Pencereden görülenler

30.03.2020

Tüm dünyalılar gibi bizler de inanılması güç bir imtihan döneminden geçiyoruz. Daha önce görmediğimiz, yaşamadığımız ve yakın atalarımızın bizlere aktar(a)madığı, sadece bazı tarihi kayıtlardan hakkında fikir edinebileceğimiz deneyimlerden biri bu. Evde kalabilerek korunmak dahi büyük imkan; gördüğümüz ve kanıksadığımız yaşam tarzımıza ilişkin fiziki ve moral tüm ihtiyaç ve alışkanlıklarımızı ucu açık bir şekilde ertelemek dışında şu an için yapabilecek hiçbir şey de yok açıkçası. Mahir bilim adamları tedavisini bulup, aşısını geliştirinceye kadar manuel ve konvansiyonel sakınma sistemleriyle bu süreci en az hasarla atlatmaya çalışacağız inşallah. Allah milletimizin ve tüm insanlığın yardımcısı olsun.

 

Öte yandan yaşam, olağan dışı kabul edilen bu koşulların ön gördüğü şekilde biçimlenerek akmaya devam ediyor. Devletimiz ve hükümet, şaşkınlık yaratıcı derecede insanlara endişe ve bilinmezlik aşılayan bu iklimde, kapasitesi oranında önlemler almaya çalışıyor ve çeşitli kısıtlamaları devreye sokuyor. Bugünlerde halkın gözü kulağı babacan, mütevazı, çalışkan ve samimi tarzıyla Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya çevrilmiş durumda. Yaptığı her açıklama dikkatle takip ediliyor. Esasen şu sıralar devletin görünen ve hatta milletin görmek istediği yüzü o, belki biraz da Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk.  Her gün çeşitli vesilelerle ekranlarda arz-ı endam eden zat-ı  devletlüleri pek fazla çıkmıyor bugünlerde. Ekonomimizi şahlandırmasına ramak kalmışken yaşanan ‘’bu küresel sınama, paydaşlarla geliştirilecek sürdürülebilir ve kalıcı kazan kazan politikasını’’ her ne kadar etkileyecek gibi görünse de, dünya döndükçe kalplere sürur veren gülümsemesi yüzünden eksilmeyesi Hazine Bakanımızı da uzun zamandır izleyip, dinleyememiş olmanın hüznünü yaşamıyor değiliz ümmetçe. Neyse ki, Sağlık Bakanı Sayın Koca geçenlerde alınan tedbirler konusunda yaptığı açıklamada verdikleri destekler nedeniyle Sayın Cumhurbaşkanıyla birlikte kendisine iki kez üst üste teşekkür etti de, hatırlamış olduk Sayın Bakanı ve himmetlerini bu vesileyle.

 

Bir de bu Korona döneminde sosyal medya çok coştu, insanlar büyük oranda evlerinde ve vakit oldukça bol zira. Bu virüsün yol açtığı ve hepimizi çırılçıplak bırakan savunmasızlık nedeniyle herkes kendi meşrebince yazıyor, çiziyor, söylüyor ve alıcı da buluyorlar nitekim. Müzmin ideolojik çevrelerin kalplerini yumuşatmaya yetmemiş anlaşılan Korona illeti; din, dil, ırk, inanç ve coğrafya ayırt etmeksizin tüm insanlığı tehdit eden bu katil virüs. Aynı ve hatta daha ötesi akıl dışı bir nefretle saldırıyorlar birbirlerine. Adamın biri daha geçenlerde tivi derslerinde türbanlı öğretmenlerin yer almasını hazmedememiş çemkirip duruyordu, kırmızı görmüş azgın boğa gibi. Bir de Ulaştırma Bakanı görevinden alınmış, yerine hemşerisi ve yardımcısı olan kişi atanmış, o da ‘’Sayın Cumhurbaşkanın güvenine layık olmaya çalışacağım’’ şeklinde bir ifade kullanmış göreve başlarken. Vay sen misin bunu söyleyen, millet vurdukça vuruyor; neden millete, vatana değil de Cumhurbaşkanına demiş. Önceki bakan neden görevden alınmış, Kanal İstanbul’la ilgili mi, yoksa başka nedenler mi devreye girmiş? İyi de memlekette sistem değişti bundan iki yıl önce a dostlar; seni bir yere getiren irade, sorgusuz sualsiz alabiliyor. Dolayısıyla yeni bakanı o göreve millet getirmedi ki, minnet duyup sorumluluk hissetsin. Onu göreve getiren belli ve orada kalabilmesinin şartları da açık. Sadece bakanlar mı? Artık bu sistemde en ufak bir devlet memurundan milletvekiline, belediye başkanından en üst düzey bürokratına istenen ve beklenen tek şey kendilerini o makama getiren iradeye koşulsuz bağlılıktır. O ileri demokrasi, şeffaflık, denge ve denetim gibi romantik hülyalar bir zamanlar lazımdı AK Partiye. Şimdi atı alan Üsküdar’ı geçti, bir makama gelmek ya da geldiğin makamı korumak istiyorsan öncelikle biat makamında lidere ve yakın çevresine meyyitin ğassale teslim olduğu gibi teslim olacaksın, durum budur ve kimileri için çok da zor değildir kanaatimce.

