mace, Ahmed b. Hambel, İbn Mace, Derekutni, Ebi Şeybe, İshak b. Rahuye ve Hakim rivayet etmiş. Hakim; hadisin sahih olduğunu söylerken, diğer hadis münekkitleri de hadis hakkında, ravileri sika olup hadis sahihtir değerlendirmesinde bulunmaktadırlar.  Zeylai, İbn Hacer  ve Busıri ise şu değerlendirmeyi yapar: Hadisin ravileri arasında Abdullah b. Ayyaş isimli bir şahıs vardır. Bu zat Ebu Davud ve Nesai'ye göre zayıf, Ebu Hatim'e göre saduk, İbn Yunus'a göre ise münkeru’l hadistir. İbn Hibban bu zatı sika raviler arasında saymıştır. Müslim, bu şahıstan rivayette bulunmakla birlikte, bunun rivayetlerine mütabi ve şahit olarak yer vermiştir. Öte yandan bu haber sahih kabul edilmekle birlikte, haberin
merfu mu yoksa mevkuf mu olduğu ihtilaflıdır. Beyhaki, İbn Abdilber ve İbn Hacer hadisin Ebu Hureyre'ye mevkuf olduğunu ifade ederler.  Fakat hadisin sahih senetle merfu rivayetleri de bulunmaktadır.

 

Hadislerle ilgili kavramlara, cerh ve tadil ile ilgili meselelere hadis ıstılahları kitaplarından bakılabilir. Her bir hadis zapt edildiğinde veya rivayet edildiğinde rivayet edenlerle ilgili yukarıda çok kısaca zikredilen yol takip edilirdi. Hadis rivayeti; ‘yoldan geçerken şöyle dediklerini duydum, gidin bunu insanlara yayın’ şeklinde bir usul ile yapılan işlerden değildir. Her bir ravi ile ilgili cerh ve tadil ilminin gerekleri titizlikle yerine getirilirdi. Hadisin bize ulaşması öncelikle sahabe (Radiallahu Anhum) rivayeti ile başlayan bir süreç olduğu için bu meselenin sahabenin aradan çıkartılmak istenmesiyle alakasını görmek gerekir. Hadisin illetine ilişkin her türlü mesele (en genel manasıyla sahihlik, zayıflık, uydurulmuş olma), bu ilmin imamlarınca ele alınmıştır. Zayıf veya uydurma hadisleri toplayan ve bunları dikkate sunan kitaplardan aldıkları hadisler üzerinden dinin kaynağını bulanıklaştırmaya çalışanlara karşı dikkatin ötesinde bir sertlikle durmak gerekir. Bu yolun sahipleri bilerek veya bilmeyerek kendilerine gönderilen peygamberleri öldüren veya terk eden kavimlerin hastalığını bünyeye taşımayı gaye edinmiştir. Dini bizzat Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) gözleri önünde yaşayan ve zapt eden, Kuran’da övülen (İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler ve barındırıp onlara yardım edenler var ya, işte gerçek mü’minler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır. Enfâl suresi 74. Ayet meali) insanların (Radiallahu anhum), dinin anlaşılmasındaki yerinin göz ardı edilmesi; hükmün, fıkhın, ibadetin, ahlak ve edebin terki ile sonuçlanacaktır. Gerçi şöyle bir şey de yok değil; kim neyi arıyorsa o kendisine kolaylaştırılır. Meselemize dönelim.  

                   

Ashabın önde gelenlerinden Hazreti Ebu Bekir, Ömer, İbn Mes'ud, İbn Abbas, İbn Ömer, Bilal-i Habeşi, Ebu Mes'ud el-Bedri (Radiallahu anhum) başta olmak üzere Alkarne b. Kays, Esved b. Yezid, Said b. Cübeyr , Şa'bi, Tavus, Hasan-ı Basri, Ata b. Ebi Rabah, Süfyan es-Sevri, İbnü'l-Mübarek, İbnü'l-Münzir, İshak b. Rahuye, Ebu Sevr, Buhari gibi müctehid alimlerle birlikte, Şafii, Hanbeli ve Zahiri mezhepleri, tercih edilen görüşe göre İmam Malik ve bir rivayette Ebu Yusuf 'un da aralarında bulunduğu cumhura göre kurban kesmek müekked sünnettir. Hatta İbn Hazm, kurbanın vacip olduğunu söyleyen herhangi bir sahabeye rastlanmadığını ifade etmektedir.

 

Hazreti Ebu Bekir ve Hazreti Ömer (Radiallahu anhum)'in kurban kesmenin vacip olduğu şeklinde bir kanaate sebebiyet verebileceği endişesiyle zaman zaman kurban kesmedikleri (Cassas, Beyhaki, İbni Hazm, İbni Abdilber, Kasani, ve Nevevi); Ebu Mesud el-Ensari (radiallahu anh)'nin, "Benim bin davardan oluşan bir sürüm olurdu da, komşum kurban kesmenin vacip olduğu kanaatine kapılabilir diye tek bir tanesini bile kurban etmezdim" (Cassas, Beyhaki, İbni Abdilber, Kasani) dediği senelerin olduğu; İbn Ömer (Radiallahu anh)'in kurbanın hükmünü soran bir kişiye, "Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) kurban kesti, ondan sonra Müslümanlar da aynı şekilde kurban kesmeye devam ettiler" şeklinde cevap verdiği, adamın aynı soruyu tekrar sorması üzerine "Anlamıyor musun, anlayışın kıt mı?" diye onu azarladığı (Tirmizi ve İbni Mace) hatta kurbanın zorunlu bir yükümlülük değil sünnet olduğunu sarahaten beyan ettiği (Cassas); İbn Abbas (Radiallahu anh)'ın bazen kurban kesmeyip, onun yerine et alıp fakir ve yoksullara, "İşte bu İbn Abbas'ın kurbanı" diye dağıttırdığı (Cassas, Beyhaki, İbni Abdilber, İbni Rüşd) kaynaklarda yer almaktadır.

 

Müslümanlar bu meselede de bir görüşe tabi olup ibadet ederler. En doğrusunu sadece Allah (Azze ve Celle) bilir.  Bunlardan herhangi birini tercih edenleri de yolları sebebiyle kınamazlar. Özellikle sahabe için bir amelin vacip mi sünnet mi olduğu değil, Allah Resulü’nden (Sallallahu aleyhi ve sellem) görüp görmedikleri önemliydi. Onların vacip/sünnet tespiti bile dinin yanlış anlaşılarak zayi edilmemesine ve bütün Müslümanların durumuna uygun bir yol bulmaya yönelikti, insanları kınamaya değil.

 

Müslümanlığın neredeyse herkesin nezdinde iman veya itibar ile yer bulmasının (yardım, nezaket, kolaylık, tevazu, nasihat, edep, ceht, merhamet yollarıyla) mümkün olduğu bereketli zamanlardayız. ‘Bundan iyilik murat ediyorum, sadece Senin (Azze ve Celle) rızan için gayret gösteriyorum, bundan bana ve kardeşlerime bir ferahlık nasip et’ diyeceğimiz güzel işlere yönelmenin ihmal edilmemesi gereken günlerde yaşıyoruz. Zamanın içinde her durumda istifade edilmesi gereken mübarek anlar vardır.

 

Yola çıkanlara, yardım edenlere, tevazu ve merhamet sahiplerine, kolaylaştıranlara, üstün tutulması gerekenleri yükseğe kaldıranlara, tartıda ve sözde hile yapmayanlara, karar verirken adaletli davrananlara, insanların hakkına riayet edenlere, mala ve cana haksız yere el uzatmayanlara selam olsun.