Namussuzlar kadar cesur olmak zorunda mıyız?

27.01.2020

İsmet İnönü'ye izafe edilen harikulade bir söz var. İnönü, Bir ülkede namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülkede kurtuluş olmayacağını belirtiyor. 

 

Beylik bir söz. İnsanı duyduğunda heyecanlandırıyor. Kalkıp silkinesi, bir şeyler yapası geliyor. Çoğunlukla hepimizin de ilk duyduğunda onay vereceği, altına imza atacağı bir söz.

 

Fakat beylik sözlerin pek çoğu gibi gerçeklik karşısında, tarih karşısında, hayat karşısında sınanmaya muhtaç.

 

Medeni ölçülerde bir toplum olabilmek için namussuzlar kadar "cesur" olmak zorunda mıyız? 

 

Peki bunca askeri, polisi; koca bir kolluk ve adliye organizasyonunu istihdam etmeye ne hacet var?

 

"Cesur" olmak koğuşturma, soruşturma, yargı ve infaz haklarının tümünü birden temsil için bir ehliyet nişanıysa medeni bir toplum için ilk akla gelen hukuk ve kuvvetler ayrılığını ne yapacağız?

 

Bir araba dolusu kelamı boşa etmedim tabii ki.

 

Avukat Feyza Altun, 18 Ocak tarihinde attığı bir tweet ile pek çok taraftarını sevindiren, fakat aslında önce bir avukat olarak kendisini kaygılandırmasını beklediğim bir durumu paylaştı.

 

Bir hukukçu olarak bu ayrıntıyı önce kendisinin görmesini arzu ederdim; bırakınız görmeyi buradaki boşluktan istifade hukukun köküne kibrit suyu döken bir hukuksuzluk biçimi olan "linç"i çağrıştıran sözlerini de hayretle karşıladım.

 

Altun tweet metninde diyor ki: 

 

"CİMER ispiyoncuları ispiyonlarınız bize gelirken TC’nizden cep telefonunuza kadar tüm bilgiler şikayet ettiğiniz kişiyle paylaşılıyor; benim de kendilerine minnoş bir süprizim olacak her şeyi göze alarak ifşa edeceğim sonra da iftiradan suç duyurusunda bulunacağım" (https://twitter.com/feyzaltun/status/1218449790062813184)

 

 

Çıplak gözle bakıldığında insan derin bir nefes alıyor: Muhaberat rejimini aratmayan bugünkü manzara-i umumiyyede köftehor jurnalcilerden haberdar olacak olmak pek güzel. Belki utanırlar, korkarlar da bir daha kimseye iftira etmezler. 

 

Peki kazın ayağı öyle mi? Bu husus sadece jurnalcileri mi ilgilendiriyor?

 

Haksız bir uygulamayı, diyelim ki çocuğunun okulundaki kötü bir idareciyi, bir eşitsizliği, bir hak ihlalini bildiren kişinin de bilgileri demek ki bu yolla şikayet edilen kişinin eline ulaşabiliyor?

 

Bize de bu durum karşısında düşen İnönü'nün vaaz ettiğini cinsten "cesur" olmak. Zira şikayet sonrası kapımıza dayanacak "davalımız", daha şikayetimiz kadı yüzü görmeden, kalemimizi kırabilecek.

 

Feyza Hanım'ın işaret ettiği vaka gerçek mi bilemiyorum. Aksine sistem iletişim ve kişisel bilgilerini gizli tutarak bildirimde bulunmayı "mümkün" kılıyor. 

 

Daha önce de kendisi hakkında CİMER'den şikayet alan birkaç kişiden benzer şeyleri işittiğimde nasıl olup da kendilerini şikayet edenlerin bilgilerine ulaşabildiklerine şaşırmış, bunu kafa-kol ilişkisine yormuştum. Fakat Altun'un açıklamasından sistemin böylesi bir gediği olduğu anlaşılıyor.

 

Sistem bu şekilde çalışıyorsa vay halimize. Derhal sistemin bu çalışma şekli düzeltilmeli, vatandaşı koruyacak tedbirler alınmalı.

 

Bakınız CIA bile TOR olarak bilinen, kişilerin anonim olarak internette surf yapabildiği, IP bilgilerini gizleyebildiği ağlarda siteler açıp, ihbarda bulunmak isteyenlerin, kimlik bilgilerini korumak isteyenlerin bu ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışıyor.

 

Pek çok basın kuruluşu, kendilerine haber bildirecek kişilerin, kimliklerini gizli tutma ve teknolojik imkanlarla izlenmelerine mani olmak için açık anahtarlı şifreleme sistemi kapsamında anahtar paylaşımı yaparak bu yola teşvik ediyor.

 

CİMER sisteminde kimlik ve iletişim bilgilerini gizleyecek şekilde bildirim yapmaya imkan veren bir seçenek mevcut. Yetkililer bu seçenek kullanıldığında şikayetçinin bilgilerinin sadece adli makamlarla, savcılık ve müfettişlerle paylaşıldığını belirtiyor.

 

Feyza Hanım'ın sözünü ettiği bu gedik hangi noktadan kaynaklanıyor peki? Yargı makamları mı, müfettişler mi? 

 

Feyza Hanım gibi bugünkü sistemde "dezavantajlı" pozisyondaki bir avukat dahi kendisini şikayet eden kişilerin bilgisine ulaşabiliyorsa, nüfuzlu birini, bir ensesi kalını şikayet ettiğimizde gerçekten vay halimize!

 

Bakınız bardağın dolu tarafından bakmak bu işi masumlaştırmaz. Bir kısım kişi iftiracıların, jurnalcilerin sayısını azaltır diye düşünüyor olabilirsiniz.

 

Fakat böylesi bir gedik devletine, devletinin kurumlarına güvenerek bir haksızlığı bildirmek isteyen namuslu vatandaşların sessiz kalmasına yol açacaktır.

 

Namuslu vatandaşların "cesur" olmasına gerek yok.

 

Devletin vatandaşını korumasına, mekanizmalarını işletmesine ve adil olmasına gerek var.

 

Kurtuluş kesinlikle böylesi bir sistemde! 

 

Yetkililerin Feyza Hanım'ın iddiası karşısında sistemi savunan yahut "asla ve kat'a böylesi mümkün değildir" şeklinde bir tekzibine rastgelmedim.