Ortadoğu, Kudüs, Bereketli Hilal

18.06.2020

Türkiye Ortadoğu’nun, Ortadoğu da dünyanın şahdamarıdır. / Sezai Karakoç

 

Ortadoğu coğrafyası; Doğu ve Batı medeniyetlerinin ve kültürlerinin kesiştiği, yazılı tarihin başladığı, bir coğrafyadır. Bu coğrafyaya; Türkiye, İran, Afganistan, Arap Yarımadası (Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan, Katar, B.A.E, Umman, Yemen) Irak, İsrail, Kıbrıs, Filistin, Suriye, Mısır dâhildir.

 

Slav-Ortodoks Batı kültürlerinin,  Afrika kültürleri, Çin ve Hint kültürleri gibi Doğu kültürleriyle temas ettiği bölge, ‘Ortadoğu’ diye adlandırılmıştır. (The Middle East)

 

Ortadoğu coğrafyasında bu gün takriben 400 milyon insan yaşamaktadır. Bu coğrafyada irili, ufaklı 16 devlet bulunmaktadır. Türkiye ve İran, köklü devlet geleneğinden geldikleri için tarihleri çok eskidir. Afganistan hariç,  diğer 13 devlet; 20 yüzyılın İlk yarısında, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla oluşmuş, sömürgeci Avrupa’nın (İngiliz ve Fransa), sınırlarını cetvelle çizdiği devletlerdir.

 

Bu devletler, 16 Mayıs 1916 da yapılan gizli Sykos-Picot anlaşmasına göre yapay sınırlarla kurulmuştur. Böylece Ortadoğu haritası, değiştirilerek yeniden şekillenmiştir. Halkının büyük çoğunluğu Arap olan bu devletlerin başına, İngiltere’nin mutemet adamları olan aşiret reisleri veya asker kişiler getirilmiştir.

 

Bu plan çerçevesinde İngiltere ve Fransa önemli kazanımlar elde ettiler. Plan, yüz yıllıktı ve 2016 da bu planın ömrü bitti. Emperyalist devletler bu coğrafyada, yeni arayışlara girdiler. Bu kez ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ni devreye soktular.

 

SYKES – PİCOT Nedir?

 

İngiltere Hükümetini temsilen Mark Sykes ile Fransız hükümetini temsilen George Picot’un 16 Mayıs 1916’da, İngiltere’de yaptıkları gizli görüşmelerde uzlaşarak Ortadoğu’yu, cetvelle sınırlar çizerek devletlere ayırdılar. Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı’nın Ortadoğu’daki topraklarını parçalayıp petrol zengini olan bu toprakları ele geçirmek, onların en büyük emelleriydi. Bu yüzden coğrafyayı parçalayıp, böldüler. Emellerine kavuştular.

 

Irak, Ürdün ve Filistin İngilizlerin, Suriye, Lübnan, Türkiye’nin Güneydoğu’su (Adana, Antep, Urfa, Maraş, Mardin, Diyarbakır) Fransızların kontrolüne bırakıldı. Bu bölüşümde, sınırları eskisi gibi kalan Mısır, İngiltere’nin yönetiminde kaldı. Kuzey Afrika Ülkeleri olan Fas, Tunus ve Cezayir ise Fransızların kontrolüne bırakıldı.

 

Emperyalist İngiltere’nin birinci projesi, Osmanlı devletinin yıkılması, ikinci projesi, aşiret devletleri oluşturarak, hepsini kontrol edip elinde tutmaktı. Bu arzularına kavuştular.

 

Bu coğrafya neden çok önemlidir?

 

1. Doğu ve Batı kültürlerinin kesişme noktasında olmasından dolayı jeopolitik konumu itibarıyla,

 

2. ‘Bereketli Hilal’ diye tanımlanan tarıma elverişli toprakların bu coğrafyada oluşu,

 

3. Tarihe yön veren semavi dinlerin menşeinin burada olması,

 

4. Zengin yeraltı kaynaklarının, petrol ve su kaynaklarının burada olması (Nil, Fırat ve Dicle).  Bu özelliklerinden ötürü Ortadoğu, sömürgeci batı toplumlarının, her zaman iştahını kabartmıştır.

