Mustafa Şahin'in hikâye kitabını ararken hikâyenin tam göbeğine düştüm

29.05.2020

 

 

Mustafa Şahin’in hikâyeleri nihayet yayınlandı.

 

Mustafa Şahin’in yıllar yılı beklenen kitabı yayınlanırsa ne yapılır, kitapçıya koşulur…

 

Koştum:

 

“İsmail, Mustafa Ağabeyin kitabı geldi mi?”

 

İsmail sisteme kitap kaydediyor, İsmail çok meşgul:

 

“Mustafa Ağabey?..”

 

“Mustafa Şahin… Gömleği Yalnız, Yapı Kredi Yayınları, Mayıs iki bin yirmi, yüz yirmi sekiz sahife…”

 

“Üç tane geldi, üçünü de az evvel bir müşterimiz aldı.”

 

Şimdi, İsmail’in yakasına yapışıp “bir kişiye aynı kitaptan bir tane sat, haydi iki tane sat, üçünü birden satmak nedir bre” diye sual etmek var ama neyse… İsmail’in işi bu; müşteriye, “diğer Müslümanlara da kalsın, bir tane al, haydi iki tane al, üçüncü zinhar olmaz” mı desin, elbette diyemez… Siparişi verdim, siparişi vermeden evvel “Mustafa Ağabeyin kitabından üç tane istemek… Bak bu hiç olmadı, en azından bir düzine isteyin, bitince gene isteyin” diye akıl da verdim.

 

Eskiden sistem mi vardı? Yoktu... Kitapçıya gider, kitabını alırdın. Yoksa istetir, üç gün sonra alırdın.

 

Oradan ikinci el kitapların satıldığı kitapçılar çarşısına uğradım.

 

Çarşıda in cin top oynasa da bizim kitapçı yiğitler harıl harıl kargo paketliyor. Malum, virüs yüzünden millet evden çıkamayınca kitabını internetten alıyor. Allah bin bereket versin, satışlar iyi. Kargocunun eli kulağında, geldi gelecek... Arkadaşların selam almaya bile vakti yok! Kargo bu boru mu? Yetiştiremezse araya kısıtlama girer, sipariş gecikir, ‘sistem’ puanını kırar, netten satışlar düşer. Allah göstermesin çok fena şeyler olur!

 

Eskiden internetten satış mı vardı? Yoktu… Çarşıya gider, kitaplara bakardın. O gün nasibinde kitap yoksa bile dostlarla oturur çay-kahve ikramıyla sohbetini ederdin. Yahut ne zamandır aradığın kitaba rastlar, kitapçıyı ‘uyandırmadan’ “epey hırpalanmış ama, buna ne istiyorsun” der, fiyatı yüksek bulur, bir tatlı ortaoyunu oynar gibi pazarlık eder, nihayetinde sevinçle, olmadı kızgınlıkla çıkar giderdin. Ya da kitapçının “bunu size ayırdım” diyerek çekmeceden çıkardığı kitabı alıp, sevip okşayıp tadına doyulmaz bir zevkle çantana koyardın…

 

Eskiden, hep eskiden...

 

Çarşı tatsız… Çıkmadan evvel sepetteki partilik malların arasındaki bir dergi gözüme ilişti:

 

ÜLKE

haftalık dergi

4-10 Ağustos 1996                  

Sayı: 9               

100.000 TL KDV dahil

 

Aldım, rastgele açtım. 15. sayfanın altında kutu içerisinde iki bölümlü “O değil” başlıklı bir yazı. Yazan: Mustafa Şahin!

 

Allah Allah!

 

Yazının solunda bir şiir var:

 

Bezm o bezm, ahbab o ahbab, ülfet o ülfet değil

Mey o mey, saki o saki, halet o halet değil

Can ü canan arasında var idi can sohbeti

Can o can, canan o canan, sohbet o sohbet değil

Hoş degildür dur olalı seng-i rahında başım

Ser o ser, gönül o gönül, rahat o rahat değil

Bunca gördük o fenanın hoş günün nahoş günün

Gün o gün, saat o saat, adet o adet değil

Ey Hasan bir efendiye bende idin bir zaman

Şah o şah, bende o bende, himmet o himmet değil

 

Allah Allah!

 

Yazının sağında Mustafa Şahin diyor ki:

 

Erkiletli Aşık Hasan’ın yandaki mısraları şu günlerin halet-i ruhiyesine ne kadar da denk düşüyor. Hiçbir şey eskisi gibi değil. Aşk, meşk, bağ, bağban, mey, meyhane, saki, şah, geda, han, handan, hiçbiri eskisi gibi değil. Kıskandım Erkiletli Aşık Hasan’ı. Çok sevdim mısralarını. Döne döne okudum. Galiba ezberledim. Bu mısralar üzerine ne söylenebilir diye düşündüm. Sanki bir şey söylemek gerekiyormuş gibi. Daha doğrusu hangi vesileyle bu mısraları size ulaştırabilirim diye düşündüm…

 

Allah Allah!

 

Mustafa Şahin 4 Ağustos 1996 tarihinden seslenip sanki şunları söylüyor:

 

“Eskiden öyleydi böyleydi deyip durma. Bak o zaman da hiçbir şey eskisi gibi değildi, şimdi de değil. Benim hikâye kitabımı almak için geldin, hikâyenin tam göbeğine düştün. Kitabım gelene kadar bununla iktifa et… Bu vesileyle Erkiletli Aşık Hasan’ın mısralarını da okurlara ulaştır.”

 

Allah Allah!

 

Allah Allah!

 

Allah Allah!