Ne olacak?

15.06.2020

Ebu Zer’i bilirsiniz. Peygamberimizin ashabının ileri gelenlerindendir. Kendine has bir duruşu var. Zaten peygamberimiz onun için “yalnız yaşar, yalnız yürür ve yalnız ölür” buyurarak onun bu nevi şahsına münhasır duruşuna dikkat çekmiştir. İşte bu Ebu Zer, henüz İslam’ın adı duyulmamışken, henüz peygamberimiz tevhidi yaymaya başlamamışken çölde çadırının önüne diktiği ve her gün sektirmeden ibadet ettiği putuna her zamanki gibi ibadet etmek için sabah erkenden çadırından çıkarken bir çöl tilkisinin o tanrı bildiği putunun başından aşağı işediğini görür. Bu durum karşısında Ebu Zer iliklerine kadar sarsılır ve bu yaptığının ne kadar yanlış olduğunu anlar. Yılların ilkel putperestliğinin baskıladığı fıtri tevhidin adeta coşkusuyla şöyle der:

 

(Rabbun yabulu aleyhi sealibu/leqad zelle men bale aleyhi sealibu)

Bir tanrı düşünün ki tilkiler tepesinden aşağıya işiyor

Bir tilkinin başından aşağıya işemesine engel olamayan biri alçaktan başka bir şey değildir.

 

Sonrası malum. Bunca sene böylesine alçak düzmece tanrılara kulluk etmenin utancıyla dolanıp durur ve derken peygamberimizin davetini duyarak ona uyar ve İslam tarihinin yıldız şahsiyetlerinden biri olur.

 

Biraz abartmıyor musunuz? Neticede tarihsel veya sanatsal değeri olan heykellerdir bunlar, diye İslam’ın putlara yönelik sert tutumunu abartılı görenler çıkıyor zaman zaman. Oysa heykeller veya putlar sanıldığı kadar masum değildirler. Her birinin arkasında zulüm dolu kanlı tarihler vardır. Temsil ettikleri o dehşetli, o kanlı tarihleri bile her birimizin yürekten onlardan nefret etmemiz için yeterlidir. Ayrıcı bir putun ya da heykelin konuştuğu, kendilerine kulluk sunanlara direktifler verdiği duyulmuş şey değildir. Putların veya heykellerin arkasına saklanan zulüm sistemleri birer eski dönem kahinleri gibi insanların kulaklarına tılsımlı sözler fısıldar, putların kendilerinden bir takım şeyler istediklerini söyleyerek onları insanın onurunu ayaklar altına alan fedakarlıklarda bulunmaya, ırzlarını, namuslarını, canlarını, sahip oldukları her şeylerini feda etmeye zorlarlar. Bu yüzden İslam’ın putlara yönelik bu sert tutumu insanları işte böylesine onur kırıcı bir kölelikten özgürleştirme amacına yöneliktir. Bugünkü gibi İslam’ın bu özgürlük mesajını mazlumlara, düzmece tanrıların zulümleri altında inim inleyen insanlara ulaştıracak evsafta bir ümmet olmadığı durumlarda ise bugünkü korona salgını gibi sarsıcı olaylar insanların öz doğalarını, fıtratlarını sarsabiliyor ve bir tilkinin defi haceti mesabesindeki bu sahte tanrılardan korkmanın doğru bir şey olmayacağını anlamalarını sağlayabiliyor ve yerin katmanlarında birikmiş enerjinin bir deprem anında açığa çıkması gibi mazlumların, kölelerin içindeki potansiyel tevhid harekete geçebiliyor.

 

Geçenlerde Amerika’da patlayan siyah öfke ile birlikte Amerika’da ve Avrupa ülkelerinin birçoğunda çeşitli tarihi şahsiyetlerin heykellerinin göstericiler tarafından yıkıldığı görüntüleri izlerken böyle bir durumla karşı karşıya olduğumu anladım.

 

Aslında uzun bir süredir ben de çoğu kimse gibi bu korona sürecinden sonra nasıl bir dünya bizi bekliyor diye düşünüyor ve başta kendim olmak üzere kimseyi ikna edecek bir şey bulamıyor ya da öngöremiyordum. Ama şu anda rahatlıkla diyebilirim ki bundan sonraki dünyada putlar o kadar da rahat edemeyecekler. Sabah akşam kuşların lazımlığı olmakla yetinemeyecek, Ebu Zer’in çok sevdiği baldırı çıplakların saldırısına uğrayacaklar.

 

Böylesi zor zamanlarda babaannem, merak etmeyin Allah’ın dediği olacak derdi.

 

Korona sonrası nasıl bir dünya bizi bekliyor diye bilimsel çözümlemeler peşindeki zevat bunu anlar mı dersiniz?