 

Eski ABD Dış İşleri Bakanı -Siyonist- Henry Kissinger diyordu ki:

 

“Kesin olan bir şey varsa o da Ortadoğu’nun eskisi gibi olmayacağıdır.” Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), sinsi Siyonist bir planın yeniden bu topraklarda ortaya konmasından başka bir şey değildi.

 

Bereketli Hilal neresidir?

 

Bu bölge; Irak, Ürdün, Filistin/İsrail, Lübnan ve Suriye’yi kapsar. Bu bölgeye, Nil nehrinden dolayı Mısır’ı da katmak gerekir. Bereketli hilal denilen topraklar Nil ve Fırat arasında kalan mümbit toprakların tamamıdır. Buraya Arz-ı mevut (vaat edilmiş toprak) veya Arz-ı mukaddes de denilmektedir.

 

Ortadoğu’yu önemli kılan etkenlerden biri de Mezopotamya (Fırat’la Dicle arası), Nil nehri ve vadisi gibi verimli toprakları bünyesinde barındırmasıdır. Bereketli hilal olarak adlandırılan bu coğrafya; geçmiş tarihte Mısır, Sümer, Babil ve Asur gibi su eksenli medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır.

 

Tarım, ticaret ve şehircilik dünyaya bu bölgeden yayılmıştır. İlkyazı türü olarak bilinen çivi yazısını, buradaki medeniyetler bulmuş ve kullanmıştır. Tarımda; buğday, arpa, mercimek ve nohut ziraatı, ilk defa Mezopotamya bölgesinde yapılmıştır.

 

Dünya tarihinin kökenini oluşturan üç büyük semavi dinin bu coğrafyada olması bölgeye mistik ve gizemli bir boyut kazandırmıştır. Ortadoğu’ya sahip olmak, Hristiyan ve Yahudiler tarafından maddi kazançların yanında, ilahi bir görev olarak da algılanmıştır.

 

İlahi algının kaynağı Kudüs                          

 

Arap yarımadasındaki Mekke ve Medine’den sonra üçüncü kutsal şehir, Filistin bölgesinde yer alan Kudüs’tür. Kudüs, 3000 yıl önce Hz. Davud tarafından kurulmuştur. Kudüs, aynı zamanda üç semavi dine ev sahipliği yapmış, Kâbe’den önce Müslümanların yöneldiği Mescid-i Aksanın olduğu şehirdir. Hz. Muhammed, Mescid-i Aksa’dan Miraca yükselmiştir.

 

Yahudiler ve Hristiyanlarca kutsal sayılan, yüksekliği 500 metreyi ancak bulan Siyon dağı, Kudüs’e çok yakın olan bir tepenin adıdır. Hristiyanlara göre Hz. İsa bu tepede çarmıha gerilmiştir. Hz Davud’un kabrinin bu dağda olduğuna inanılmaktadır. Siyonizm, adını bu tepeden almaktadır. Süleyman Mabedi, bu şehirdedir. Hz Davud’un kurduğu ve oğlu Hz. Süleyman’ın mamur ettiği bu şehir, Babil Kralı Nebukadnezar (Buhtunnasır) tarafından M.Ö. 597 de yakıldı, Süleyman Mabedi yıkıldı. Şehir halkı Babil’e sürgüne gönderildi. Daha sonra Kudüs, Romalılar tarafından ikinci büyük bir işgali yaşadı.

 

Bereketli Hilal’de Haçlı ne arıyor?

 

Haçlılar; On birinci yüzyılın sonlarında batıda, “Kudüs’ü kurtarma” sloganıyla Türkleri Anadolu’dan atmak ve bütün Ortadoğu’yu ele geçirmek için başlatılan siyasi amaçlı askeri harekâta katılanlara verilen addır. Haçlılar, Araplar tarafından ‘Ehl-i salib” diye adlandırılır.

