Milliyetçilikle nereye kadar?

22.09.2020

İnsanın ateşinin çıkması bir açıdan sağlık işareti sayılıyor. Mikropların istilasına uğrayan vücut savunmaya geçer ve vücudun savunma güçleriyle istilacı mikroplar arasında bir savaş yaşanır. Bu esnada vücut da ateşlenir. Aslında güçlü istilacılara karşı vücudun gönderdiği bir sinyaldir bu. O yüzden hemen dışarıdan destek kuvvet gönderip vücudun bu savaştan galip çıkmasını sağlamak ve böylece yükselen ateşi düşürmek gerekir. Çünkü ateş uzun süre devam ederse veya kalıcı hale gelirse artık sağlık alameti olmaktan çıkarak ağır bir patolojik duruma yol açabilir, maazallah menenjitle neticelenebilir. O yüzden vücut ateşinin makul seviyelerde olması her zaman önemlidir. Vücudun ateşinin makul seviyenin altına düşmesi de tehlikeli bir durumdur tabi. O da ölümcüldür.

 

Bana göre milliyetçilik bir anlamda toplumların ateşinin yükselmesi sayılır ve makul seviyelerde olması toplumlar açısından sağlık alametidir. Nitekim makul seviyelerdeki milliyetçilik “müspet milliyetçilik” olarak nitelendirilmiştir. Ancak milliyetçilik yaygınlaşıp ırkçılık düzeyine ulaşır da toplumu esir alırsa bunun adı toplum olarak menenjit olma halidir. Hiç olmaması da toplumun dış saldırılara karşı tepkisiz kalması yani sosyolojik olarak ölmesi demektir.

 

Türkiye’de Türk ve Kürt milliyetçilikleri her zaman makul sayılacak bir düzeyde oldu, en azından toplum sağlığı açısından tehlike sayılacak bir düzeyde olmadı. Bunu çok partili sisteme geçildikten sonra yapılan seçimlerde milliyetçi partilerin oy oranlarından da anlamak mümkündür. Türk milliyetçiliği %9-10, Kürt milliyetçiliği de %6-7 düzeyinde seyretmiştir her zaman. Tabi bu oranlarda meydana gelen iç ve dış hadiseler bağlamında bazı oynamalar yaşanmış ve çok geçmeden tekrar makul seviyelere inmiştir.

 

Son yıllarda Türkiye’de özellikle Türk milliyetçiliği bağlamında sosyolojik denge açısından tehlike oluşturan bir yükselme olduğu aşikar. Bunun başlangıçta son derece makul bir sebebi vardı. 15 temmuz darbe girişimi gibi içeriden ve dışarıdan bazı odaklarca kurgulanmış bir istila tehlikesi yaşandı. Doğal olarak toplumun savunma refleksi devreye girdi, yani toplumun ateşi mesabesindeki milliyetçilik yükseldi, istila girişimi püskürtüldü. Ancak sonrasındaki süreç ateşin kalıcılık kazanması gibi bir mahiyet arz etti. Bu ise en az istila kadar bir toplum için tehlikeli bir durumdur. Ülkenin çeşitli bölgelerinde münferit gibi görünen ama artık rutin hale gelerek süreklilik arz etme istidadında olduğunu gösteren gelişmeler, özellikle Suriyelilere ve Kürtlere yönelik saldırılar endişe vericidir. Ülkenin sosyolojik yapısıyla örtüşmeyen bu sürecin durdurulması yani toplumsal ateşin makul seviyelere indirilmesi kaçınılmazdır.  

 

Ak Parti iktidarı hem Türk hem de Kürt milliyetçiliklerine her zaman belli bir mesafede duran toplumun ana gövdesinin desteğiyle iktidara gelmiş ve yine bu büyük çoğunluğun desteğiyle girdiği her seçimde iktidarını korumuştur. Yukarıda sözünü ettiğim meşum darbe girişimi sürecinde milliyetçiliğin desteğini almak gibi son derece mantıklı bir tutumla da darbeyi püskürtmüştür. Ancak bunun ittifak adı altında kalıcı bir iktidar anlayışına evrilmesi gibi bir durum da ortaya çıktı son yıllarda. Ana gövdenin milliyetçiliğe mesafeli tavrının gittikçe zayıflaması, milliyetçiliğin ise ana renk haline gelmesi gibi uzun süre devam etmesi mümkün olmayan bir durum söz konusu oldu. Türkiye gibi bir toplumda bunu sağlık alameti saymak mümkün değildir.