 

Bir de içinde bulunduğumuz günler yeni kurulan partiler için bazı sıkıntılara neden olmakta. Sayın Babacan’ın Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) kuruluşunu ilan ettiği aynı gün Korona ciddi anlamda ilk kez gündemimizin ana başlığı haline geliyordu. İnsanların öncelikleri değişkendir; kapımıza dayanan yaşamsal tehdit, evin içindeki dağınıklıktan daha önemli olabilir çoğu zaman. Dolayısıyla bu Korona tehdidi kısa sürede sonuçlanmazsa, Sayın Babacan ve ekibinin teşkilatlanma ve temaslar konusunda ciddi konjonktürel sorunlar yaşaması muhtemeldir. Tabi bu elde olmayan bir talihsizlik. Yoksa DEVA partisinin de kitlelerde yeni bir heyecan yaratma potansiyeli yüksekti ve içlerinde son derece değerli dostlarımız var.

 

Yine yakından takip ettiğim Gelecek Partisi ise bu konuda epey mesafe kaydetmiş durumda. Şu ana kadar yanılmıyorsam 51 il başkanı atandı ve teşkilatlanma çalışmalarına hız kesmeden devam ediyorlar. Ayrıca Sayın Davutoğlu ve ekibinin oluşturduğu politika izleme kurulları en başından bu yana yaptıkları son derece kıymetli çalışmalarla ve özellikle Korona krizi günlerinde adeta hükümete ücretsiz yol göstericilik görevini ifa ediyorlar. Yayınladıkları keskin zeka ve yetkin emek içeren rapor, tavsiye, öneri, dilek ve isteklerle bir yandan millete ve devlete karşı sorumluluklarını yerine getirirken, diğer yandan kamuoyuna nitelikli muhalefet nasıl yapılır dersleri veriyorlar. Her ne kadar son derece değerli bulduğum bu çalışmalar merkez denilen ve artık tamamıyla iktidar kanadına ait medyada yer almasa ve geniş kitlelere ulaşması önüne setler çekilse de, gördüğüm kadarıyla Gelecek Partisi yetkilileri diğer iletişim enstrümanlarını en etkili şekilde kullanmak yoluyla mesajlarını kamuoyuna iletmeye azami gayret gösteriyorlar. Bu tavsiye ve önerileri hükümet ne kadar ciddiye alır, ne denli önemser ve faydalanır, kendilerinin bilecekleri bir iştir, ancak her şeyin milletin gözü önünde yaşanmakta ve kayıtlara geçmekte olduğunu unutmamaları gerekir.

 

CHP ise pek ortalıkta görünmüyor şu sıralar. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye  Başkanı Ekrem  İmamoğlu da olmasa hiçbir habere konu dahi olmayacaklar gibi. Allah’tan Sayın Yavaş ve Sayın İmamoğlu gibi iki figür var da, kadrolu kadrosuz, atanmış atanamamış her iki kesimden trollerin baygın atışmalarını eğlenerek izliyorum. Üstelik şu sıkıcı günlerde işsiz güçsüz de kalmamış oluyorlar. Şimdi iş, hükümeti devirmek amacıyla Koronayı İstanbul’a İmamoğlu getirdi seviyesine gelecek mi onu bekliyorum. Ya da AK Partiye oy vermeyen beyaz Türklerin arasına bu virüsü AKP’liler soktu gibi levıllara… J

 

Şimdilik bu kadar sevgili dostlar, mecbur değilseniz evden çıkmayın yine de sizler ve kolonyasız kalmayın, dökünün bolca. Allah hepimizi korusun!

 

Selam ve esenlikler…