 

Haçlı Seferleri, Avrupalı Katolik Hristiyanların, Müslümanların elindeki Orta Doğu toprakları üzerinde siyasi ve askeri kontrol kurmak için başlattıkları seferlerdir. 1096 -1272 tarihleri arasında Ortadoğu’ya tam sekiz defa Haçlı Seferi düzenlenmiştir. Haçlılarla 1187’de Hittin’de yaptığı savaşı kazanan, Eyyubi Devleti’nin kurucusu Sultan Selahattin-i Eyyubi’dir.

 

Birinci Haçlı Seferi’nin sonunda (1101) bu topraklarda üç Haçlı devleti kuruldu; Kudüs Krallığı, Antakya Prensliği ve Urfa Haçlı Kontluğu.

 

Kutsal şehir Kudüs’ün ilk fatihi; harp yapmadan, şehrin piskoposu tarafından verilen şehrin anahtarlarını teslim alan Hz. Ömer’dir.

 

İkinci fatih, Kudüs’ü kılıç gücüyle alan ‘şarkın sevgili sultanı’ Sultan Selahattin’dir.

 

Batılıların bugün başka kılıflar altında Ortadoğu’ya, özellikle Mezopotamya’ya saldırıyor olmalarının temelinde, dini ve mistik bir kaygı taşısalar da bu gün için istedikleri şey; su ve nefttir. Yani petrol.  Irak ve Suriye’de çıkartılan savaşların temelinde su ve petrol ile birlikte, bu verimli topraklar üzerinde Hristiyan ve Yahudilerin geleceğe ait çıkarları yatmaktadır.

 

Batılılar tarafından Ortadoğu’ya, 1948 yılında bir hançer gibi sokularak kurdurulan İsrail Devleti’nin menfaatlerini korumak, büyük İsrail olarak sayılan ABD‘nin, önemli ve vazgeçilmez görevi olmuştur. Amerika, Fransa ve İngiltere’den sonra bu topraklarda söz sahibi olmak için açıktan devreye girmiştir.

 

İsrail Devlet’inin bayrağındaki alt ve üst çizgilerden biri, Fırat’ı, diğeri Nil’i temsil etmektedir. Bayrağın ortasındaki iç içe geçmiş eşkenar üçgenler; erkeklik ve dişiliğin sembolü olan Hz. Süleyman’ın mührünü temsil etmektedir.

 

Özellikle ABD, bu topraklarda Kürt ve Ermeni devleti kuracağını söyleyip, önceleri, Ermeni ASALA örgütüne, 1984’ten itibaren de PKK ya destek vermiştir. ABD; İsrail’in güvenliğini sağlamak, vadedilmiş toprakları, aşama aşama İsrail’e teslim etmek ve Siyonizm’in emellerini bölgede gerçekleştirmek istemiştir. Bunun için önce Irak’ı işgal etmiş, sonra da PKK vasıtasıyla Suriye’ye yönelmiştir.

 

Yahudilerin Kutsal kitapları olan Tevrat’ta, vadedilmiş toprakların Fırat, Dicle ve Nil arasında olduğu yazmaktadır. Tevrat’ta “Öldürmeyeceksin” denilmesine rağmen, Siyonistler fırsat buldukça çoluk çocuk demeden hep öldürüyorlar.

 

İslam’da hilal; barışı, emniyeti ve huzuru temsil eder. İslam; huzurun, barışın ve emniyetin teminatıdır. Haçlı denilince;  uzun zamanlardan bu yana savaş, kan, sömürü, haksız yere adam öldürmek akla geliyor. Tarih boyunca yapılan bütün büyük savaşları, Haçlı zihniyetindeki Hristiyan Batı çıkarmıştır. Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, kan ve gözyaşı onların eseridir. Bu gün için Ortadoğu’da, Müslüman coğrafyalarda, Afganistan’da, Mezopotamya’da, Suriye’de, Irak’ta çıkarılan fitne ve fesat, Haçlı zihniyetinin eseridir. Tevhidi temsil eden İslam’ın Haçlı saldırganlığına karşı mücadelesi devam etmektedir.

 

Hak ile batılın mücadelesi, tarih boyunca süregelmiştir ve devam edecektir. Ancak, Hak gelince batıl zail olur. Bundan hiç kuşkumuz yoktur.